46"Elbette onun sağ elini alıverirdik. Sonra da hiç şüphesiz onun can damarım koparırdık". Bu ayetle ilgili iki mesele var: Ayetle ilgili olarak şu izahlar yapılabilir: 1) Bu, "Onun elinden yakalar ve boynunu vururduk" demektir. Cenâb-ı Hak bunu, padişahların, kendilerine iftira edip, cezayı hakeden kimselere uyguladığı cezaya benzeterek anlatmıştır. Çünkü padişahlar, böylesi kimselere hiç zaman tanımaz, hemen boyunlarını vurdururlar. Hak teâlâ burada özellikle "yemîn" (sağ el) lafzını kullanmıştır. Çünkü cellat, öldüreceği kimsenin ensesine darbeyi indirmek istediğinde sol elinden; boğazına indirmesi ve kılıcı oradan vurmayı istediğinde ki bu, öldürülecek olan, kılıcı gördüğü için, ona çok zor gelecek bir pozisyondur o zaman da sağ elinden yakalayıp vurur. Buna göre ayetteki ifâdesi, "Onun sağ elini" takdirindedir. Ve tıpkı, ifâdesinin, "Onun can damarını keseriz" manasında olması gibidir. Bu açık bir tefsir olup, Hasan el-Basri'den nakledilmiştir. 2) Buradaki "yemîn" kelimesi, kudret ve kuvvet manasınadır. Bu görüş Ferrâ, Müberred ve Zeccâc'ın görüşüdür. Onlar bu hususta Şemmâh'ın şu beytini delil getirmişlerdir:"Ne zaman bir şeref için bir sancak kaldırılsa onu Arabe, kuvvetiyle alır, yakalar." Buna göre ayetin manası, "Biz, ondan bütün gücünü çekip alırız" seklinde olur. Bu manaya göre 'deki zaid olmuş olur, Mukatif, ayete, "Biz ondan hak ile intikam alırız" manasını vermiştir. Bu görüşe göre, ayetteki "yemîn", "hak" manasına olmuş olur ve tıpkı "Siz bize, hak taraftan gelirsiniz" (Saffat,28). Bil ki bu izahların neticesi şu manaya varıp dayanır: "Eğer o (peygamber), Bize, Bizim demediğimiz bir sözü nisbet edecek olsaydı, ya delil getirmek suretiyle onu, bundan menederdik. Çünkü Biz, ona bu konuda muârazada bulunanları, getirip karşısına dikerdik. Böylece bu konuda yalancı olduğu ortaya çıkardı. Böylece de bu durum, onun davasının batılhğını gösterir, sözünü temelinden yıkardı. Yahut da, uyduracağı sözü tam söyleyeceği zaman, bütün gücünü-kuvvetini çekip alarak ona mani olurduk. Doğru söyleyenin yalan söyleyene karışmaması için, Allah'ın hikmetinin gereği de budur." "Vetîn", kalbten uzanıp başa varan ve kesildiğinde canlıların ölüverdiği damardır. Ebu Zeyd, bunun çoğulunun "vütün" şeklinde olduğunu, "evtine" şeklinde de geldiğini, mesela (üç damar) dendiğini; "mevtûn"un ise, "vetîn damarı kesilen" manasına olduğunu söylemiştir. İbn Kuteybe de şöyle der: Cenâb-ı Hak, bu ifadeyle, "Biz onun bu can damarını bilfiil keseriz" manasını değil, "Yalan söylemesi halinde onu öldürürüz ve o sanki bu daman kesilmiş gibi olur" manasını kastetmiştir. Bunun bir benzeri de Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in "Hayber'deki o lokmanın (tefsiri) zaman zaman beni yoklar. İşte o anlar, (sanki) can damarımın kesildiği anlardır" hadis-i şerifidir. Buradaki "ebhür", kalbe bağlı olan damar demek olup, bu kesildiğinde insan ölür. Buna göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) adeta, "Bu o zehirin beni öldürdüğü anlardır. İşte bu durumda, sanki can daman kesilmiş kimse gibi olurum" demek istemiştir. |
﴾ 46 ﴿