19"Biz öncekileri helak etmedik mi? Sonra geridekileri de, onların arkasına takacağız!.. Biz günahkarlara böyle yaparız.. O günü yalan sayanların vay haline...". Bil ki, bu tablonun maksadı, kafirleri korkutmak ve küfürden sakındırmaktır. Bu korkutmanın birinci türü, Allah'ın, tehdit olundukları o güne yemin etmiş olmasıdır ki, bu da, "ayırdetme günü"dür ve mutlaka olacaktır. Daha sonra Cenâb-ı Hak, durumun vehâmetini bildirerek, "Bu ayırdetme gününü sana hangi şey bildirdi?"(Mürselat, 14) buyurmuş, bu gündeki dehşetin had noktaya ulaşmış olduğunu bildirerek, "o gün, yalanlayanların vay haline!.." demiştir. İkinci tür korkutma ise, Cenâb-ı Hakk'ın, bu ayetlerde ele aldığı husus olup, şöyledir: Allahü teâlâ, küfürleri yüzünden önceki kafirleri helak etmiştir. Binâenaleyh bu küfür sonrakilerde de mevcut olduğuna göre, Allah bunları da mutlaka helak edecektir. Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Yalan sayanların o gün vay haline" demiştir ki, bu da, "Dünyada bunların başına gelen şey helak oluşlarıdır; ahirette ise, en ileri derecedeki azabtır" demek olup, Allahü teâlâ bu hususa da, "Dünyayı da ahireti de yitirdi. Bu, apaçık bir hüsrandır.."(Hac, 11) ayetiyle işaret etmiştir. Ayetle ilgili olarak şöyle iki soru sorulabilir: Evvelin ve Ahirin Birinci Soru: Ayette geçen, "evvelkiler" ve "sonrakiler" ifadesi ile ne kastedilmiştir? Cevap: Bu hususta, şu iki görüş ileri sürülmüştür: Birinci Görüş: "Allah, Nuh, Âd ve Semûd kavimleri gibi evvelkileri helak etmiş, sonra da, Şuayb, Lût ve Musa (aleyhisselâm) gibi peygamberlerin kavimlerini de, bunlara katmıştır. İşte biz, mücrimlere, yani Kureyş kafirlerine de böyle yaparız.." Bu görüş, zayıftır; çünkü, Allahü teâlâ'nın (......) fiili muzaridir. Dolayısıyla hali ve istikbali içine alır, ama kesinlikte geçmişi içine almaz. İkinci Görüş: Ayetteki "evvelkiler" kelimesi, Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'den önce geçen bütün kafirler kastedilmiştir. Ayetteki, (......) kelimesi ise, "İşte böyle yapacağız, sonrakileri evvelkilere tabi kılacağız.." anlamında olmak üzere, "müste'nef" bir ifadedir. Bunun müste'nef oluşunun delili ise, Abdullah Ibn Mes'ûd'un bu kelimeyi (......) şeklinde okumuş olmasıdır. Buna göre şayet, A'rec, cezm ile (......) şeklinde okumuştur ki, bu ifâdenin de terkibinin muhtevasına girdiğine delalet eder. Bu durumda da, ayetin bu (......) kelimesi muzari değil, mazi kastedilmiş olur" denilirse, biz deriz ki, tevatürle sabit olan kıraat, 'ayn'ın harekesi ile şeklindeki kıraattir ki, bu okuyuş bu kelimenin muzari olmasını iktiza eder. Şimdi, cezm ile okuyuş, bu ifade ile mazi manasının kastedilmiş olmasını gerektirmiş olsaydı, iki kıraat arasında bir tezat meydana gelmiş olurdu ki, bu caiz değildir!.. Böylece biz, bu fiildeki 'ayn harfinin sakin kılınmasının cezm ile değil, tam aksine, kelimeyi hafifletmek için olduğunu anlamış bulunuyoruz. Bu tıpkı, Imriu'l-Kays'ın bir beytindeki, "Bu gün, (onu biriktirmeksin), ondan içirileceğim..." ifadesi gibidir. Daha sonra Cenâb-ı Hak bu sonrakilere de öncekilere yapmış olduğu şeyi yapacağını beyan buyurarak, "Biz, günahkarlara böyle yaparız..." demiştir ki, bu da, "Bu yok etme işini biz, öncekilere, onlar mücrim ve günahkar oldukları için yaptık. Dolayısıyla, hiç şüphesiz bizim bu hükmümüz bütün mücrimler için geçerlidir. Çünkü, sebebin umûmî olması, hükmün de umûmî olmasını gerektirir. Daha sonra da, Cenâb-ı Hak, "O günü yalan sayanların vay haline!.," buyurmuştur ki, bu da, "Bunlar, her ne kadar dünyada iken helak edilip azaba duçar kılındılarsa da, en büyük musibet ve cehennem kıyamet gününde, hassaten bunlara hazırlanmıştır" demektir. İkinci Soru: Ayetteki ifâdesindeki "helak etme" işi ile mutlak öldürme mi, yoksa azab ile öldürme mi kastedilmiştir? Şimdi, kastedilen birincisi ise, bu kafirler için bir korkutma sayılmaz. Çünkü bu, mü'min ve kafir herkes için söz konusu olan bir husustur. Dolayısıyla kafirlere sakındırmaya elverişli bir ifade olmaz. Yok eğer ikincisi, yani azab ile öldürme işi ise, Cenâb-ı Hakk'ın, "Sonra geridekileri de, onların arkasına takacağız!., işte biz mücrimleri böyle yaparız..." buyruğu, Allah'ın, Kureyş kafirlerine de bu tür bir helaki uygulamasını gerektirir. Halbuki, böyle bir helakin olmadığı, tahakkuk etmediği, (bu durum) malumdur. Bir de, Cenâb-ı Hak, "Sen onların içinde bulunduğun sürece, Allah onlara azab edici değildir..."(Enfal, 33) buyurmuştur... (Ne dersin?) Cevap: Bu ifade ile, azab etmek suretiyle öldürüp helak etmesinin kastedilmiş olması ve bu işin, Kureyş hakkında tahakkuk etmiş bulunması niçin düşünülemez? Bu iş, Kureyş hakkında, Bedir günü tahakkuk etmiştir. Senin dediğini kabul etsek bile, ayetteki "yok etmek" ile, ulemanın ileri sürdüğü bu iki çeşit yok etmeden başka, bir üçüncü mananın, yani onların zemmini ve lanetini gerektiren bir öldürmenin kastedilmiş olması niçin düşünülemez? Buna göre adeta, "Bu öncekiler, dünyaya olan düşkünlükleri yüzünden, peygamberler karşısında inatlaştılar, onları düşman kabul ettiler, sonra da ölüp gittiler. Böylece, dünya onlara da kalmadı.. Ama geride, onlara dünyada lanet, ahirette de, süresiz ebedî ve sermedî bir ceza kaldı.. İşte bu, mevcut kafirlerin durumu da böyledir" denilmek istenmiştir. Bu tür sözlerin en büyük men edici ve caydırıcı olduğu ise, malumdur. |
﴾ 19 ﴿