35"Orada ne boş bir lakırdı, ne de birbirine yalan söyleme işitirler..." ayetinin beyan ettiği husustur. Ayetle ilgili olarak iki soru sorulabilir: Birinci Soru: Buradaki zamiri neye racidir? Cevap: Bu hususta şu iki görüş bulunmaktadır: a) Bu zamir, (......) kelimesine racidir. Buna göre mana "içtikleri o kadehler yüzünden oralarında boş söz cereyan etmez.." şeklinde olur. Bu böyledir, zira, dünyada iken içki içenler, hep batıl şeyleri konuşurlar! Halbuki cennettekiler, cennet içkilerini içtiklerinde, sarhoş olmazlar, akıllarını yitirmezler, abuk-sabuk da konuşmazlar. b) Buradaki zamir, "cennet"e racidir, yani, "Onlar cennette, hoşlanmayacakları hiçbirşey duymazlar" demektir. İkinci Soru: Şedde ile "kizzâb", mübalağa (ileri mana) ifade eder. Binâenaleyh bunun, (Nebe, 28) ayetinde bu şekilde yer alması uygundur. Çünkü bu ayet, onların ileride yalan söylediklerini anlatır. Burada ise, "kizzab" şeklinde gelmesi pek uygun düşmez. Çünkü, "Orada ne boş bir lakırdı, ne de bir yalan işitirler" ayeti, onların "büyük bir yalan" duymadıklarını ifade eder. Dolayısıyla bu, onların ufak-tefek yalanlar duymayacakları manasına gelmez. Ama ayetin anlatmak istediği şey bu değil, aksine cennetliklerin orada, kesinlikle hiçbir yalan duymayacaklarını anlatmaktır. Velhasıl bu "kizzab" lafzı, mübalağanın nefyini (büyük yalanın olmadığını) ifade eder. Ayette kastedilen mana ise, yalanın hiç olmadığıdır? Kıraat Farkının izahı Cevap: Kisâî, 28. ayetteki kelimeyi şedde ile, "kîzzab" şeklinde, bu ayettekini de şeddesiz "kizâb" şeklinde okumuştur. Belki de bundan maksadı, bu soruda ortaya koyduğumuz husustur. Çünkü burada kelimeyi şeddesiz okumak, ehl-i cennetin asla yalan duymadıklarını ifade eder. Zira şeddesiz "kizâb" ile "kezib", aynı manaya gelir. Ebû Ali el-Fârisî, tıpkı "kitab"ın, (......)'nin masdarı olduğu gibi, "kizâb"ın da (yalan söyledi) fiilinin masdarı olduğunu söylemiştir. Binâenaleyh durum böyle olunca, bu kelimeyi şeddesiz okumak, yalanın orada hiç duyulmayacağını ve bulunmayacağını (nefyi) ifade eder. 28. ayetteki kolimeyi şeddeli okumak ise, yalanın söz konusu oluşunda (subutta) ileriliği ifade eder. Böylece de bu iki yerdeki kıraatten elde edilen maksad en güzel bir biçimde elde edilmiş olur. Şimdi biz, eğer Kisâî'nin kıraatine tutunursak, soru kendiliğinden düşer. Yok eğer, her iki yerde de şeddeli okunuşunu kabul edersek, ki bu diğer kıraat imamlarının okuyuşudur, sorunun cevabı şu şekilde verilebilir: Hak teâlâ'nın, "Orada ne boş bir lakırdı, ne de yalan işitirler" ifadesi, daha önce geçen, (28. ayetteki) yalanlamaya (kizb'e) bir İşaret olup, buna göre mana, "Bu mutlu kimseler, o kafirlerin batıl ve boş laflarını artık burada duymazlar" demek olur. Bunun neticesi de, "onları gelip bulan bu cennet nimeti düşmanlarının zahmetinden ve onların fasit sözleri ile yalan-batıl görüşlerini dinlemekten uzak ve temizdir" manası olur. Sayısız İhsan Hak teâlâ cennetliklerin çeşitli nimetlerini sayarken bir de şöyle buyurmuştur: |
﴾ 35 ﴿