14

"O sıkıcı mengenelerden de şarıl şanl su indirdik..."

ayetinin bildirdiği husustur. el-Mû'sırat kelimesine gelince, bu hususta şu iki görüş ileri sürülebilir:

Birinci Görüş: İbn Abbas'tan rivayet edilen iki görüşten birisi olan ve Mücahid, Mukatil, Kelbî ve Katâde'nin de benimsediği bu görüşe göre bu kelime ile, bulutları süren rüzgarlar kastedilmiş olup, delili, Cenâb-ı Hakk'ın, "Allah, rüzgarları gönderip de, böylece de, onların bulutları sürmesini (sağlayan) zattır" (Fâtır, 4) ayetidir.

Buna göre şayet, "Bu tevile göre, ayetin ifadesinin, (......) şeklinde olması gerekirdi.." denilirse, biz deriz ki: Buna şu iki açıdan cevap verilir:

a) Yağmur, buluttan yağar. Bulutu ise, rüzgarlar sürüp götürür, oluşturur. Dolayısıyla, tıpkı, "Onun tarafındandır, onun yüzündendir, onun sebebiyledir" manasınca olmak üzere, "Bu, falancadandır" denilmesi gibi, "Bu yağmurlar, o rüzgarlardan meydana gelmiştir" de denilebilir.

b) bu ifâdenin başındaki (......) anlamında olup, takdiri mana, "Biz, bu mu'sırat ile, yani bulutları süren ve oluşturan o rüzgarlar ile, sicim gibi yağmur yağdırdık" şeklinde olur. Abdullah ibn Abbas'ın, Abdullah ibn Zübeyr'in ve Ikrime'nin de zaten, (......) şeklinde okudukları rivayet edilmiştir. Ezheri bu görüşü tenkit ederek şöyle der (fırtınalı olan) rüzgarlar, yağmur rüzgarlarından değildir. Halbuki Allahü teâlâ, "mu'sırat"ı, şarıl şarıl akmakla nitelemiştir." Ezherî'ye şu şekilde cevap verilir: yağmur rüzgarlarından değildir, ama niçin, (......) yağmur rüzgarlarından olmasın ki?"

Mu'sırat

İkinci Görüş: Ki bu, İbn Abbas'tan olan ikinci rivayet olup, Ebu'l-Aliye, Rebî ve Dahhak'ın tercihleridir. Buna göre, (......) kelimesiyle bulutlar kastedilmiştir.

Alimleı, 'bulutlara" denilmesinin sebebi hususunda şu görüşlere yer vermişlerdir:

a) Müerric, "Kureyş lehçelerine göre bulutlar anlamındadır" derken,

b) Mazini, "Mu'sırât kelimesi ile, kasırgalı bulutların kastedilmiş olabileceğini, zira sıkıştıran bir şey bulutlan sıkıştırdığında, onlardan mutlaka yağmurun yağabilecek söylemiştir.

c) rüzgarların sıkıştırayazdığı, derken böyle de yağmur yağdırmakla yüzyüze bulutlar demek olup, bu tıpkı senin, kesilme ve hasad edilme, biçilme zamanı geldiğinde kullandığın, "Falanca ekinini biçti" demen gibidir ki, hayız görmeye yaklaştığı zaman, "Kız, hayız oldu olacak..." denilmesi de böyledir.

Seccâc

"Seccac"ın ne demek olduğuna gelince, bil ki "secc", "alabildiğine dökülmek, birbiri ardınca yağmak" demektir. Nitekim "alabildiğine dökülüp - akan yağmur, kan" manasında, "matar seccâc" "demun seccacun" denilir. Bil ki "secc",bazan lazım olur. Bu durumda dökülme-akma manasına gelir. Bazan da müteaddi olur. Bu durumda da "dökmek-akıtmak" manasına gelir. Nitekim hadiste, "Haccm en efdali, yüksek sesle telbiye getirmek ve kurbanlıkların kanlarını akıtmaktır" Kenzu'l-Ummal, 5/12406. diye varid olmuştur. "Ibn Abbas "müelcc" idi" denilir ki bu, "Hutbe okurken, sözleri ard arda döktürürdü" demektir. Alimler, ayetteki "seccâc"ı, iki manada da (lâzım ve müteaddi) tefsir etmişerdir. Kelbî, Mukâtil ve Katâde, "Burada seccâc, atılan-dökülen manasınadır" derken, Zeccac bunun manasının, "sabab", yani döken-yağdıran manasına olduğunu söylemiştir. Velhasıl bununla, yağmurun ard arda yağması sicim gibi yağması, böylece suyun çok olması ve azami derecede istifade edilmesi manası kastedilmiştir.

Habb

14 ﴿