24

"Biz, sizi, önemsiz bir sudan yaratmadık mı? Onu sağlam bir yerde tutup da, malum bir vakte kadar işte biz, bunu kudretimizle yaptık.. Demek biz, ne güzel kadirleriz!.. Yalan sayanların vay o gün haline..".

Bil ki, kafirlerle ilgili tehditlerin üçüncü çeşidi de, bu ayetlerin ifade ettiği husustur. Burdaki korkutma, şu iki açıdandır.

1) Allahü teâlâ onlara, yapılan in'amlarının en büyüğünü hatırlatmıştır. Allah'ın nimetleri kendileri için çokça olduğundan ise, onların işlemiş oldukları suç ve cezası da, aynı şekilde, çok çirkin ve şiddetli bir ceza olur. Böyle olunca da, ilahi ceza, o nisbette büyük olur. İşte, bundan dolayı Cenâb-ı Hak, bu in'amın peşinden, "Yalan sayanların vay o gün haline..." buyurmuştur.

2) Allahü teâlâ, insanlara, Kendisinin onları doğrudan doğruya da yaratmaya kadir olduğunu hatırlatmıştır. Doğrudan yaratmaya kadir olanın, yeniden yaratmaya da kadir olacağı hususu, aklen gayet açıktır. Binâenaleyh onlar, bu apaçık delili inkar edince, hiç şüphesiz ki Cenâb-ı Hak, onların hakkında, "Yalan sayanların vay o gün haline..." buyurmuştur.

Ayetlerin tefsirine gelince, ayetindeki, "mâ-i mehîn" ile, "nutfe" (menî) kastedilmiş olup, bu tıpkı Cenâb-ı Hakk'ın, "Sonra O, bunun züriyetini hakir bir sudan meydana gelen nutfeden yapmıştır.." (Secde, 18) ifadesi gibidir.

Nutfeyi Sağlam Bir Yere Yerleştirdik

(......) ifadesindeki "karâr-ı mekîn..." ile de, insanın anasının rahmi kastedilmiştir. Çünkü, kendisinden çocuğun yaratıldığı şeyin aksine, anasının rahmetinde kalması ve orada karar kılması gerekir.

Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Malum bir vakte kadar..." buyurmuştur ki, bununla da,.o çocuğun anasının rahminde, doğum vaktine kadar kalması kastedilmiştir. Bu vakit ise, başkasına değil, Allah'a malum olup, bu yönüyle bu ifade tıpkı, Cenâb-ı Hakk'ın, "O saatin ilmi şüphesiz ki Allah'ın nezdindedir. Yağmuru O indirir. Rahimlerde olanı O bilir..." (Lokman, 34) ifadesi gibi olmuş olur. Nafi ve Abdullah Ibn Amir, şedde ile kadderna şeklinde okurlarken, diğer kıraat imamları İse, şeddesiz olarak okumuşlardır. Şeddeli okunmasına göre, takdir, şeklinde olmuş olur. Bu okuyuş, Cenâb-ı Hakk'ın, (Abese, 19) ayetiyle pekişir. Bir de, "halk" işinin bu takdir ve tahdide göre yapılması, bunu takdir eden tarafından, yaratılana olan bir nimettir. Dolayısıyla, lütuf ve nimetin zikrediidiği bir yerde, (bu şekilde okunarak) bunun da hatırlatılması güzel ve yerinde olmuş olur. Bu kıraati tenkid edenler, "şayet bu okuyuş doğru ve yerinde olmuş atsaydı, o zaman, ayetin ifadesinin, şeklinde olması gerekirdi..." demişlerdir. Buna şu şekilde cevap verilebilir:

Arablar, iki lehçenin ikisini de birden kullanabiliyorlar. Nitekim Cenâb-ı Hak, (Tarık, 17) buyurmuştur. Şeddesiz okunmasına gelince, bu hususta da şu iki izah yapılabilir:

a) Bu ifade, "kudret" kökündendir. Buna göre mana, "Biz, o insanı dilediğimiz ve istediğimiz gibi yaratıp şekil vermeye kadiriz. Onu, en güzet bir şekil ve surette yarattığımız için de, ne güzel kadir ve yaratıcılarız..." şeklinde olur.

b) takdirinde olmak üzere, Arapça'da, şeddesiz olarak denilir. Ferrâ şöyle demektedir: "Arablar, demektedirler. Nitekim Cenâb-ı Hak da, (Fecr, 16) buyurmuştur.

Arzın Hayat İçin Hazırlanması

24 ﴿