30"işte tadın! Artık size azabı artırmaktan başka bir şey yapmayacağız.." buyurmuştur.Bil ki Cenâb-ı Hak önce, ikabın hallerini şerhedip, sonra onun, "uygun bir ceza" olduğunu ortaya koyup; sonra da, onların çirkin fiillerinin ayrıntılarını açıklamak suretiyle, daha önce ortaya koymuş olduğu, "cezanın uygun ve muvafık olduğu" iddiası da doğruluk kazanınca, pek yerinde olarak bundan sonra yeniden cezadan bahsetmiştir. Ayetteki, emrine gelince, buradaki fâ olup, azabı tadma işinin, onların, daha önce açıklanmış olan kötü fiillerinin bir neticesi olduğuna dikkat çekmektedir. Bu sebeple buradaki fâ, "uygun bir ceza olarak" ifâdesini dile getirdiği mananın aynısını dile getirmektedir. Azabın Şiddetini Gösterme Üslubu Bu ayet, pekçok yönlerden azablandırmada fazlalık olacağına delalet etmektedir: 1) ifâdesindeki edatı, olumsuzluğu tekid etmektedir. 2) Cenâb-ı Hak onları, "çünkü onlar hiçbir hesab ummuyorlar"(Nebe, 27) ayetinde gaib sigasıyla zikretmişken, burada ise, hitab sigasıyta, "tadınız.." diyerek zikretmiştir. Bu da, gazab ve öfkenin fazlalığına delalet eder.3) Allahü teâlâ ikab ve cezanın yönlerini iyice saymış, daha sonra da bunun, amellerine uygun bir ceza olduğunu söyleyerek, kepazeliklerini tadâd etmiştir. En sonunda da, "tadınız" buyurmuştur. Buna göre Cenâb-ı Hak sanki, hüküm beyan etmiş ve delil ikame buyurmuş; sonra da, bu görüşünü aynen tekrar etmiştir. Bu ise, cezalandırma ve azabta, mübalağa ve şiddete delalet etmektedir. Nitekim Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), "Bu ayet, Kur'ân'da, cehennemliklere en şiddetli davranan ayetlerdendir. Onlar, bir azab türünden kurtulmayı isteyip dilediklerinde, onlara, bundan daha şiddetlisi ile mukabele edilmektedir..." buyurmuştur. Geriye, ayetle ilgili İki soru kalmıştır: Allah Kafirlere Hitab Eder Mi? Birinci Soru: Allahü teâlâ daha önce kafirlerin vasfı hakkında, "Allah onlarla ne konuşur, ne de onlara bakar..."(Al-i Imran, 77) buyurmamış mıydı? Ama burada, "tadınız" buyurunca, onlarla konuşmuş olmuyor mu? (Ne dersiniz?) Cevap: Müfessirlerin ekserisi şöyle demiştir: Ayetin takdiri şöyledir: "Onlara, "tadınız" denilir.." şeklindedir. Bir kimse şöyle diyebilir: "Bu durumda da, bu sözü söyleyen kimseye, "Artık size azabı artırmaktan başka bir şey yapmayacağız..." (Nebe, 30) demesi uygun düşmez. Aksine bu söz ancak, Allah'a yakışır ve yaraşır.." Cevap olmaya en layık izah "onlarla konuşmayız..." ifâdesinin, "onlarla, güzel ve faydalı bir söz konuşmaz.." anlamında olduğunun söylenmesidir. Zira, karine bulunduğunda, umûmî bir hükmün tahsis edilmesi imkansız değildir. Çünkü, "onlarla konuşmaz..." ifadesi, ki Cenâb-ı Hak, Kendisinin onlara hiç faydasının dokunmayacağını ve onlara zerre kadar da değer vermeyeceğini beyan etmek için zikretmiştir... Bütün bunlar ise ancak, güzel ve hoş söz ile meydana gelebilir... (Onlara hoş söz söylemeyeceği için, hiçbir faydası da dokunmayacaktır...) Azabın Devamlı Artırılması? İkinci Soru: Bu ayet, Cenâb-ı Hakk'ın, kafirin azabını ebedi olarak arttıracağına delalet etmektedir. Bu arttırmaya gelince, onun, onlar tarafından ya hak edilmiş olduğu, ya da hak edilmemiş olduğu söylenebilir. Eğer bu onlar tarafından hak edilmiş ise, bundan vazgeçmek, her şeyden önce bir ihsan ve lütuftur. Kerim olan kimse, kendi hakkından vaz geçtiğinde ise, ona, onu tekrar geri istemek yakışmaz!.. Bu arttırmanın, onlar tarafından hak edilmemiş olması haline gelince, onlara bunu ulaştırmak bir zulüm olur o zaman... Bu İse Allah hakkında caiz değildir. Cevap: Nasıl ki bir şey, zatından kaynaklanan bir hususiyetten dolayı etkili oluyorsa, işte (bu hususiyet) devam ettiği sürece, bu devamdan dolayı o şeyin tesiri de artar.. Şüphesiz, bu durum daha çok oldukça, elem ve acı verme de daha fazla ve çok olacaktır. Ve yine, bu arttırma hak edilmiştir. Onun bazı durumlarda terkolunması, o kimsenin aklanıp, ibrasını gerektirmez. Allah ne dilediğini en iyi bilendir... Tehditten Sonra Müjde Bil ki Cenâb-ı Hak, kafirlere olan vatd ve tehdidini zikredince, bunun peşinden hayırlı kullarına olan va'dini getirmiştir. Ki bu da, şunlardan meydana gelmektedir: Birincisi: Cenâb-ı Hakk'ın, |
﴾ 30 ﴿