36"Rabbinden bir mükafaat ve yeter bir bağış olarak...". Bu ayetle ilgili olarak şöyle bir kaç mesele var: Birinci Mesele Zeccâc, bu ifadenin takdirinin, "Allah onları, bunlarla alabildiğine mükafaatlandırdı ve onlara hesapsız bağışta bulundu" şeklinde olduğunu söylemiştir. Çünkü, ve fiilleri, temelde aynı manayadır. Allah'ın Va'di Olarak Girilir Cennete Ayette şöyle bir soru var: "Allahü teâlâ, aynı şeyi, hem ceza (karşılık) hem atâ (bağış) diye vasfetmıştır, olamaz. Zira, "ceza", haketme manasını çağrıştırır; atâ ise, haketmeden olmadan verilmeyi ifade eder. Dolayısıyla ikisini birleştirmek, zıd şeyleri bir araya getirmek olur? Buna şu şekilde cevap verebiliriz: Bu soruya ancak ehl-i sünnetin görüşüne göre verilebilir ve şöyle denir. Bize göre, bir şeyi haketme, yapılanlara Allahü teâlâ'nın karşılık vermesinin, O'na vacib oluşundan değil, O'nun va'dinin gereğidir. Binâenaleyh bu mükafaat, yapılan fiile (ibadete) dayandırılmış o va'de nazaran bir ceza (karşılık), hiç kimsenin Allahü teâlâ üzerinde olacağı olmaması açısından da bir bağış olmuş olur. Bi Gayrı Hesab Ayetteki, "hisab" ile ilgili olarak şu izahlar yapılabilir: 1) Bu, "yeterli, kâfi" manasınadır ve arapların, "Bana kâfi derecede verdi" manasında söyledikleri şeklindeki sözlerindendir. "Onun benim halimi bilmesi, O'ndan istememe hacet bırakmaz "sözü de, bu manadadır. Şairin şu beyti de bu manadadır: "Yanına vardığımda, beni kucakladı ve bana güzel şeyler verip, yeterli bağışta bulundu." 2) "Hisâb" kelimesi, birşeyi sayıp döküp, mikdarını belirlediğinde söylediğin, "Onu hesab ettim" ifadesine dayanır. Binâenaleyh ayetteki bu kelime, "Va'dettiğini kat kat vermeye göre hesab edilmiş verilmiş bir bağış..." manasınadır. Çünkü Allahü teâlâ, yapılan iyi amellerin karşılığını, şu üç şekilde belirlemiştir: a) On katı, b) Yediyüz katı, c) Sınırsız olarak... Nitekim O, "Şüphesiz O (Allah), sabırlıların mükafaatını, hesabsız-sınırsız verir" (Zümer, 10) buyurmuştur. 3) İbn Kuteybe'ye göre bu kelime, "çokça" manasınadır ve Arapların, "Ona çokça verdim" manasında söyledikleri, ifâdesindendir. Nitekim şairde, "Eğer aç ise, mahallemizin çocuğunu doyurur, ihtiyacını karşılarız; ama aç değilse şayet, o zaman da, "yeter" diyene kadar veririz" demiştir. 4) Allahü teâlâ, onların cezalan, yaptıklarının karşılığı demek olan bu mükafaatı onlara verdiği gibi, bundan fazlasını da bir lütuf (hisab) olarak verir. İşte bu yüzden buna "hisâben" demiş ve bu hesab anında amellerinin karşılığını, bağış olan mükafaatından ayırmış olur. 5) Allahü teâlâ, cehennemliklerin cezası hususunda, "cezâen vefakarı" (tam uygun ceza) (Nebe, 26) buyurunca, cennetliklere va'dettikleri için de, "cezâen atâen hisaben" demiştir ki bu, "Mükafaatında bir noksanlık, bir cimrilik, bir kusur olmasın diye, amellerinizin mükafaatını verirken hesabı nazar-ı dikkate aldım" demektir. Bununla ne murad ettiğini ise en iyi bilen Allahü teâlâ bilir. Dördüncü Mesele İbn Katîb, bu kelimeyi, tıpkı, "müdrik" manasında "derrak" denilişi gibi, muhsib (hesab eden - fazla veren) manasında, şeddeli olarak, "hessâb" şeklinde okumuştur. Bu kıraati, Keşşaf sahibi nakletmiştir. Rahman'dan Bir Bağış Bil ki Allahü teâlâ, kafirlerin cezasını ve müttakilerin mükafaatını anlatırken, bunları ileri derecede ortaya koyunca, bu husustaki sözünü, şöyle bitirmiştir: |
﴾ 36 ﴿