27

"Çünkü eğer sen, onları, bırakırsan, kullarını yoldan çıkarırlar. Kötüden, öz kafirden başka da evlat doğurmazlar".

Buna göre şayet, "Peki Nuh (aleyhisselâm), bunun böyle olacağını nasıl bilmiş?" denilirse biz deriz, hem nastan, hem de muhakemeden bunu çıkarmıştır. Nassa gelince, bu, Cenâb-ı Hakk'ın, "Senin kavminden ancak, (daha önce) iman etmiş olanlar inanacak..." (Hud, 36) ayetidir. İstikra ise şudur: Nuh (aleyhisselâm), onların içinde 950 yıl yaşamış. Böylece, onların karakterlerini tanımış ve onları denemiştir. Mesela onlardan birisi, çocuğunun elinden tutarak, onu Nûh (aleyhisselâm)'un yanına götürüyor ve "Şu adamdan sakın, çünkü bu kezzâbtır, yalancıdır. Benim babam da bana bu tavsiyeyi yapmıştı.." diyordu. Böylece, büyüğü ölüyor, küçüğü de aynı düşüncede olarak büyüyordu...

Ayetteki "Fadr, öz kafirden başka da evlat doğurmazlar..." ifadesiyle ilgili şu iki izah yapılabilir:

1) "Bunlar, senin, ilm-i ezelinde de böyledirler."

2) "Bunlar, böyle olacaklar..."

Nûh (aleyhisselâm)'un Duası ve Bedduası

Bil ki, Nûh (aleyhisselâm), kavmine beddua edince şöyle demiştir:

"Ya Rabbi, beni, anamı, babamı, iman etmiş olarak evime giren kimseleri, erkek mü'minleri ve kadın mü'minleri sen bağışla. Zalimlerin, helakinden başka bir şeyini de artırma" (Nûh, 28).

"Beni bağışla..", yani, "Beni terk-i evla yapmamdan ötürü beni bağışla..." demektir. Şu da denebilir: Hazret-i Nûh (aleyhisselâm), kavmine beddua ederken, onlara, onlardan ötürü gördüğü eziyetler sebebiyle beddua etmiştir. Binâenaleyh, onlara beddua etme, adeta, intikam duygusuyla yapılmış da, bundan dolayı da mağfiret talebinde bulunmuştur. Çünkü, intikam duygusuyla yapılan bedduada, nefsi tatmin vardır.

"Anam. babam...", yani, babası Lamek İbn Metûşlah; annesi Şemhâ bint-i Enûs... Ki bunlar, mü'mindiler. Atâ şöyle der: "Hazret-i Nûh (aleyhisselâm) ile Adem (aleyhisselâm) arasındaki peygamberlerin hiç birinin babası kafir değildir. Hazret-i Nûh (aleyhisselâm) ile Hazret-i Adem (aleyhisselâm) arasında on ced, dede vardır." Hasan İbn Ali, Sâm ve Hamı kastederek, ayeti, "iki oğlumu..." şeklinde okumuştur.

Daha sonra, "erkek mü'minleri ve kadın mü'minleri..." buyurulmuştur. Hazret-i Nûh (aleyhisselâm), ilk defa kendisine, sonra kendisine en yakın olanlara dua etmiştir. Zira, kendisine en yakın olanlar, onun duasına daha layıktırlar. Daha sonra da bu duasını, bütün mü'min erkek ve kadınlara teşmil etmiştir. Derken, sözünü, yeniden kafirlere beddua ederek bitirmiş ve "Zalimlerin, helakinden başka bir şeyini de arttırma" demiştir. Yani, "Helaki, unufak olmayı... artır.." demektir. Çünkü, helak edilen her şey kırılıp dökülmüştür. (Araf, 139) (isrâ, 7) ayetleri de bu manadadır.

Tufanda Çocuklar

Derken, Allahü teâlâ, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'un duasına icabet etti de, onların tümünü birden helak etti. Buna göre şayet, "Bu kavim boğulurken, çocukların günahı nedir?" diye sorulursa, buna birkaç yönden cevap verebiliriz:

1) Allahü teâlâ, Tûfan'dan 40 veya 90 yit öncesinden, erkeklerin zürriyetini kuruttu, kadınların ise rahimlerini kısırlaştırdı. Dolayısıyla da bu demektir ki, onlar boğulurken, beraberlerinde çocuk bulunmuyordu. Bunun delili, bu suredeki, (Nuh, 10-12) ayetleridir. Bu, "mefhûm" gereği.onların İstiğfarda bulunmadıklarında, Cenâb-ı Hakk'ın, onların oğullarını çoğaltmayacağına delâlet eder.

2) Hasan el-Basrî, Allah, çocukların suçsuz olduğunu biliyordu. Dolayısıyla da onları, azab etmeksizin helak etti" demiştir.

3) O çocuklar o kavimler ile birlikte bir ceza olsun diye boğulmam ıslardır. Aksine bu boğuluş, başka çocukların boğulma ve yanma ile ölmeleri gibidir. Dolayısıyla bu, çocuklarının da boğulduğunu gözleriyle gördükleri için, ana-babalarının azablarının artmasına sebep olmuştur. En iyisini Allah bilir. Hamd, âlemlerin Rabbine, salât-ü selâm da, efendimiz Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'e, O'nun âline ve ashabına olsun (Amin).

27 ﴿