40"Gerçekten, Biz size yakın bir azabın tehlikesini haber verdik. O gün, iki elinin önceden yaptığı ne ise ona bakacak. Kafir ise, "Ah, ne olurdu keşke ben toprak olsaydım" diyecek". Cenâb-ı Hak buradaki "yakın bir azafe" ile, ahiret azabını kastetmiştir. Çünkü her gelecek, yakındır. Bu tıpkı, "Onlar bunu görecekleri gün, sanki (dünyada) bir akşamdan, yahut bir kuşluktan başka durmamış gibi olacaklar" (Naziat, 46) ayeti gibidir. Cenâb-ı Hak, bu haber verişe, "inzar" adını verdi. Çünkü O, bunu böyle tavsif edince, bu, son derece korkutucu bir durum arzetmiş oldu. Zaten "inzar" da bu demektir. Amellerin, İnsanın önüne Gelmesi Daha sonra Hak Tealâ, "O gün kişi, iki elinin önceden yaptığı ne ise ona bakacak" buyurmuştur. Bu ayetle ilgili bir kaç mesele var: Birinci Mesele Buradaki edatı hakkında şu iki izah yapılabilir: a) Bu, fiili ile mansub, bir istifham edatıdır. Manası, "O, her iki elinin ne yapıp, sunmuş olduğuna bakar" şeklindedir. b) Bu, manasında ism-i mevsuldür. Bu ism-i mevsul, (bakar) fiili ile mansubtur (yani onun mef ulüdür). Buna göre mana, "Kişi, her iki elinin yapıp sunduğu şeye bakar" şeklindedir. Fakat bu ikinci takdire göre, ayette şöyle iki hazif söz konusu olur: 1) denilmemiş, aksine buyurulmuştur. Binâenaleyh buradaki "ha" zamiri hazfedil mistir. 2) denilmemiş, aksine buyurulmuştur. Çünkü ifadesi, yerindedir. İkinci Mesele Ayetle ilgili olarak şöyle üç görüş ileri sürülmüştür: Birinci Görüş: En zahir olan bu görüşe göre, ayette geçen "kişi", herkesi içine alan genel bir ifadedir. Çünkü mükellef, eğer muttakilere yakışan ameller yapmış ise, bunun için büyük bir mükafaat; yok eğer kafirlerin ameli gibi ameller yapıp sunmuş ise, bunun için de Allahü teâlâ'nın anlattığı o cezalar söz konusudur. Binâenaleyh mahşerdeki her mükellefin, bu iki şey dışında umup gözlediği bir şey yoktur. O halde, "O gün kişi, iki elinin önceden yaptığı ne ise ona bakacak" ifadesi ile anlatılmak istenen işte budur. Binâenaleyh kişi, ebrârın (iyilerin) amellerinden yapmış ise ona müjdeler olsun; yok eğer fâcirlerin ameli gibi ameller işlemiş ise, ona da şiddetli azab olsun, yazıklar olsun. İkinci Görüş: bu görüş, Ata'nındır. Ona göre bu "kişi" ile, kâfir(ler) kastedilmiştir. Çünkü mü'min, her iki elinin ne sunduğunu, yani dünyada iken yaptıklarının neticesini beklediği gibi, Allah'ın af ve rahmetini de bekler. Ama sadece azab görecek olan kafir, ancak iki elinin yaptıklarının neticesini görür. Zira onun başına gelecek o ilahî ceza, ancak yaptığı kötü işlerden ötürüdür. Üçüncü Görüş: Bu Hasan el-Basrî ve Katads'nin görüşüdür. Onlara göre, bu "kişi" ile mü'min kastedilmiştir. Bunlar görüşlerine şu iki şeyi delil getirmişlerdir: 1) Allahü teâlâ hemen bu ifadenin peşinden, "Kafir ise, "Ah, ne olurdu keşke ben toprak olsaydım" diyecek" ifadesini getirmiştir. Bu son ifade, kafirin halini anlattığına göre, bundan önceki ifadenin de, mü'minin halini ortaya koyan bir ifade olması gerekir. 2) Mü'min, iyi ve kötü amellerde bulunduğu için, Allahü teâlâ'nın huzurunda, hem bir korku, hem de bir ümit içindedir. Dolayısıyla o anda neler olacağını, gözlemektedir. Kafir ise, zaten ilahi cezayı hakettiğini iyice anlamıştır. Binâenaleyh bunun, o anda nasıl bir durum ortaya çıkacağını merak etmesi söz konusu değil. Çünkü kesin bilgi bulunan hususta, artık bekleme-gözleme yoktur. Vâd ve Vaîd İyi ve güzel şeylerin mükafaatı, kötü ve çirkin şeylerin İse ilahi cezayı muhakkak gerektirdiğini savunan (Mu'tezile), bu ayeti delil getirerek şöyle demişlerdir: "Eğer durum böyle olmasaydı, kişi yaptığı amele göre, ne mükafaat ne ceza beklerdi. Aksine bu ayette bahsedilen bekleme - gözleme, başka birşeyden ötürü olurdu." Buna şu şekilde cevap verebiliriz: Ameller, bir mükafaat ve cezayı gerektirir, ama "amel" olduğu için değil. Aksine, Cenâb-ı Hak, onun için bir mükafaat ve ceza vereceği va'dinde bulunduğundan dolayıdır. Kafirin "Keşke Toprak Olsaydım" Demesi Hak teâlâ'nın "Kafir ise, "Ah, ne olurdu keşke ben toprak olsaydım" diyecek" ayetiyle ilgili olarak şu izahlar yapılabilir: 1) Kişi, kıyamet günü elleriyle yapıp (İşlediği amellerin) karşılığını bekler: Mü'min, imanını ve Hak teâlâ'nın "Allah, kendisine şirk koşulmasının dışında, her türlü günahı, dilediği kimseler için bağışlayabilir" (Nisa, 48) şeklindeki fermanından ötürü, günahlarından affını bulur, bunlarla karşılaşır. Kafir ise, Hak teâlâ'nın "Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz" (Nisa, 48) fermanından ötürü, aff diye birşey umamaz. İşte bu anda kafir, "Keşke toprak oluverseydim" der. Bu, "Keşke dünyada iken, mükellef bir canlı olmasaydım" demektir. 2) Kafir, öldükten sonra dirilmezden önce toprak haline gelmişti. Buna göre, "Keşke ben, hesab için yeniden diriltil meşeydim ve toprak halinde bırakılsaydım" demek ister. Bu yönüyle ayet, tıpkı, "Keşke o ölüm, kesin bir son verici olsaydı" (Hakka. 27) ve "O gün kaftler ve Resulüllah'a isyan edenler, yerle bir olmalarını arzu ederler" (Nisa, 42) ayetleri gibidir. 3) Hayvanlar da diriltilip mahşer meydanında toplanacaklar. Böylece boynuzsuzun hakkı, ona (eziyet vermiş olan) boynuzludan alınacak. Daha sonra bu hesaplar tamamen bitince, o hayvanlara, "Toprak olunuz" emri verilecek. İşte bu anda kafir, kendisinin de onlar gibi toprak olarak, Allah'ın azabından kurtulmasını arzu edecek. Mu'tezile'den bazıları, bu son izahı kabul etmeyerek şöyle demişlerdir: "Allahü teâlâ hayvanları yeniden dirilttiğinde bunlar ya İvaz verilerek zarariı telafi edilenler veya kendisine üstün gelinenler şeklinde iki kısım oldular." Böyle olunca da, hayvanları faydadan tamamen kesmek (hayatlarına son vermek) caiz değildir. Çünkü bu onlara, zarar verme gibi birşey olur. Halbuki ahirette zarar verme, haksızlık yapma diye bir şey olamaz." Mu'tezile, sözlerine devamla, "Bu hayvanlar, görevlerini yerine getirdiklerinde, Allahü teâlâ, güzellerini, cennetlikler için mükafaat, çirkinleri de, cehennemliklerin bir cezası haline getirir" demişlerdir. Kâdi şöyle der: "Allahü teâlâ, bu hayvanların, yaptıklarının karşılıklarını tastamam verip, bunlar da akılları olmadığı için, Cenâb-ı Hakk'ın bunların hayatlarını, bir acı duymayacakları bir şekilde yok etmesi mümkündür. Dolayısıyla bu onlar için, bir zarar - bir haksızlık sayılmaz." 4) Sofilerden biri şunu demiştir: "Ayetteki, "Ah ne olurdu keşke ben toprak olsaydım" ifadesi, "Ah keşke ben, Allah'a itaatta baş eğip, mütevazı olsaydım, direten, karşı koyan böbürlenen birisi olmasaydım" manasınadır." 5) Kafir İblis, Hazret-i Adem (aleyhisselâm)'in ve zürriyetinin elde ettiği mükafaatları görünce, "Sen beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın"(A'raf, 12) diyerek önemsemediği Hazret-i Adem (sallallahü aleyhi ve sellem) cinsinden olmayı temenni eder ve böyle der. Muradını ve kitabının sırlarını en İyi bilen Allah Tealâ'dır. Saiat-u selâm efendimiz Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'e, ailesine ve ashabına olsun (amin)! |
﴾ 40 ﴿