23"Sonsuz devirler boyunca onun içinde kalacaklar" ayetinin beyan ettiği husustur. Bil ki Allahü teâlâ, cehennemin, azgınların bir karargahı olduğunu beyan edince, onların orada ne kadar kalacaklarını da beyan etmek üzere: "Sonsuz devirler boyunca onun içinde kalacaklar..." buyurmuştur. Burada şöyle birkaç mesele vardır: Kıraat imamlarının ekserisi, (......) şeklinde okurlarken, Hamza (lebisîne) şeklinde okumuştur. Bu hususta şu iki izah yapılmıştır: a) Ferrâ, "Bu iki okuyuşa göre, her iki kelimenin manası da aynıdır. Çünkü Arapça'da (uman) (şımaran, taşkınlık yapan) denildiği gibi, ve denilir ki, benzeri ifadeler çoktur" demiştir. b) Keşşaf sahibi şöyle der:,daha kuvvetli mana ifâde eder. Çünkü kendisinden beklenenin, sudur ettiği kimsedir. Halbuki, işi beklemek olan kimse için kullanılır. Dolayısıyla, bir mekanda bulunan ve oradan hiç ayrılmayan anlamına gelir..." Ferra şöyle der: "Aslında . "ard arda, peş peşe, kesintisiz" anlamlarına gelir. Nitekim, birisi birini terkisine oldığı zaman, "Falanca falancayı terkisine, peşine aldı" denilir. Ki, "heybeye, dağarcığa",denilmesi de buraya varıp dayanır. (Zira, heybe, terkiye konulur). Yine, her günahı işlemiş olan kimse için fiilinin kullanılması da böyledir. Buna göre, ifadesinin anlamı, "Onlar, o cehennemde, birbirini izleyen ardarda gelen asırlar boyu kalacaklardır" şeklinde olur. Ki, bunun böyle olduğunun delili, "Ben iki denizin birleştiği yere varıncaya akadar durmayıp gideceğim, yahut (maksadıma erisinceye dek) uzun zamanlar geçireceğim..." (Kehf, 60) ifadesidir. Çünkü bu ifadenin manası, "Ben ulaşıncaya yahutta ünsiyyet kesbedinceye değin ardarda geçen yıllar boyunca..." şeklinde olur. Bil ki, (......) kelimesi, (......) kelimesinin çoğulu olup, bir kelime de, dil alimlerine göre, seksen yıla tekabül eder. (el-hıkabu) kelimesi, "yıllarca" demek olup, tekili (el-hıkbetu)'dür. Bu kelime ise, "sınırsız zaman" demektir. Müfessirlerden bu hususta şu izahlar varid olmuştur. 1) Ata, Kelbi ve Mukâtil, İbn Abbas'ın ayetteki (......) kelimesi hususunda şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Bir "hukb", seksen küsur yıl demektir. Sene ise, üçyüzaltmış gündür. Gün ise, dünya günlerinden bir yıldır." Benzeri bir rivayeti de, İbn Ömer, "merfû" olarak rivayet etmiştir. 2) Hilâl el-Hicri, Hazret-i Ali (radıyallahü anh)'ye bu ayetin manasını sormuş, Hazret-i Ali (radıyallahü anh) de, "Hukb", yüzyıl. Bir yıl, oniki ay, bir ay otuz gün, ama bir gün ise, bin yıldır..." demiştir. 3) Hasan el-Basrî de, (......)'ın ne demek olduğunu kimse bilemez. Ne var ki, tek bir "hukb", yetmiş bin yıl; bu yılın tek bir günü de, sizin saydığınız bin yıl gibidir" demiştir. Buna göre şayet, "Ahkâb, kelimesi her ne kadar çok uzun bir süreyi ifade etse bile, nihayet yine de sonludur. Halbuki, cehennemliklerin azabı sınırsız ve sonsuzdur. Tam aksine ise, ayette denilmiş olsaydı, böyle bir soru varid olmazdı... Bu sorunun bir benzeri de, kıble ehli hakkındaki (hud, 107) ifadesidir" denilirse, biz deriz ki: Buna şu birkaç açıdan cevap verilebilir: a) Ahkâb lafzı, sınırı ve sonu olan bir "hukb - uzun çağ"ın geçtiğine delalet etmez. Çünkü, tek bir hukb, sonludur. Buna göre ayetteki mana, "Onlar orada "ahkâblarca, ahkâblar boyunca" kalacaklardır. Bir 'hukb" geçtikçe, onu bir başka "hukb" izleyecektir. Ve bu iş hep böyle sürüp gidecektir. b) Zeccâc, ayetteki kelimenin manasının, "Onlar orada, içinde, bir serinlik ve bir serabın içmenin tadılmayacağı "ahkâblar" boyunca kalacaklardır" şeklinde olduğunu söylemiştir ki, bu manaya göre, ayetteki (......) kelimesi, bir çeşit azabın sınırını belirlemiş olur ki, bu da, o cehennemliklerin o süre içinde, "hamim - kaynar su" ve "gassak - irin"in dışında bir soğukluk ve İçeceği tadamayacakları azab çeşididir. Daha sonra, bu "hamim" ve "gassâk"dan, başka bir cins azabın içine sokulurlar, demek olur. c) Farzedelim ki, ayetteki bir son ifâde etsin.. Ne var ki, bu ifâdenin, cehennemliklerin cehennemden çıkışlarına delaleti, "mefhûmî" bir delalettir. Halbuki, sarahaten ifade edilen (mantûk) ise, onların oradan çıkarılmayacaklarını göstermektedir. Çünkü Cenâb-ı Hak, "Onlar oradan çıkmak isterler. Oysa onlar oradan çıkıcı değildirler. Onlar için kalıcı bir azab vardır" (maide, 37) buyurmuştur. Mantûk'un tercih edileceğinde ise, şüphe yoktur. Keşşaf sahibi bu ayetle ilgili olarak şöyle değişik bir izahta bulunmuştur: "Ayetteki (......) kelimesi, yağmuru, hayır ve bereketi az olduğunda kullanılan deyimiyle, bol rızık elde edemeyen kimse hakkında kullanılan, ifadesine varıp dayanır ki, bunun çoğulu da olur. Böylece, ayetteki bu kelime "Onlar orada, bir darlık ve kıttık içinde oldukları halde beklerler.." takdirinde, kelime hal olarak mansub olmuş olur. "Orada ne bir serinlik, ne de içilecek bir şey tadarlar..." (Nebe, 24) ifadesi de bunun bir tefsiri olur. Dördüncüsü: Cenâb-ı Hakk'ın |
﴾ 23 ﴿