13"Doğrusu biz o hidayeti (Kur'ân'ı) dinleyince, ona iman ettik. Kim Rabbine iman ederse, o, ne ecrinin eksileceğinden, ne de haksızlığa uğrayacağından korkar". Buradaki "o hidayet" ifadesi, 'Kur'ân" demektir. Nitekim Hak teâlâ, "Bu Kur'ân, kendisinde şüphe olmayan ve müttakiler için bir hidayet olandır" (Bakara, 2) buyurmuştur. "Ona iman ettik", "Kur'ân'a iman ettik" demektir. (......) ifâdesi "O korkmaz, endişe etmez" takdirindedir. Buna göre kelam, mübteda-haberden müteşekkil bir cümle takdirindedir. Başına da, daha önce geçen şartın cezası (cevabı) olduğunu göstermek için "fâ" edatı getirilmiştir. Eğer bu fâ olmasaydı, o zaman şeklinde olurdu. Buna göre eğer, "Bu fiilin merfu gelişinin ve kendinden önce haberi olacağı bir "nüve" mübtedasının takdir edilip, başına fâ getirilmesinin faydası nedir? Çünkü denilmek suretiyle, bunlara gerek kalmayabilirdi?.." denilirse, biz deriz ki: "Bunun faydası şudur: Böyle yapılınca, sanki denilmek istenmiş, böylece de mü'min olanın şeksiz-şüphesiz kurtulacağına ve bu kurtuluşun ancak ona mahsus olacağına delalet etmiş olur. Çünkü (......) takdirindeki ifâde "onun dışındakiler korkar" manasınadır. Â'meş de bunu (......) şeklinde okumuştur. Ayetteki, tabirine gelince, "bahs", noksanlık; "rehak" ise zulüm (haksızlık) demektir, bu hususta şu iki izah yapılabilir: 1) O, kendisine karşı noksanlık ve zulüm yapılmasından korkmaz. Çünkü o, hiç kimsenin hakkını noksanlaştırmamış ve hiç kimseye de zulmetmemiştir. Dolayısıyla da bu iki şeyin cezasından korkmaz. 2) O, ecrinin eksik verilmesinden korkmaz. Aksine onun tastamam verileceğine kesinkes inanır ve yine kendisini herhangi bir zilletin (utancın) sarıp-bürümesinden korkmaz. Buradaki "rehak" (Kalem, 43) ayetindeki gibidir. Onüçüncü Nev: Hak teâlâ'nın şu ayetinin beyan ettiği husustur: |
﴾ 13 ﴿