17

"(Bana) şu hakikat de (vahyedildi): Eğer onlar o yol üzerinde dosdoğru gitselerdi. Bu hususta onları imtihana çekelim diye, onlara bol su içirirdik. Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, O, onu çetin bir azaba sokar".

Bu ifadeler de, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e vahyedilen ayetler cümlesinden olup, takdiri manası, "De ki: Bana şu hakikat(ler) vahy olunmuştur: Cinden bir zümre (Beni) dinlemiş... Şu da vahyolundu ki..." şeklindedir. Buna göre, bu ifade, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e vahyedilen hususların ikincisi olur.

Ayetle ilgili bir kaç mesele var:

Birinci Mesele

Ayetin başındaki şeddeli 'den "muhaffef" öl olup, buna göre mana, "Bana vahyolunduki durum ve hadise şudur: Şayet onlar istikamet sahibi olsalardı, elbette şöyle şöyle olurdu" şeklinde olur. Vahidî şöyle der: "Buradaki edatının bu ile fiili arasına girmesi, tıpkı (Taha, 89) ve (Mûzemmil, 20) ayetlerindeki ve harflerinin araya girmesi gibidir.

İkinci Mesele

(onlar doğru gitselerdi) fiilindeki "onlar" zamiri kime racidir? Bu hususta şu iki görüş ileri sürülmüştür: Bazıları bunun, daha önce bahsi geçen ve özelliklerinden bahsedilen cinlere raci olduğunu söylemişlerdir. Buna göre mana, "O zalim cinler, eğer iman etmiş olsalardı, onlara şöyle şöyle yapardık" şeklindedir. Diğer bazıları da, "Aksine bu zamir, insanlara racidir" demişler ve bu hususta şu iki delili getirmişlerdir:

1) Bol sudan faydalanmaya teşvik, cinlere değil, ancak insanlara uygun düşer.

2) Bu ayet, ancak Allahü teâlâ'nın Mekkelilere yağmuru kesmesinden sonra nazil olmuştur. Bu hususta söylenebilecek son söz şudur: Burada, daha önce insanlardan bahsedilmemiştir. Fakat bu bilinen bir husus olunca, tıpkı daha önce Kur'an'dan bahsedilmediği halde, Kadr Sûresi'deki, "Biz onu kadir gecesinde indirdik" (Kadr, 1) ayetinde, "onu" zamirinin Kur'ân'a raci olması gibi olur. Kâdî şöyle der: "Doğruya en yakın olan, bu zamirin, hem insanlara, hem cinlere raci olmasıdır." Ben derim ki: Kâdî'nin bu görüşünün doğruluğu hususunda, şu şekilde istidlal edilebilir: Allahü teâlâ, bir şarta, yani dosdoğru olma şartına bağlı olarak bir hükmün (neticenin) olacağını bildirince, şartın genel olması sebebiyle, o hükmün de genel olması gerekir.

Maen Gedakâ (Bol Su)dan Maksad

Dal'ın fethası ve kesresiylekelimesi, çok su" demektir. Kelime, bu iki şekilde de okunmuştur. Arapça'da kesre ile "Kaynak, bol su verdi" "O, bol suludur" denilir. Yine "suyu çok bahçe" manasında, denilir. "Bol sulu yağmura" da denilir, ayrıca gîdâh ve gaydan sıfatları da kullanılır.

Ayetteki "bol su" ile ne murad edildiği hususunda şu üç görüş ileri sürülmüştür:

a) Bununla yağmur kastedilmiştir.

b) Ebu Müslim'e göre, bu cennete bir işarettir. Çünkü Hak teâlâ, "altlarından ırmaklar akan cennetler"den bahsetmiştir.

c) Bu ifade ile, faydalı, güzel ve iyi şeyler kastedilmiş olup, "su" kinayeli olarak bunlan ifade için kullanılmıştır. Çünkü dünyadaki bütün iyi-güzel şeylerin temeli sudur.

Dördüncü Mesele

Şimdi biz, "Eğer onlar o yol üzerinde dosdoğru gitselerdi..." ifadesindeki "onlar" zamirinin, cinlere raci olduğunu söylersek, bu ayetle ilgili olarak şu iki manayı verebiliriz:

1) Bu, "eğer o cinler, o örnek yolda, dosdoğru gitselerdi, yani babalan olan o cin (İblis), Allah'a ibadeti sürdürseydi, Âdem'e secde etmekten yüz çevirerek kafir olmasaydı (Bakara, 34), nesli de hak yolda ona tabi olsaydı, Biz onlara bol lütuf ve in'amda bulunurduk" demek olup, tıpkı, "Eğer ehl-i kitab, iman edip, Allah'dan ittika etselerdi, günahlarını bağışlar ve onları naîm cennetlerine sokardık" (Maide, 65), "Onlar Tevrat'ı, incil'i ve Rablerinden kendilerine indirilen şeyleri, hakkıyla yerine getirselerdi, üstlerindeki (gökten) ve ayaklarının altındaki (yerden) yer içerlerdi" (Maid, 66) "Kim Allah'dan ittika ederse, Allah ona bir çıkış yolu nasib eder ve onu ummadığı yerden rızıklandınr" (Talak, 3) ve "Dedim ki: "Rabbinize istiğfar edin ki böylece o da sizin mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın" (nûh, 10-12) ayetleri gibidir. Cenâb-ı Hak burada suyu, güzel yaşayış ve bol rızıktan kinaye olarak zikretmiştir. Çünkü cinlere uygun olan, işte bu manadaki sudur.

2) Bu, "eğer, Kur'ân'ı dinleyen o cinler, bundan önceki yollarına devam etmiş, onu bırakıp da İslâm'a geçmemiş olsalardı, onların rızıklarını bol-bol verirdik (böylece onları fitneye düşürürdük)" demektir. Bunun bir benzeri de, "Eğer insanlar bir tek ümmet haline gelmeyecek olsalardı, Rahman'ı inkar eden kimselerin evlerinin tavanlarını, üstünden çıkacakları merdivenlerini (...) hep gümüşten yapardık" (Zuhruf. 35) ayetidir.

Zeccac birinci görüşü tercih ederek, şöyle der: "Çünkü Allahü teâlâ, bu ayetinde et-tarîk (yol) kelimesini, elif-lâmlı olarak getirmiştir. Binâenaleyh bunun, bilinen ve meşhur olan bir yol demek olması gerekir ki bu yol da, hidayet (İslâm) yoludur." İkinci görüşü benimseyenler ise bu görüşlerine, hemen bu ayetin peşinden gelen, "Bu hususta onlan imtihana çekelim (fitneye düşürelim) diye..." ifadesini delil getirmişler ve "Binâenaleyh bu tıpkı, "Onlar günahlarını artırsınlar diye, Biz onlara mühlet veriyoruz" (Al-i imran, 178) ayeti gibidir.

Buna şu şekilde cevap verilebilir: Kim iman eder, Allah da ona in'âmda bulunursa, bu in'âm aynı zamanda, "Bu nimete şükrediyor mu, şükretmiyor mu ve bunu Allah rızasını elde etmek için mi, yoksa şehevî hislerini ve şeytanı memnun etme uğrunda mı harcayacağı iyice ortaya çıksın" diye, bir imtihan ve deneme olmuş olur.

Buradaki "onlar" zamirinin, insanlara raci olduğunu söyleyenlere göre de, yine bu iki izah yapılabilir: Bu durumda, "Onlara bol su içirirdik" ifadesini zahiri manası üzere bırakmak daha uygun olur. Çünkü insanların sudan İstifadeleri daha tam ve fazladır.

Fitne'nin Manası

Alimlerimiz, bu ayetteki, "... onlan imtihana çekelim..." ifadesine dayanarak, Allahü teâlâ'nın, kullarını saptırabileceğini söylemişlerdir. Mu'tezile ise buna şu şekilde cevap vermiştir: Fitne, sapıklığı yaratmak değil, denemek ve imtihan etmektir. Nitekim Arapça'da "Altın ateşle denedim..." denilir.

Mu'tezile de, ifadesindeki lamı delil getirerek, Allahü teâlâ'nın, yaptığı şeyleri bir maksada bağlı olarak yaptığını söylemişlerdir. Alimlerimiz ise buna, şu şekilde cevap vermişlerdir: "Fitne (deneme), ittifakla, kastolunmamıştır.. Böylece bu ayet, buradaki lamın, Allah'ın yaptığı fiilleri bir maksada mebni olarak yaptığına delalet etmez.

Ayetteki, "Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse..." cümlesine gelince bu, "O'na ibadetten" yahut "O'nun öğütlerinden" yahutta, "O'nun vahyinden yüz çevirirse, O onu ... çetin bir azaba sokar.." demektir. Ayetteki, "O, onu sokar" ifadesi, nûn'un fethası ve dammesi ile, şeklinde de okunmuştur. Ki, manası, "Biz onu, azaba sokarız..." şeklinde olup, bu da "O'nu, bir azaba sokarız.." demektir. Çünkü Cenâb-ı Hak, "Sizi ehenneme sokmuş olan nedir?.."(Müddessir,42) buyurmuştur. Ancak ne var ki şu iki sebepten dolayı, bu kıraattaki mana da doğrudur.

1) Takdir, şeklindedir, ama bu demektir ki, harf-i cer hazfedilmiş ve fiil, doğrudan mef'ûlü ile bağlantı kurmuştur (yani hazf ve isal sözkonusudur). Bu tıpkı Cenâb-ı Hakk'ın "Musa kavmin (den) seçti.."(A-raf. 155) ayeti gibidir (yani, demektir).

2) (......) ifâdesinin anlamı "onu sokarız..." şeklindedir. Çünkü Arapça'da (......) şeklinde kullanılır.

(......) Kelimesi

"... çetin..." kelimesi, (......) fiilinin masdarı olup, Arapça'da, denilir. Bu azab, azablanan kimsenin takatinin üzerine çıktığı, ona galip geldiği ve o da buna güç yetiremediği için, bu ifadeyle tavsif edilmiştir ki, Hazret-i Ömer (radıyallahü anh)'in de, "Bana çok zor geliyor, beni eziyor" manasını kastederek "Bana, en zor gelen şey, birisine dünürcü olmaktır.." demiş olduğu söz de bu manadadır.

Burada, denilebilecek bir diğer söz de şudur: İkrime'den İbn Abbas (radıyallahü anh)'dan riayetine göre İbn Abbas şöyle demiştir: cehennemde bir dağ olup, o dağ da, dümdüz bir kayalıktan ibarettir. Kafir kimseye, o kayaya (dağa) tırmanması teklif edilir, sonra da önünden zincirlerle çekilir; arkasından da demir tokmaklarla vurulur. Derken bu kimse, kırk yılda onun tepesine ulaşır. Tepesine ulaştığında, tekrar aşağı doğru çekilir. Sonra yeniden tırmanmakla mükellef tutulur. İşte bu kimsenin, kesintisiz biçimde yapacağı iş bu olup, bunun bir benzeri de, Cenâb-ı Hakk'ın, (Müddessir, 17) ayetidir.

Mabedler Allah'a Mahsus

Bu sûrede Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e vahyedilen şeyler cümlesinden olan üçüncü nev de, Cenâb-ı Hakk'ın,

17 ﴿