25

"Bunlar, günahlarından dolayı suda boğuldular. Ardından da, bir ateşe atıldılar. O vakit, kendilerine Allah'dan başka yardımcı da bulamadılar"

buyurmuştur. Bu ayetle ilgili birkaç mesele vardır:

Birinci Mesele

Bu ayetin başındaki (......) tıpkı (......) (Nisa, 155) ve (......) (Al-i Imran, 159) ayetlerindeki (......) gibi, zaididir Buna göre mana, "Günahları yüzünden, günahları sebebiyle..." şeklinde olur. İbn Mesûd da, (......) şeklinde okumuş, böylece (......) ifâdesini sona almıştır. Buna göre (......) zâid olmaz. Çünkü kendisinden sonra gelen ifâdeyle birlikte, masdarı takrir etmek için olur.

Bil ki, Cenâb-ı Hakk'ın, (......) ifâdesi, onların, boğulmalarının esasen Tufan sebebiyle değil de, kendi hataları yüzünden olduğunu beyan etmek içindir. Müneccimlerden, "Bu, o vakitte devr-i a'zamın yarısının geçmiş olması sebebiyle olmuştur" kabilinden sözler söyleyenler, ayetin sarih manasını tekzib ettiklerinden böyle söyleyenlerin tekfir edilmesi gerekir.

Hetîe Kelimesi

Hemze ile hemzeyi yâ'ya çevirip, ya'yı da yaya idğam etmek suretiyle ve cim anlamı murad edilerek, müfret olarak şeklinde de okunmuştur. Burada geçen bu kelime, yani "hata" maddesiyle, küfür manası kastedilmiş olabilir. Bil ki, her ikisi de (......) kelimesinin çoğuludur. Ancak ne var ki, birincisi "cem-i mükesser". ikincisi de, "cem-i sâlim'dir. Bu konuyla ilgili sözümüz, Bakara 58 ayetiyle, Araf 161 ayetinin tefsirinde geçmiştir.

Kabir Azabı

Alimlerimiz, kabir azabının mevcudiyeti konusunda, Cenâb-ı Hakk'ın, "... boğuldular. Ardından da, bir ateşe addılar" ifadesine tutunmuşlar ve şu iki izahı yapmışlardır:

a) ifadesinin başındaki fa, ateşe sokulma işinin, boğulmanın hemen peşinden olduğuna delâlet etmektedir. Dolayısıyla, ayetin bu ifadesini, ahiret azabı manasına almak mümkün değildir. Aksi halde, fâ'nın delaleti yok olmuş olur.

b) Allahü teâlâ, geçmişi ifade eden bir siga (mazî ile) buyurmuştur ki bu, sokulma işinin bilfiil gerçekleşmiş olması halinde doğru olan bir ifadedir. Mukâtil ve Kelbi ise, bunun manasının, "Onlar, ahirette, azaba sokulacaklar..." şeklinde olduğunu; ne var ki, doğru olduğundan ve ilgili tehdit gerçek olduğundan muzarî yerine mazı fiil kullanılmış olup, bu tıpkı, Cenâb-ı Hakk'ın, (A'raf, 50) (Araf,44) ayetleri gibidir. Bil ki, bunların söylemiş olduğu şey, bir delil olmaksızın, zahirî manayı terketmektir.

İnsanın Asıl Mahiyeti Ruhidir

Buna göre ayet, "Biz ayetin zahirî manasını, delilden dolayı almadık. Bu delil de şudur: Mesela bir kimse suda boğulduğunda, biz onu orada gözümüzle görüyoruz. Peki daha nasıl, onların o anda cehenneme atıldıkları söylenebilir?" denilirse, buna şu şekilde cevap verilebilir: Bu problem, insan denen mefhûmun görünen hey'etin tümünden ibaret olduğuna inanıldığı için ortaya çıkmıştır. Halbuki bu yanlıştır, zira bir insanın, ta ömrünün başından itibaren mevcut olan bir zat olduğunu beyan etmiştik. Ne var ki, insanın, ömrünün başında bedeni küçüktür. Onun cüzleri sürekli olarak dağılıp gitmektedir. Geriye kalanın, değişenden başka olduğu ise malumdur. O halde insan, Ömrünün ta başından, ölünceye kadar baki kalan şeyden (öz) ibarettir. O halde, peki daha niçin, "Bu cüsse, her ne kadar suda kaldıysa da, ancak o muayyen insanın kendisinden ibaret olduğu insandan ayrılmış olan o temel parçalarını azaba ve ateşe sokmuş olması niçin söylenemesin?

Daha sonra Cenâb-ı Hak,"O vakti, kendilerine Allah'tan başka yardımcı da bulamadılar" buyurmuştur ki, bu, onların, o putlara ibadete devam edişlerinin, o putların, kendilerinden bela ve musibetleri def etmeleri ve faydalı şeyleri de onlara celbetmeleri için olduğunu bir çıtlatma (tariz). Binâenaleyh, onlara, Allah'ın azabı gelince, o putlardan fayda göremediler ve o putlar, Allah'ın azabını onlardan savuşturamadı. Bu yönüyle bu ayet, tıpkı, "Yoksa onların, bizden başka, kendilerinden azabı savuşturacak ilahları mı var?!" (Enbiya, 43) ayeti gibidir. Bil ki, bu ayet, Allah'tan başka bir şeye güvenip dayanan herkesin aleyhine olan bir delildir.

Deyyâr Kelimesi

25 ﴿