38

"O gün rûh ve melekler saf halinde ayakta duracaklar. Rahman'ın, ancak kendilerine izin verdiği kimseler konuşacaklar ve doğruyu söyleyecekler".

Bu böyledir. Çünkü derece ve kadr-u kıymet bakımından melekler, mahlukatın en büyüğü ve en ilerisidir. Binâenaleyh Hak teâlâ kıyamet günü, sırf Rablerine saygı ve korkularından, haşyet ve tevazularından ötürü, kıyamet meydanında meleklerin bile konuşamayacağını belirtmiştir. Ya bunların dışındakilerin hali nice olur, düşünülmeli?

Ayetle ilgili olarak bir kaç mesele var:

Melek - İnsan Üstünlüğü

Meleğin insandan faziletli olduğunu söyleyenler, bu ayeti delil getirerek şöyle demişlerdir: "Melekler, Allah'ın celâlinin bulunduğu, izzet ve kibriyasının zuhur ettiği yerde, korkarak, boyun eğerek ve şaşkın bir halde kalakalınca, ya diğer mahlukatın hali nice olur. Bu istidlalin, meleklerin, mahlukatın en şereflisi ve kıymetlisi olması durumunda ancak, bu tam ve doğru olacağı ise malumdur."

Ruh

Alimler bu "rûh"un kim olduğu hususunda değişik izahlar yapmışlardır: Ibn Mes'ud (radıyallahü anh)'un, bunu göklerden ve dağlardan daha büyük bir melek olduğunu söylediği, Ibn Abbas (radıyallahü anh)'ın ise, bunun yaratılışça, meleklerin en büyüğü olan bir melek olduğunu söylediği rivayet edilmiştir. Mücâhid de, bunların, insan suretinde olup, yiyip içen, ama aslında insan olmayan bir çeşit mahlukat olduğunu söylemiştir. Hasan el Katâde ise, "rûh"un, insanlar manasında olduğunu söylemişlerdir.

Buna göre, buradaki "rûh" kelimesi, "zü'r-rûh" (ruh sahibi, canlı) manasına olur. İbn Abbas (radıyallahü anh)'dan bunun, insanların ruhları olduğu görüşü de nakledilmiştir. Dahhâk ve Şa'bi'den, "O, Cebrail (aleyhisselâm)'dir" diye rivayet edilmiştir. Bu görüş, Kâdî nazarında da tercih edilen görüştür. O şöyle demiştir: "Çünkü Kur'ân, bu "rûh" isminin, Cebrail (aleyhisselâm)'in ismi olduğuna delalet etmektedir. Cebrail (aleyhisselâm) için de kıyamın (ayakta durma)nın ve konuşmanın söz konusu olabileceği sabit olduğuna göre, ayetteki "rûh" kelimesi, nasıl ondan alınır da bilmediğimiz bir varlık veya kıyam ile tavsif edilmesi doğru olur. Ayetteki "saff" kelimesi, yukarıda bahsettiğimiz değişik manalara göre, o rûh ile bütün meleklerin tek bir saf halinde kıyamda durmalarını ifâde edebileceği gibi, iki saf halinde veya saflar halinde olduklarını da ifade edebilir. Çünkü aslında "saff" kelimesi masdardır. Binaenaleyh tek safı da, birçok safı da ifade edebilir. Müfessirlerin görüşlerinden anlaşıldığına göre, onlar iki saf halinde duracaklar. Dolayısıyla o rûh tek başına bir saf, diğer meleklerin tümü de diğer bir saf halinde duracaklar. Böylece rûh'un yaratılışının büyüklüğü, bütün meleklerin safına denk olur. Bazıları da, "Hayır, onlar birden çok saflar halinde duracaklardır. Zira Hak teâlâ, "Rabbin ve melekler saf saf gelirler..." (Fecr. 22) buyurmuştur.

İstisna Edilenler Kimdir?

Ayetteki "istisna" kim ile ilgilidir? Bu hususta iki görüş vardır:

a) Bu, hem o rûh, hem de meleklerle ilgilidir. Bu durumda ayet, o ruhun ve meleklerin, ancak şu iki şart mevcut olduğunda konuşabilecekleridir: Birincisi, Allahü teâlâ'nın onlara izin vermesidir. Bunun bir benzeri de, "O'nun izni olmaksızın, O'nun katında kim şefaat edebilir" (Bakara,255) ayetinin beyan ettiği husustur. Buna göre mana, "Onlar, Allah'ın izni olmadan konuşamazlar" şeklinde olur. İkincisi, doğru konuşma şartıdır. Buna göre eğer, "Allahü teâlâ, onlara, konuşma izni verince, bu konuşmanın doğru olacağında hiç şüphe yoktur, öyleyse Cenâb-ı Hakk'ın "ve doğruyu söyleyecekler" buyurmasının hikmeti nedir", denilirse, buna şu iki bakımdan cevap verilir?"

1) Rahman, bunlara mutlak (genel) manada konuşma izni vermiştir. Ama onlar, bu izin verilince, sadece doğruyu konuşurlar. Buna göre, sanki, "Onlar, ancak konuşmalarına müsaade edildikten sonra konuşurlar. Bu müsaade verilince de, son derece titiz davranarak, ancak doğru ve gerçek olduğunu ancak söylerler" denilmek istenmiştir. Bu, onların alabildiğine bir taat ve kulluk içinde olduklarını ifade eder.

2) Ayetin takdiri, "Onlar ancak Allah'ın müsaadeettiği ve doğru söyleyen kimseler hakkında konuşurlar" şeklindedir ki buna göre mana, "Onlar ancak Allahü teâlâ'nın şefaat edilmesine izin verdiği doğru sözlü kimseler hakkında konuşup şefaat edenler" şeklindedir. Bu görüşü benimseyenler, bu ayette, bunların günahkarlara şefaat edecekleri neticesini çıkarmışlardır. Çünkü bu günahkarlar, doğru sözlü kimselerdir. Onların doğru sözü de, Allahü teâlâ'dan başka ilah olmadığına şehadet edişleridir. Çünkü ayetteki, "ve doğru söylerler" ifadesinin yerini bulması için, kişinin tek bir doğruyu söylemiş olması yeterlidir. Binâenaleyh ya sözlerin en doğrusu ve cümlelerin en kıymetlisi olan kelime-i şehadeti söyleyen için durum nasıl olur.

b) Buradaki istisna, sadece meleklerle ilgili olmayıp, bütün yerdeki gökteki mahlukatla ilgilidir. Fakat birinci görüş daha evladır. Çünkü zamirin en yakına raci olması, daha evladır. (Fiile en yakın olan da meleklerdir. Dolayısıyla fiilin faili zamirinin onlara raci olması daha uygun olur.)

Va'din Gerçekleşeceği Gün

Bil ki Allahü teâlâ mükelleflerin, mükafaat ve ceza dereceleri bakımından hallerini anlatınca, bundan sonra kıyamet gününün büyüklüğünü de anlatmak üzere şöyle buyurmuştur:

38 ﴿