37"Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan şeylerin Rabbi'nden, Rahman'dan.., Onlar O'na hitab etmeye asla güç yetiremezler". Bu ayetle ilgili olarak birkaç mesele var: Farklı Kıraatler ve İ'rablar Gerek, gerekse ifadeleri, şu üç şekilde kıraat olunmuştur: 1) Merfu olarak... Bu, İbn Kesir, Nâfî ve Ebû Amr'ın kıraatidir. 2) Her ikisi de mecrur (kesreli) olarak... Bu, Âsım'ın ve Abdullah b. Âmir'in kıraatidir. 3) "Rabb" kelimesi mecrur, "Rahman" kelimesi merfû (ötüreli) olarak... Bu da Hamza ve Kisâî'nin kıraatidir. Her ikisi de merfu okunursa, şu izahlar yapılabilir: a) "Rab" kelimesi mübteda, "Rahman" haberdir. Daha sonra yeni bir cümle başlamış ve "Onlar O'na hitab etmeye asla güç yetiremezler" demiştir. b) "Rab" mübteda, "Rahman" onun sıatı, cümlesi ise, haberdir. c) Her ikisi de, mahzuf mübtedanın, iki haberi olup, "O, göklerin ... Rabbi'dir, O, Rahman'dır" takdirindedir. Bundan sonraki ise, yeni cümledir. d) "Rahman" kelimesi ile cümlesi, Rabb" kelimesinin iki haberidirler. Bu İkisi mecrur okunur ise, (Nebe, 36) ifâdesinden bedel olmuş olurlar. Birincisi mecrur, ikincisi merfu okunursa, birincisi yine, den bedel; ikincisi se, mübteda olur. Bunun haberi de, cümlesidir. Yemükûn Fiilinin Faili "Güç yetiremezler" ifadesindeki fail "vâv zamiri, kimlere işaret etmektedir? Bu hususta üç görüş ileri sürülmüştür: 1) Atâ'nın rivayetine göre İbn Abbas, bu zamirin, müşriklere raci olduğunu; kıyamet günü, onların Cenâb-ı Hak huzurunda konuşamayacaklarını; mü'minlerin İse şefaatte bulunacaklarını, Allahü teâlâ'nın da onların şefaatlerini kabul edeceğini söylemiştir. 2) Kâdî, "Bu zamir, mü'minlere racidir ve mana, "Mü'minler, Cenâb-ı Hakk'dan hiçbir talebte bulunmazlar. Çünkü Allahü teâlâ'nın zulmetmeyen bir âdil olduğu sabit olunca, kafirlere verdiği cezanın ve mü'minlere verdiği mükafaatın mahza (sırf) adalet olduğu, hiç kimsenin hakkını yemeyeceği sabit olmuş olur. Binâenaleyh (buna inananlar), daha niçin O'na hitab etsin, O'ndan birşey istesinler" demiştir. Bu, doğruya birinci görüşten daha yakındır. Çünkü bu ayetten hemen önce mü'minlerden bahsedilmiştir, kafirlerden bahsedilmemiştir. 3) Bu zamir, gökteki ve yerdeki mahlukattan hiç biri, o gün, Allah'a hitab etme ve konuşma gücüne sahip edilmedi. O'nun müsaadesiyle yapılan şefaatler konusu, bu görüşe karşı bir delil olarak ileri sürülemez. Çünkü Allahü teâlâ, "Sahib olamaz, güç yetiremezler" beyanı ile "sahip olma"yı nefyetmiştir. O'nun fazl-ı ve ihsanı ile olacak olan şey ise, insanın bizzat kendisinin sahip olduğu bir şey (güç) değildir. Binâenaleyh böyle bir soru (itiraz) bu görüşe karşı yapılamaz. Mahlukattan hiç birinin Cenâb-ı Hakk'a hitab edemeyeceğinin aklî delilleri şunlardır: 1) O'nun dışında kalan herşey, O'nun mülkü, kulu-kölesidir. Kölenin, efendisinden hiçbir atacağı olamaz. 2) Buna sahib olmak-mâlik olmak demek, O bunu yapmadığı zaman zemme (kınamaya), yaptığında ise medhe (Övgüye) müstehak olması demektir. Bu durumda olanın ise zatında bir noksanlık var da, bunu başkasıyla tamamlıyor demektir. Halbuki Allahü teâlâ, böyle olmaktan münezzehtir. 3) Allahü teâlâ, çirkin olan şeylerin çirkin olduğunu bilendir. Yine Kendisinin çirkin şeylerden müstağni ve uzak olduğunu da bilir. Böyle olan ise, çirkin bir şey yapmaz. Çirkin, yapması imkansız olan kimseden, hiç kimsenin bir şey isteme hakkı ve O'na "Niçin yapmadın?" deme hakkı yoktur. Bu izahlardan, ilk ikisi ehl-i sünnetin delillerine dayanır. Üçüncüsü ise, Mu 'tezile'nin görüşüne dayanır. Böylece mahlukattan hiçbirinin o gün Rabbisine hitab edemeyeceği ve O ilahın hiçbir şey istemeyeceği sabit olmuş olur. Ruh ve Melaikenin Kıyamı Bil ki Allahü teâlâ, mahlukattan hiç birinin, hiçbirşey için Allah'a hitab edip, O'ndan bir'şey istemesinin mümkin olmadığını zikredince, bu hususu şöyle diyerek iyice pekiştirmiştir: |
﴾ 37 ﴿