28

"Böylece, (o peygamberler), Rablerinin risaletlerini hakkıyla tebliğ ettiklerini bilsinler diye... O, onlar nezdinde olup bitenleri kuşatmış ve herşeyi tek tek saymış tesbit etmiştir".

Bu ayetle ilgili birkaç mesele var:

Birinci Mesele

"Resul" ifadesi, ifâdesinde mûfred, ifadesinde ise cemî getirilmiştir. Bunun bir benzeri de daha önce geçen, (Cin, 22) ayetidir.

Farklı Kıraatlere Göre Mana

İkinci Mesele

Allah'ın İlminin "hadis" olduğunu (sonradan meydana geldiğini) söyleyenler, bu ayeti delil getirerek "Çünkü ayetin manası, "Allah, onların o görevlerini tebliğ edip, hakkıyla yerine getirdiklerini bilmek için, böyle bekçiler görevlendirmiştir" şeklindedir. Bunun bir benzeri de, "Mücahid olanlarınızı bilelim diye..." (Muhammed, 31) ayetidir" demişlerdir. Buna şu iki bakımdan cevap verebiliriz:

1) Katade ve Mukâtil şöyle derler: "Ayet, "Muhammed, o peygamberlerin de, kendisinin görevini yerine getirdiği gibi, görevlerini yerine getirdiklerini bilsin diye..." manasındadır.Bu manaya göre, ifâdesinin başındaki "lâm", ayetten anlaşılan mahzûf bir şeye mutaaihktır. Buna göre, sanki, "Biz, kendinden önceki peygamberlerin de aynı hal Üzere, yani gerçek bir tebliğde bulunma hali üzere olduklarını bilsin diye, bu vahyin muhafaza edileceğini ona haber verdik" denilmek istenmiştir.

Mananın, "Peygamber, onların, yani, Cebrail'in ve peygamberlere gönderilen meleklerin, Rablerinden aldıkları görevleri bi-hakkın yerine getirdiklerini bilsin de, bu hususta şüphe etmesin ve bütün bunların, Allah'dan olan bir hak (gerçek) olduğunu anlasın" şeklinde olması da mümkündür.

2) Muhakkik alimlerin ekserisinin tercihine göre ayetin manası, "Allah, peygamberlerinin, Rablerinden gelen görevi hakkıyla ifa ettiklerini bilsin..." şeklindedir ki buradaki "bilme", tıpkı "Allah sizden, cihad edenleri bilmedikçe (ayırdetmedikce), cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz" (Al-i İmran,142) ayetindeki "bilme" gibidir. Buna göre mana, "Onlar, Rablerinin risalelerini tebliğ etmeleri için ve Cenâb-ı Hakk'ın da bu işin, onlardan bilfiil sudur ettiğini bilmesi, yani görmesi için..." şeklindedir.

Ma'dum (yok) "Şey" Sayılmaz

Bu ifade meçhul olarak "Bilinsin diye..." şeklinde de okunmuştur.

Ayetteki "O, onlar nezdinde olup bitenleri kuşatmış ve herşeyi tek tek saymış tesbit etmiştir" ifadesine gelince, buradaki, "O, onlar nezdinde olup bitenleri kuşatmıştır" cümlesi, Allahü teâlâ'nın cüziyyatı (detayları) bildiğinin; "O, herşeyi tek tek sayıp tesbit etmiştir" cümlesi de, bütün mevcudatı bildiğinin delilidir.

Buna göre şayet, "Sayılacak şeyleri saymak, sonlu-sınırlı şeyler için söz konusudur. Halbuki ayetteki, "her şeyi" ifadesi, bunların sınırsız olduğuna delalet eder. Binâenaleyh "ayette bir çelişki vardır?" denilirse, biz deriz ki: Sayılabilecek şeyleri sayıp tesbit etmenin, sonlu-sınırlı şeyler için söz konusu olduğunda şüphe yoktur. Fakat ayetteki "herşey" ifadesi, bunların sonsuz olmadıklarına delalet etmez. Çünkü bize göre "şey", mevcudat için kullanılır. Mevcudat ise sınırlıdır. Bu ayet, ma'dûmâtın "şey" olmadığına, kendisiyle istidlal edilen ayetlerden biridir. Bu böyledir. Çünkü "ma'dûmât", "şey" olmuş olsaydı, "eşya" (şeyler) sınırsız olurdu. Halbuki, "O, herşeyi tek tek sayıp tesbit etmiştir" ifadesi, bu sayılan şeylerin sınırlı-sonlu olmasını gerektirir. Dolayısıyla bu şeylerin, hem sınırlı, hem de sınırsız olduklarını söylemek gerekir ki bu imkansızdır. Bu sebeple, bu çelişkinin bertaraf olabilmesi için, "ma'dûmât"a, "şey" denilemeyeceğine kesinkes hükmetmek gerekir. En iyi bilen Allah Sübhânehû ve Teâlâ'dır. Hamd, âlemlerin Rabbi'ne, salât-u selâm da, resullerin efendisi, nebilerin sonuncusu Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'e, âline ve ashabına olsun (âmin).

28 ﴿