27"O, bütün gaybı bilendir. O, gaybına, beğenip-seçtiği bir resul müstesna, hiç kimseyi muttali kılmaz. Çünkü O, onun önünden ve ardından gözetleyiciler (bekçiler) dizer". Ayetteki deki "min", harf-i cerri, "Beğenip seçtiği..." ifadesinin beyaniyesi olup, "Allah, gaybın bilgisine, ancak beğenip seçtiği bir resulü muttali kılar" demektir. Keşşaf sahibi şöyle der: "Ayetin bu ifadesinde, "Kerametin bulunmadığına delil vardır. Çünkü kendilerine keramet nisbet edilen kimseler, hernekadar beğenilip-secilmiş evliyaullah iseler de, resul değillerdir. Halbuki Allahü teâlâ, gayba muttali kılmayı, beğenip-seçtikleri arasından sadece peygamberlerine has kılmıştır. Bu ayette aynı zamanda, kahinliğin, sihirbazlığın, yıldızlardan ahkâm çıkarmanın geçersiz ve asılsız oluşu da söz konusudur. Çünkü bu işlerle uğraşanlar, beğenilip-seçilmekten en uzak olup, Allah'ın gazabına en fazla uğrayan kimselerdir." Vahidî de şöyle der: "Bu ayette, yıldızların hayata, Ölüme ve benzeri hadiselere işaret ettiklerini iddia edenlerin aleyhine bir delil bulunduğu gibi, böyle kimseler Kur'ân'daki hükmü de inkar etmiş olurlar." Bil ki Vahidî, kerametin ve Allahü teâlâ'nın velî kullarına, gelecekte olacak bazı hadiseleri ilham yoluyla haber vermesini mümkün görmüştür. Halbuki ayetin, her iki duruma da, (keramete de-sihirbaz, kahin ve müneccimlerin yaptıklarına da) nisbeti aynıdır. Şimdi eğer Vahidî bu ayeti, müneccimleri bu tür hükümler vermekten menetmeye delil kabul ediyorsa, Keşşaf sahibinin de delil sayması gerekir. Eğer o, bu ayetin veliler için gerçekleşen ilhamları menetmeye delalet etmediğini iddia ediyorsa, ilm-i nücumun bir takım şeylere delaletini menetmeye de delil kılmaması gerekir. Fakat ayetin, yıldızlardan bir takım hükümler çıkarmanın yasaklığına delalet ettiğini söyleyip; veliler için söz konusu olan ilhamlara delalet etmediğini söylemek ise keyfi bir hükümdür. Burada Gaybdan Maksad, Kıyamet Vaktidir Bana göre, ayette, bunların dedikleri şeylerin hiçbirine dair herhangi bir delil yoktur. Bunun delili ise şudur: "Ayetteki "gaybına" ifâdesi, genellik ifâde eden bir kelime değildir. Dolayısıyla onun ifade ettiği bir tek şeyle amel etmek (hükmetmek) de yeterli olur. Şu halde Allahü teâlâ'nın, mahlukatını, gayblardan sadece birine muttali kılmaması kafidir. Biz de bunu kıyametin kopma vaktine hamlediyoruz. Böylece de ayetten kastedilen, Allahü teâlâ'nın işte bu gaybı hiç kimseye bildirmeyeceği olmuş olur. Dolayısıyla da ayette, artık Cenâb-ı Hakk'ın, gayblarından hiç birini, hiç kimseye bildirmediğine dair bir delalet kalmaz. Bu açıklamayı, şu husus da te'kid eder: Allahü teâlâ bu ayeti, "De ki: Tehdid edilegeldiğiniz azabın yakın mı olduğunu, yoksa Rabbimin ona uzun bir müddet mi belirlediğini bilemiyorum" (Cin,25) ayetinin hemen peşisıra getirmiştir. Buna göre bu, "Ben kıyametin ne zaman kopacağını bilemem" demek olur. Cenâb-ı Hak daha sonra, yani "Kıyametin kopmasının vakti, Allahü teâlâ'nın hiç kimseye bildirmediği gaybî bilgilerdendir" buyurmuştur. Velhasıl ayetteki "gaybına" ifadesi, müfred ve muzaf bir lafızdır. Dolayısıyla bununla amel etme-bundan hüküm çıkarma hususunda, bunu tek bir gayba hamletmek yeterli olur. Ama bu kelimenin bütün gaybları ifade ettiğini ileri sürmeye gelince, bu lafızda bu manaya bir delalet yoktur. Buna göre eğer, "Siz, bunu kıyametin kopmasının zamanı ile ilgili bir manaya hamlettiğinize göre, bu gaybı hiçbir peygamberine bildirmediği halde, Cenâb-ı Hak niçin "beğenip-seçtiği bir peygamber müstesna..." buyurmuştur?" denilirse, biz deriz ki: Aksine Cenâb-ı Hak, bunu, kıyametin kopması yaklaştığında açıklayacaktır. Nasıl böyle olmasın ki, çünkü Cenâb-ı Hak, "Ogün gök, bulutlarla parçalanacak, melekler indirilecek, indirilecek" (Furkan, 25) buyurmuştur. Meleklerin işte o zaman kıyametin koptuğunu anlayacaklarında şüphe yoktur. Hem sonra, ayetteki istisnanın, müstesnâ-yı munkatî olması da muhtemeldir. Buna göre Hak teâlâ sanki, önce, "Gaybı bilen, o belli gaybını, yani, kıyametin ne zaman kopacağını, hiç kimseye bildirmez" demiş, daha sonra da, "Ancak seçip-beğendiği bir resul (elçi) hariç. Çünkü onun önünden ve arkasından, onu, azgın insan ve cinlerden koruyan muhafız melekler dizilir" demiştir. Zira Hak teâlâ bu sözünü, alay ederek ve Allah'ın dinini ve kelamını küçümseyerek, kıyametin ne zaman kopacağını soranın sorusuna bir cevap olmak üzere getirmiştir. Allah Gaybı Dilediğine Bildirir Bil ki Allahü teâlâ'nın bu ayetten kastının, peygamberler hariç, gaybî bilgileri, hiç kimseye haber vermeyeceği olmadığı kesinkes ortadadır. Bunun delili şunlardır: 1) Tevatüre yakın kuvvette haberlerle Şakk ve Suteyh'in daha Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem), peygamber olmazdan önce, onun peygamber olacağını haber veren iki kahin oldukları ve araplar içerisinde bu iki şahsın, böylesi şeyleri bilmekle meşhur oldukları sabit olmuştur. Kisrâ, Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in peygamber olduğu haberini öğrenme hususunda bu ikisine başvurmuştu. Böylece Allahü teâlâ'nın bazan peygamber olmayan kimseleri de bazı gaybî şeylere muttali kıldığı sabit olmuştur. 2) Bütün dinlere mansub olan herkes, ilm-i nücûm (yıldızlara bakarak hüküm çıkarma)un doğruluğu ve bunu yapan kimselerin bazan, gelecekte olabilecek hadiseleri haber verdikleri ve verdikten haberin doğru çıktığı hususunda müttefiktirler. 3) Sultan Sencer b. Melik, Bağdad'dan Horasan'a naklettirdiği bir kahin kadına, gelecekle ilgili birtakım şeyleri sordu. O da bazı şeyler söyledi. Daha sonra bahsettiği o hadiseler, kahin kadının söylediğine uygun olarak cereyan etti. Bu kitabın yazarı, Allah onun akıbetini cennet etsin, şöyle der: Ben, kelam ve felsefe ilimlerinde, muhakkîk (derin alim) olan bir takım kimselerle karşılaştım. Bunlar o kadının, bir takım gaybi şeylerle ilgili tafsilatlı haberler verdiğini ve o şeylerin, bunun haber verdiği şekilde tahakkuk ettiğini naklettiler. Ebul-Berekât, "Kitabu'l-Mu'teber"inde, bu kadından bahsederken, mübalağalı ifade kullanarak, şöyle demiştir: "Vallahi ben bu kadının durumunu otuz yıl İnceledim takip ettim. Sonunda onun, gaybî şeyleri gerçeğe uygun olarak haber verdiğine kesinkes inandım." 4) Biz, bu durumu, gerçek ilham sahiplerinde de görüp, müşahede etmekteyiz. Hem sonra bu, evtiyaullaha has olmayıp, sihirbazlar içinde de böyleleri bulunmaktadır. Gaybî şeyleri bilmedeki payı belli bir derecede olan insanı, hernekadar pek çok haberinde yalancı çıksa da, pek çok haberinde de isabetli olduğunu görmekteyiz. Yine yıldızlara bakılarak çıkarılan hükümleri, hernekadar bu hükümleri çıkaranlar, çağında yalancı çıksalar da, hadiselere uygun olduğunu görmekteyiz. Şimdi bu durum ortada iken, Kur'ân'ın, bunun aksine delalet ettiğini söylemek, Kur'ân'ı yaralamaya yol açan şeylerden olur ki Kur'ân'ı bu durumda bırakmak yanlış olur. Böylece gerçek te'vil ve tefsirin, bizim yaptığımız tefsir olduğunu anlıyoruz. En İyi bilen Allah'dır. Ayetteki "Çünkü O, onun önünden ve ardından gözetleyiciler (bekçiler) dizer" cümlesi, "Allah, risaletl için seçip beğendiği kişinin önünden ve ardından, onu bekleyecek, şeytanların ve cinlerin vesveselerinden ve karıştırmalarından onu muhafaza edecek, böylece kendisine vahyedilen şeyleri insanlara tebliğ etmesini sağlayacak; keza onu, kendisine eziyet etmesinler ve zarar vermesinler diye, insan şeytanlarının zahmetlerinden koruyacak bekçi melekler görevlendirir" demektir. Dahhak şöyle demiştir: "Her peygamberin etrafında, melek kılığına girmiş şeytanlardan, onu koruyacak melekler vardır." |
﴾ 27 ﴿