23"(Benim elimden gelen) ancak Allah'dan olanı, O'nun gönderdiklerini tebliğdir. Kim Allah'a ve peygamberine isyan ederse, şüphesiz onun için kendileri orada ebedi kalmak üzere cehennem ateşi var". Alimler bu istisna hakkında bir takım izahlar zikretmişlerdir: 1) Bu, (Cin. 21) ayetinden yaptlan bir istisna olup, buna göre mana, "Ben, sizin için herhangi bir zarara ya da fayda teminine muktedir değilim. Yapabileceğim ancak Allah'tan tebliğde bulunmaktır.." şeklinde olur. "De ki: Ben (isyan edersem), beni Allah'tan kimse kaüyyen kurtaramaz..."(cin.22) ayeti ise, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in buna gücü yetmeyeceğini ve bundan aciz olduğunu tekid etmek üzere, "Eğer Allah bir kimse hakkında bir fenalık dilemişse, onu bundan korumaya hiç kimsenin gücü yetmez" anlamında iki cümle arasında gelmiş bir cümle-i muterize'dir. Bu, Ferra'nın görüşüdür. 2) Zeccâc'ın görüşü olup, bu kelime, (......) kelimesinden bedel olmak üzere mansubtur. Bana göre mana, "Ben, Allah'ın huzurunda, tebliğden başka bir sığınak ve melce bulamam.." şeklinde olup, "Yani beni ancak, Allah katından kendisiyle gönderildiğim şeyi tebliğ etmem kurtarır.." demektir. Ben de derim ki, bu istisna, stısnâ-i munkatı'dır. Zira Cenâb-ı Hak, buyurmayıp, bilakis buyurunca, Allah'tan olan tebligat, O'nun, Ondan başka bir sığınak" ifâdesinin kapsamına girmez. Çünkü, Allah'tan olan tebligat, Allah'tan başkasından olmaz!. Bilakis, Allah'tan olur, O'nun tevfik ve yardımıyla meydana gelir. 3) Bazı alimler de şöyle demiştir: Buradaki (......)'nın anlamı “eğer...” şeklindedir. Buna göre ifadenin anlamı, senin "Eğer kalkmazsan, hiç olmazsa otur" sözünde olduğu gibi, "Eğer tebliğde bulunmazsam, bir sığınak ve bulamam.." anlamında olarak şeklinde olur. Buna göre şayet, meşhur olan kullanım şeklinde olandır. Nitekim Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'de, "Benden yana (benim sözlerimi) tebliğ ediniz... Benden yana tebliğ ediniz" Tirmizi, İlim, 13(5/40). buyurmuştur. O halde Cenâb-ı Hak burada niye, buyurmuştur?" denilirse, biz deriz ki. Buradaki harf-i cerri, tebliğ-belağ" ifadesinin sıfatı olarak gelmiş olmayıp, bu ancak, (Tevbe, 1) ayetindeki gibidir. Buna göre kelamın takdiri, "Allah'dan atan bir tebliğe..." şeklinde olur. Ayet-i kerimedeki (......) kelimesine gelince, bu (......) kelimesine atfedilmiştir. Buna göre sanki, "Ben ancak, tebliğde bulunmaya mesajlar iletmeye kadir olabilirim.." buyurulmuştur. Buna göre cümlenin manası Ben ancak, Allah'tan olanı tebliğ etmeye ve sözü O'na nisbet ederek, "Allahü teâlâ buyurdu" demeye; O'nun, kendisiyle beni göndermiş olduğu mesajlarını, noksansız-ilavesiz ulaştırmaya güç yetirebilirim" şeklinde olur. "Kim Allah'a ve peygamberine isyan ederse, şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır..." ifadesine gelince, Vahidî şunu demiştir: "Elif nûn maddesi kesre ile okunacaktır. Çünkü, ceza fâ'sından sonra gelen ifadenin mevkii, mübteda olmasıdır. Bu sebepledir ki Sibeveyh, (Maide, 95), (Bakara, 126) ve (cin, 13) ifâdelerini, buralardaki mübtedanm muzmar ve mahzuf olması hali üzerine hamletmişlerdir. Keşşaf sahibi de şöyle demiştir: "Bu ifade, "Onun cezası, onun için cehennem ateşinin olmasıdır" takdirinde olarak şeklinde de okunmuştur. Bu tıpkı, "Beşde biri Allah'ındır..." ifadesinin, İsmi "Bunun hükmü şudur: Onun beşte biri Allah'ındır" anlamında olması gibidir." Ayetteki, "kendileri orada ebedf, dâim kalıcılar olmak üzere..." ifadesine gelince, ifadesi, edatındaki çoğulluk anlamından dolayı, çoğul getirilmiştir. Ayetle ilgili İki mesele vardır. Büyük Günah İşleyenin Ahirette Durumu Mu'tezile'nin çoğunluğu (cumhur), bu ayet ile, ehl-i salâttan olup da fâsık olanların ebedî olarak ateşte kalacakları; ayetin bu umumî hükmünün, kâfirler gibi, onları da içine aldığı hususunda istidlal etmişler ve şöyle demişlerdir. "Bu ceza (vaîd), burada, ondan daha büyük olan bir tevbenin ve taatın bulunmaması şartına bağlıdır." Sözlerine devamla da, "Bu umumî hüküm, bu gayeye delalet itibariyle, diğer umumî hükümlerden daha kuvvetlidir. Çünkü diğer umumî ifadelerde "ebedî ve daim olarak" ifadesi gelmemiştir. Muhalifimiz olan (ehl-i sünnet) ise, buradaki "hutûd" maddesini, "uzun müddet kalmak" anlamına hamlediyor. Buraya gelince, burada (......) kelimesi gelmiştir ki, bu da muhalifimizin zikrettiği ihtimali saf dışı eden sarih bir ifadedir." Buna şöyle cevap verilir: Biz Bakara Sûresi'nde, bu tür umumî hükümlere tutunma konusunda verilebilecek cevap şekillerini zikretmiştik. Burada, bunlara birkaç izah daha ekleyelim: a) Umumî bir hükmün, bu hükmün kendisinden dolayı geldiği vakıa ile tahsis edilmesi meşhur olan bir örftür. Çünkü kadın, o anda evinden çıkmak istediğinde, kocası, "Eğer çıkarsan, sen boşsun" dese, bu yemin, o belirlenen zaman ile kayıtlanır. Öyle ki, o kadın, bir başka gün çıkacak olsa, boş olmaz.. Binâenaleyh, burada da, Allah'tan tebliğ etme hakkındaki söz de, bu şekilde icra olunmuştur. Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Kim, Allah'a ve Peygamberine... yani Cebrail (aleyhisselâm)'e isyan ederse, şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır" buyurmuştur. Ki bu, "Kim, O'nun risaletini tebliğde, vahyini eda etme hususunda Allah'a isyan ederse, onun için cehennem ateşi vardır" demektir. Bizim hak ettiğimiz bu husus ihtimal dahilinde olunca da, artık bu ayetle istidlal etmek sakıt olur. b) Bu da, bu vaîdin, mutlaka bir durumu da içine almasıdır. Çünkü, bu hadisenin peşinden, onunla ilgisi olmayan bir şeyi zikretmek, çirkindir. Dolayısıyla, ilgili vaîd, Allah'tan aldığını tebliğ etmemenin ise, en büyük günah olduğunda şüphe yoktur. Halbuki, en büyük günaha verilen cezanın, bütün günah çeşitlerine de verilmesi uygun değildir. Çünkü, küçüklük ve büyüklük açısından farklı farklı olan günahların, verilecek ceza bakımından eşit olmaları caiz değildir. Bu günahın ve bu günaha verilen cezanın, diğer bütün günahlara da verilmesinin caiz olmayacağı sabit olunca, biz, bu hükmün sadece bu günaha has olduğunu; diğer günahlarda cari olmadığını anlamış oluyoruz. c) Allahü teâlâ, diğer ayetlerde, tehditlerini umûm olarak zikretmiş, "Ebedîlik..." kaydıyla kayıtlamamıştır. Binâenaleyh bu kayıt ve tahsisin bir sebebi olsa gerekir. Bu sebebin de, bu günahın, günahların en büyüğü olduğu aşikardır. Bu kaydın sebebi bu olunca, biz, bu ayetteki tehdidin, sadece bu çeşit günaha mahsus olduğunu, diğer günahlarda cari olmadığını anlamış bulunuyoruz. Bu tehdidin bu günahı işleyene mahsus olduğu sabit olunca da, ayet, diğer günahların durumunun, bu günahtan farklı olduğuna delalet etmiştir. Çünkü Cenâb-ı Hakk'ın, "Şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır" buyruğunun manası, "Bu ceza, başkasına değil, sadece buna aittir" şeklinde olur ve bu tıpkı, (Kâfirun, 6) ayeti gibi olur. Bu da, "Dininiz başkasına değil size aittir" demektir. Bu durumun, başkasına değil, sadece onlara ait olduğu anlaşılınca da, diğer günahları işleyenler için, cehennem ateşinin ebedî olmaması gerekir. İşte böylece bu ayetin, Mu'tezile'nin aleyhine ama bizim lehimize bir delil olduğu görülür. Mu'tezile'nin bu ayeti delil getirmesine karşılık, şöyle bir soru daha sorulabilir: Hak Tealâ'nın, "Kim Allah'a ve O'nun elçisine isyan ederse..." ifadesi, Allah'a ve Resulüne, her türlü günahı işleyerek isyan edenleri içine alır ki böylesine her günahı işleyenler ise kafirlerdir. Biz de, zaten kafirin cehennemde ebedî kalacağını söylüyoruz. Hak teâlâ'nın, "Kim Allah'a ve elçisine (Resulüne) isyan ederse..." ifadesinin, ancak Allah'a karşı her türlü günahı işlemek suretiyle isyan edenleri içine aldığını söyledik. Çünkü ayetteki, "Kim Allah'a... isyan ederse" ifadesinden, "inkar müstesna, kim Allah'a isyan ederse...", "zina hariç, kim Allah'a isyan ederse...", "içki İçmek hariç, kim Allah'a isyan ederse..." denilmek suretiyle, bütün isyan çeşitlerinin istisna edilmesi mümkündür. Halbuki, böyle ilahî tehdidin olduğunu söyleyenlere göre de, "istisnâ"nın hükmü, bulunmaması halinde, lafzın muhtevasına girenleri çıkarmak, o hükmün haricinde bırakmaktır. Durum böyle olunca da, Hak teâlâ'nın, "Kim Allah'a... isyan ederse..." ifadesinin, bütün günahları işleyen kimseyle ilgili olması gerekir. Bütün günahları işleyen ise kafir kimsedir. Binâenaleyh bu ayetin hükmü kafirler ile ilgilidir. Dolayısıyla da bu ayette bu konuda istidlal edilemez. Buna göre, eğer, "Bir insanın, her türlü isyanı işlemesi imkansızdır. Çünkü mesela, ta'tîli (Allah'ın sıfatları olmadığını) iddia edenin, Allah'ın "cisim" olduğunu söylemesi mümkün değildir. Bu mümkün olmayınca da, ayeti o manaya hamletmek, caiz olmaz" denirse, biz deriz ki: Umûmî olan bir hükmü, aklî bir delil ile tahsis etmek (sınırlamak) caizdir. Dolayısıyla ayetteki bu ifade, o kimsenin her türlü günahı işlediğini ifade eder. Fakat, meydana gelmesi aklen imkansız olan kısmı hakkında, bu ayetin hükmü ile amel edilmemiştir. Binâenaleyh ayet, birbiriyle birleştirilmesi mümkün olan bütün günahları işleyen kimseyi içine alır. Küfür ile diğer günahların bağdaştırılabileceği malumdur. Dolayısıyla bu ayet, kafirlerle ilgili olmuş olur. "Emr"in, vücub (farziyet) ifade ettiğini söyleyenler, bu ayeti delil getirerek şöyle demişlerdir: Emredileni terkeden, "Demek emrime isyan ettin..." (Taha, 92), "Onlar (melekler), Allah'ın emrettiklerinde, Allah'a isyan etmezler" fikrim, ve "Artık emrine isyan etmeyeceğim" (Kehf, 69) ayetlerinden ötürü, âsî sayılır. Âsî olan ise, "Kim Allah'a ve resulüne isyan ederse, şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır" ayetinden ötürü, ikâba-cezaya müstehak olur. |
﴾ 23 ﴿