50

"Artık bundan sonra hangi şeye inanacaklar onlar".

Bil ki, Allahü teâlâ, bu sûrenin başından buraya kadar, bahsettiğimiz kafirleri, bahsettiğimiz on tür tehdit ve azab ile küfürden vaz geçirmek isteyip, tefekkür ve istidlal ile hak dine sımsıkı sarılmaya teşvik edince, sûreyi, kafirlerin bu haline şaşmaya çağıran bir teaccüb ifadesi ile bitirmiş ve "Onlar, bu latif, güzel delilleri, bunca açıklığına ve vuzuhuna rağmen tasdik etmediklerine göre, "Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar..." demiştir.

"Kur'ân Muhdessir" İddiasına Cevap

Kadi, bu ayetin, Kur'ân'ın muhdes olduğuna delalet ettiğini, zira Cenâb-ı Hakk'ın, Kur'ân'ı "hadîs" diye nitelediğini, "hadîs"in ise, "kadîm"in zıddı olduğunu; zıt olan şeylerin İse bir arada bulunamayacaklarını; Kur'ân "hadîs" olunca da, "kadîm" olmaması gerekeceğini söylemiştir. Alimlerimiz, "Bundan muradın, bu lafızlar olduğunu (yani bizlerin Kur'ân ayetlerini telaffuz etmemiz olduğunu) bu lafızların muhdes olduğunda ise herhangi bir ihtilafın bulunmadığını söylemişlerdir. Her şeyi en iyi bilen Allah'tır. Hamd, âlemlerin Rabbine olsun; salat ü selâm da, peygamberlerin efendisi Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'e, O'nun âline ve ashabına olsun (amin)!

50 ﴿