16

"İşte yemin olsun o şafağa ve o geceye ve onun derleyip topladığı şeye, toplu bir hale geldiği zaman aya yemin olsun ki, siz hiç şüphesiz o halden bu hale bineceksiniz. Öyle ise onlara ne oluyor ki iman etmiyorlar".

Kasemin İzahı

Ayetteki, “İşte yemin olsun o şafağa” ifadesiyle ilgili şöyle birkaç mesele var:

“Lâ” Edatı Hakkında

Bu bir yemindir. Başındaki “Lâ” edatı ile ilgili izahı, Kıyame sûresi, 1. ayetin tefsirinde ele aldık. Orada bahsedilen izahlardan birisi de, bu edatın, ne bir nefiy (olumsuzluk edatî), ne de kasem (yemin)den önce gelmiş-geçmiş bir söze, bir iddiaya verilen bir cevap oluşudur. Bu izahın, bu ayetteki durumu açıktır. Çünkü Allahü teâlâ bu ayetten önce, müşriklerin öldükten sonra dîrilmeyeceklerini sandıklarından bahsetmiştir. Binâenaleyh bu ayetin başındaki “Lâ” edatı, o görüşe verilen bir cevaptır ve böyle bir zannın geçersizliğini ortaya koymaktadır. Hak teâlâ, bundan sonra söze, "Yemin olsun o şafağa..." diye başlamıştır.

Yemin Edilen Şey

Daha önceden, bu nesnelere mi, yoksa bu nesneleri yaratana mı yemin edildiği konusunda alimlerin ihtilafını ve kelamcıların, burada aslında, şafağa değil, mahzuf olarak, şafâğın Rabbine yemin edildiğini iddia ettiklerini biliyoruz. Zira, insanın, Allah'tan başkasına yemin etmesi hususunda yasak bulunduğu malumdur.

Şafak ve İşfak Kelimeleri Hakkında

Bu mesele “şafak” lafzının terkibi hususunda olup, bu kelime Arapça'da, aslında, bir şeyin İnceliğini, ince oluşunu ifade için kullanılır. Mesela, dokunulamayacak derecede ince olan bir elbise için, “Sevb şefak” denildiği gbi, bayağı ve değersiz şeyler için de, aynen, “Şefak” ifâdesi kullanılır. Yine, birisi birisine acıyıp, onun hakkında kalbi rikkate geldiği zaman, “Eşfeka aleyhi” deyimi kullanıldığı gibi, kalbin rikkati manasında da, "şefkat" kelimesi kullanılmıştır. Daha sonra ulema, bu kelimenin, güneşin batımından sonra, güneşin ufukta kalan izine bir ad olarak verildiği hususunda ittifak etmişlerdir. Ancak ne var ki, nakledildiğine göre Mücâhid, bu kelimeye, "gündüz" manası vermiştir. Belki de Mücâhid, bu fikre, Cenâb-ı Hakk'ın bu kelimeye "leyl-gece" kelimesini atfetmesi, dolayısıyla, önce zikredilenin de "gündüz" olması gerektiğine inandığı için varmıştır. O halde, bu izaha göre bu demektir ki, buradaki "kasem" biri insanlar için geçim zamanı, diğeri de istirahat zamanı olan ve alemin işlerinin kendileri sayesinde meydana geldiği gece ve gündüze yapılmış olur. Derken, bundan sonra ulema, kendi arasında, ihtilaf etmiştir. Bu cümleden olarak, hemen hemen ulemanın tümü, şafağın (ufuktaki) kırmızılık olduğu, kanaatipe varmışlardır ki, bu, İbn Abbas, Kelbî ve Mukâtil'in görüşü olup, dilcilerden de Leys, Ferrâ ve Zeccâc'ın görüşüdür. Keşşaf sahibi, "Ebû Hanife'nin iki rivayetinden birinde kendisinden rivayet edilen görüşü hariç, bu, bütün alimlerin görüşüdür. Zira, Ebû Hanife'den rivayet edilen diğer görüşe göre, "şafak", "kırmızılık" değil, "beyazlık"tır. Ama, Esed ibn Amr, Ebû Hanife'nin bu görüşünden vaz geçtiğini rivayet eder" der. Alimler, bu kelimenin, ufuktaki kırmızılık anlamına geldiği hususunda şu delilleri zikretmişlerdir:

1) Ferrâ şöyle der: "Bir Arabtan, şöyle dediğini duydum. Falancanın üzerinde, boyanmış bir elbise vardı. Bu adetâ, şafak gibiydi ve kıpkırmızıydı." O sözüne devarnla, "İşte bu, "şafak" kelimesinin "kırmızılık" manasına geldiğine delalet eder" der.

2) Cenâb-ı Hak, şafağı, yatsının son vakti kılmıştır Binâenâleyh burada nazar-ı dikkate alınmış olan şeyin, "beyazlık" değil, "kırmızılık" olması gerekir. Çünkü, beyazlığın müddeti uzar ve şafakta kalışı da uzun sürer. Ama "kırmızılık" güneşin, ufukta kalan izi ve ışığı olduğuna göre, güneş ufuktan uzaklaşınca, bu kırmızılık hemen gidiverir.

3) "Şafak" kelimesinin iştikakı, "incelik" kökünden olup, güneşin batmasını müteakip, ışığın da incelmeye ve zayıflamaya başladığında şüphe olmadığına göre, ufuktaki o kırmızılık, "şafak" olmuş olur.

Geceye Kasem

Cenâb-ı Hakk'ın,

16 ﴿