7

"Şimdi insan, hangi şeyden yaratıldığına bir baksın. O, atılarak dökülen bir sudan yaratılmıştır. (O su), (erkeğin) sulb ile teraib arasından çıkar".

Bu ayetlerle ilgili olarak birkaç mesele var:

Dafık Kelimesi

"Difk", suyu dökmek demektir. Nitekim "Ben suyu döktüm, o da döküldü" manasında, “Defektu'l-mâe fehuve medfukun” denilir. Dökülmüş manasında, "mündefik" denilir. Su "dökülmüş' olunca, âlimler, Cenâb-ı Hakk'ın bunu niçin "dâfik" (döken) diye tavsif ettiği hususunda şu değişik izahları yapmışlardır:

1) Zeccâc, bunun “Zu difakin” (Dökülme özelliğinde) takdirinde olduğunu ve Arapça der, zırh (dir'), feres (at), nebl (atıcı), leben (süt), temr (hurma) kelimeleri yerine, ism-i failleri olan, dâr', fâris, nâbil, lâbin ve tâmir kelimelerinin kullanılışı gibi olduğunu söylemiştir. Zeccâc, Sibeveyh'in de bu fikri benimsediğini nakleder.

2) Araplar, ism-i mef'ûlü bazan ism-i fail kalıbı ile ifade ederler. Ferrâ şöyle der: "Hicazlılar, "ef'âle" ism-i tafdîl veznini, bu manada kullanırlar. Mesela, ism-i mef'ûlu, sıfat olduğu zaman, ism-i fail sigasına sokarlar. Bundan dolayı mesela, "gizlenmiş sır" manasında, "sırrun kâtimun", "ortaya çıkıp dikilmiş düşünce" manasında "hemmün nâsıbun" ve uyunmuş gece manasında, "leylün nâimun" derler. Bu tıpkı “Fi ışetin radiyetin” (Kâria, 7) ayetinde, "râdiye" kelimesinin "merdiyye" (razı olunan) manasına olması gibidir.

3) Halil, kendisine nisbet edilen kitabında şunları yazar: "Su bir kerede döküldüğünde, “Dufika'l-mâu, defkân, dufuken” testi bir kerede döküldüğünde, “İndefeka'l-kuzu” denilir. Yine, testi ve benzerleri (kendiliğinden) döküldüğünde, bunda uğur var sayılarak, "dâfıkun hayrun" (hayırlı dökülüş) derler. Kutrub'un kitabında da, su döküldüğünde “Dufika'l-mâu, yudfeku” denildiği yazılmıştır.

4) Suyun sahibi "dâfik" (döken) olunca, bu isim mecazi olarak dökülen su için de kullanılmıştır.

“Sulb” Kelimesinin Kıraatı

Ayetteki "sulb" kelimesi, iki fetha ile, “Essalebi” Ve iki dammeyle “Essulebi” şeklinde de okunmuştur. Bu kelime şu dört değişik şekilde okunur: Salebu, sulubu, sulbu ve sâlibu.

“Terâib” Kelimesi Hakkında

Kadının "terâib'i, gerdanlığının bulunduğu göğüs kemikleri demektir. Bu bölgenin her bir kemiğine de, "terîbe" denilir ki bu bütün dilcilerin görüşüdür. Nitekim İmriu'l-Kays şöyle demiştir: "Göğüs kemikleri, tıpkı ayna gibi parlak..."

Ayetin Tefsiri Hususundaki Görüşler

Bu ayetin tefsiri hususunda şu iki izah yapılmıştır:

1) Çocuk, erkeğin sulbünden (arka kemiğinden) kadının da göğüs kemiklerinden çıkan sudan yaratılmıştır.

2) Çocuk, erkeğin sulbü (bel kemiği) ile, yine erkeğin göğüs kemiğinden yaratılmıştır.

İkinci görüşü savunanlar, iki delil ileri sürerler:

a) Erkeğin suyu (menisi), sadece sulbundan çıkar. Kadının suyu, sadece teraibden (göğüs kemiklerinden) çıkar. Bu durumda ise, (çocuğun meydana gelişinde), erkeğin sulbü ile, "terâib" (göğüs kemiği) arasından çıkan bir su, söz konusu olmaz. Bu ise, ayetin aksine olmuş olur.

b) Allahü teâlâ, insanın, fışkıran (atılan) bir sudan yaratıldığını beyan etmiştir. Böyle tavsif edilebilecek olan ise, erkeğin suyudur. Hak teâlâ daha sonra, bu suyu "çıkar" diye tavsif ederek, bu "atılma"ya atfetmiştir, yani o atılan (fışkıran) suyun, sulb ile teraib arasından çıktığını belirtmiştir. Bu, o çocuğun sadece erkeğin suyundan yaratıldığını gösterir.

Birinci görüşü savunanlar, bunların birinci delillerine şu şekilde cevap verirler: Farklı-ayrı iki şey hakkında "Bu iki şey arasından pek çok hayır çıkar" denilebilir. Bir de, erkekle kadın birleştiklerinde, o ikisi adeta tek bir vücud haline gelirler. Binâenaleyh, bu lafzın burada kullanılması, güzel ve yerinde olmuştur. Onların ikinci delillerine de şu şekilde cevap verirler: "Bu, bir bütünün parçasının, bütününün tümünü ifade için kullanılması türünden birşeydir. Binâenaleyh, çocuğu meydana getiren suyun (meninin) iki tarafından biri atılma (fışkırma) özelliğine sahip olunca, bu özellik her iki taraf için kullanılmıştır." Birinci görüşte olan bu kimseler sözlerine şöyle devam ederler: Bunun böyle olduğunun delillerinden birisi de şudur: "Çocuk, her iki sudan yaratılmıştır. Çünkü, sadece erkeğin suyu azdır, bu hususta yeterli olmaz. Bir de, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) "Erkeğin (kocanın) suyu (menisi) fazla olduğunda, doğacak çocuk erkek olur ve babasına, babasının akrabalarına benzer. Ama kadının suyu fazla olduğunda, çocuk kadına ve kadının akrabalarına benzer" Müslim, Hayz, 33 (1/251). buyurmuştur, ki bu, birinci görüşün doğruluğunu gerektirir."

Ayeti Yanlış Yorumlamak Olmaz

Bil ki dinsizler bu ayet hakkında ileri geri konuşarak şöyle demektedirler: "Eğer Allah'ın "(O su), (erkeğin) sulb ile teraib arasından çıkar" ifadesinden, meninin bu bölgelerden ayrılıp çıktığı kastediliyor ise, durum hiç de böyle değildir. Zira meni, ancak dördüncü hazmın, yani sindirimin fazlalarından oluşur. Böylece de, her uzvun karakter ve özelliğini taşıyabilmesi ve bu meniden o uzuvlar gibi uzuvların meydana gelebilmesine müsait olabilmesi için, bedenin bütün parçalarından ve her tarafından kopup gelir. İşte bundan ötürü, aşırı cima yapanların, bütün uzuvlarına bir zayıflama hakim olur.

Yok eğer bu ifadeyle, meniyi oluşturan parçalarının büyük kısmının bu kemiklerden oluştuğu kastediliyor ise, bu görüş de zayıftır. Çünkü aksine meniyi oluşturan cüzlerin çoğu, beyinde oluşur. Delili ise, meninin şeklinin, beyine benzemesidir. Bir de cima işini çokça yapanların, önce gözlerinde zayıflama başlar. Yok eğer, ayetteki bu ifadeyle, meninin karar (yerleşme, toplanma) yerinin buralar olduğu kastediliyor ise, bu da zayıftır. Çünkü meninin karargahı, meni kesecikleridir. Bunlar da, yumurtaların yapımda, içice girmiş girift damarlardır. Yok eğer bu ifadeyle, meninin çıkış yerinin buralar olduğu kastediliyor ise, bu da zayıftır. Çünkü müşahede bunun böyle olmadığını göstermekledir. "Bunlara şöyle cevap verilir: Meninin oluşmasında en büyük desteği sağlayan şeyin ve buna yardımcı uzuvların en büyüğünün beyin olduğunda şüphe yoktur. Fakat beynin de halifesi (vekili) vardır. Bu da, omurgaların içinde, beyne kadar uzanan sinirlerdir. Bunlar, arka kemiği (sulb) içinde yer alırlar. Bunun, bedenin başlangıcına doğru uzanan pek çok kolları vardır ki işte bunlar "terîbe" (teraib)dir. işte bu sebepten dolayı Cenâb-ı Hak, özellikle bu iki yeri zikretmiştir. Kaldı ki, sizin sözünüz, meninin nasıl oluştuğu hususundadır. Uzuvların, meniden nasıl oluştuğu meselesi ise, sırf bir vehimdir ve zayıf bir zandır. Halbuki, kabule uygun olan ise, Cenâb-ı Hakk'ın kelamıdır.

Yaratılışın Halık'a Delaleti

Biz, bu kitabımızın pekçok yerinde, şu sebeplerden dolayı, insanın bir nutfeden meydana gelişinin, hür İrade sahibi bir yaratıcının varlığına delalet etmesinin apaçık delillerden olduğunu beyan etmiştik:

1) İnsan bedenindeki enteresan oluşumlar, pek çoktur. Binâenaleyh, insanın bedeninin basit bir maddeden oluşup meydana gelmesi, hür ve irade sahibi bir varlığa daha fazla delalet eder.

2) İnsanın, kendisinin hallerine muttali olması ve onları bilmesi, başkasının hallerine muttali olmasından daha çok ve daha mükemmeldir. Binâenaleyh, hiç şüphesiz bu delalet daha tam ve daha mükemmel olmuştur.

3) İnsanın, bu halleri, hem kendi çocuklarında, hem de diğer canlıların yavrularında görüp müşahede etmesi süreklidir. Dolayısıyla hür irade sahibi bir yaratıcının varlığına, bunlardan yola çıkarak istidlal etmek, daha güçlü olur.

Yaratılışın Haşre Delaleti

4) Bu tür istidlaller, hakîm ve hür irade sahibi bir yaratıcının varlığına kesinkes delalet ettiği gibi, öldükten sonra dirilmenin, haşrin ve neşrin olacağına da kesinlikle delalet eder. Bu böyledir, zira insanın meydana geldiği, ana-babasının bedeninde, ayrı ayrı yerlerde bulunan parçaların, hatta bütün alnındaki parçaların bir araya getirilmesi iledir. Binâenaleyh, o yaratıcı, bu ayrı ayrı parçaları bir araya getirip, böylece ondan sapasağlam bir insan yaratmaya kadir olduğuna göre, o insanın ölümünden ve herbir parçasının her bir tarafa dağılmasından sonra da, o Yaratıcının mutlaka o parçaları bir araya getirebileceğinin ve ta başlangıçta olduğu gibi sapasağlam ve düzgün bir mahluk haline koyabileceğinin söylenilmesi gerekir.

Yaratan Diriltmeye de Kadir

İşte bu sırdan dolayı, Cenâb-ı Hak, insanın yaratılışının başlangıcına dair olan delilleri beyan buyurunca, buna, "ahiret"in olabileceğinin delillerini de dayandırmak üzere

7 ﴿