14"Her nefs, ne hazırlamışsa (onu) bilmiştir..." buyurmuştur. Malumdur ki, amelin, fiilin ihzar edilmesi, dermeyan olunması, mümkün değildir. O halde bundan murad, kulun muhasebe ve amellerinin tadılması sırasında, o amelin netice ve eserlerinden olmak üzere, sahifelerde dermeyan ettiği, hazırladığı şeylerdir. Veya bundan murad, her nefsin, kendisi için hazırlamış olduğu, cenneti ya da cehennemi hak etme hususudur. İmdi, şayet, "Her nefis, işlemiş olduğu hayrı hazır olarak bulacaktır..." (Âl-i İmran, 30) ayetinin ifade ettiği üzere, her bir nefs, hazırlamış olduğu şeyleri bilir. O halde daha, "her nefs ... bilmiştir..." (Tekvir, 14) demenin manası nedir?" denilirse, buna iki bakımdan cevap verilirse, buna iki bakımdan cevap verilebilir: a) Bu ifade, Arabların, her ne kadar lafız azlığı ifade etmek için vaz olunmuş bile olsa, kendisiyle aşırılığı ve mübalağayı kastetmiş oldukları sözleri (maksadın aksini söyleme) kabilindendir. Nitekim Cenâb-ı Hakk'ın, "O küfredenler zaman zaman temenni ederler ki.."(Hicr, 2) ayeti de bu kabildendir. Bu tıpkı bir kimsenin alim bir kimseye açık bir mesele sorarken, "Bu konuda diyeceğiniz bir şeyler olur mu?" Onun da cevaben: "Belki de söyleyecek bir şeyler hatırıma gelir" demesi gibidir. Halbuki bu zat böyle derken bundan maksadı: "Bu konuda benim söyleyecek öyle sözlerim var ki benden başka hiç bir yerde bulamazsınız" demektir. İşte burda da böyledir. b) Belki de kafirler, (dünyada) taat olduğuna inandıkları şeyler hususunda kendilerini yoruyorlardı... Ama kıyamet gününde, bunun tersi çıkmıştır... İşte, bu ayetten kastedilen de budur. Cenâb-ı Hak, |
﴾ 14 ﴿