23"Hayır, asla... yer parça parça dağıtıldığı zaman, Rabbi'n(in emri) geldiği, melekler de saf saf (indiği zaman), ki o gün cehennem de getirilmiştir, insan o gün (herşeyi) hatırlayacak. Fakat hatırlamadan ona ne (fayda)!". Bil ki, buradaki “Kellâ” kelimesi onları bu işten men etmek için olup, onların fiillerini yadırgamayı dile getirmektedir. Yani, "Dünyaya ihtirasla yönelmek, bütün çaba ve gayreti ona hasretmek, sadece ona güvenip, ondan bir ölçü ile almayı terkederek, helal olsun haram olsun dünyalıktan yana ne varsa toplamak; öte yandan da, hesap ve cezanın da olmayacağını vehmetmek gibi kusurlar da durumun bu şekilde olması hiç de uygun değildir. Zira, hali böyle olan kimse, nedametin kendisine fayda vermediği zaman nadim olur; "ömrümü ah keşke, salih ameller ve ölçülü dünya malı ile Allah'a yaklaşmak uğrunda tüketseydim ya!.." diye temennide bulunur" demektir. Birinci Sıfat: Cenâb-ı Hakk'ın, "yer parça parça dağıtıldığı zaman" ayetinin beyan ettiği husus. Halil şöyle demiştir: “Dekke” kelimesi, "duvarı, dağı kırmak.." anlamına gelir. Bu kökten gelen “Ed-dekdâke” kelimesi de, "yurt edinilmiş, sert kum tepesi..." anlamındadır. Aynı şekilde, yere batması sert ve ağır olan adama da, “Raculun mudikkun” denilir." Müberred de şöyle demiştir: “Eddâku” kelimesi, yüksek olan şeyi, yayarak alçaltmaktır. Devenin hörgücü de sırtında yayıldığı zaman, “İndeke sinâmu'l-bairi” denilir. Böylece olan deve için de, “Nâkatu dekâu” denilir. Döşemesi ve yaygısı düz olduğu için de, satış yerine, "ed-dükkân" denilir." Halil'in açıklamasına göre dekk kelimesinin manası, yer sarsıldığı zaman, onun üzerinde bulunan dağları, ağaçları, her şeyi kırmak ve onun üzerinde hiçbir şey bırakmamaktır. Müberred'in açıklamasına göreyse, bu ayetin manası şudur: "Yer yüzü, dümdüz döşeme gibi olacak, üzerindeki evler, köşkler ve diğer yapılar yıkılacak, adeta, dümdüz ve cascavlak bir sahraya dönüşecek.." Bu, aynı zamanda, İbn Abbas'ın, "Kıyamet gününde yeryüzü yayılıp uzatılır" şeklinde açıklamasının da manasıdır. Yer Engebelerinin Dümdüz Oluşu Bil ki, Cenâb-ı Hakk'ın “Dekken dekken” ifâdesindeki tekrarın manası şudur: "O, üst üste kırılacak, dökülecek." Bu senin tıpkı, "Onu, koru koru hesapladım, harf harf anladım..." demen gibidir. Yani, "Allah, onu, üst üste gelen dabelerle kıracak, o da, saçılmış zerrelere dönecek..." demektir. Bil ki bu kırıp dökmenin, kıyamet zelzelesinden sonra olması gerekir. Yeryüzü ise, ardarda sarsılıp peşpeşe hareket ettirildiğinde ise, üzerinde bulunan dağlar parçalanır, tepeler yok olur, boşluklar dolar, böylece yeryüzü dümdüz bir hale gelir. Bu, dünyanın bir enkaz haline geldiği zamandır. Nitekim Cenâb-ı Hak, "O gün sarsan sarsar. Onu, peşinden gelen izler..." (Nâziat, 79/6-7), "Yer ve dağlar yerinden taşınıp da, bir çırpıda unufak edildiğinde..." (Hakka, 69/14) ve "Yer, bir sarsılışla sarsıldığında; dağlar da hurdahaş edildiğinde..." (Vakıa, 56/4-5) buyurmuştur. İkinci Sıfat: Cenâb-ı Hakk'ın "Rabinin emri geldiği, melekler de saf saf indiği zaman..." ayetinin ifade ettiği husus. Bil ki, akli delil yoluyla, Allah hakkında "hareket" muhaldir. Çünkü, böyle olan her şey, cisimdir. Cismin ise, ezelî olması imkansızdır; bu sebeple, bu konuda tevile gitmek gerekir. Bu da şöyle olur: Ben, "muzaf"ın hazfedilip, "muzafun ileyh"in onun yerine geçmesi kabilindendir. Sonra, bu "muzaf" nedir o halde? Bu hususta birkaç izah şekli mevcuttur: 1) Bu, "Rabbimin muhasebeye ve hesaba çekmeye dâir emri geldi..." demektir. 2) Bu, "Rabbimin önüne geçilemez gücü, kahrı geldi..." demektir. Nitekim, “Câe lenâ Benu Ümeyyete” denilir ki, bu, "Onların kahrı ve gücü bize ulaştı..." demektir. 3) "Rabbimin yüce ayetleri geldi..." demektir. Çünkü bu, kıyamet gününde olur. Bu günde ise, en büyük ve en muazzam ayetler tezahür eder. Böylece bunların gelmesi, o ayetleri tazim ve tebcil etmek için âdeta, Allah'ın gelmesi gibi addedilmiştir. 4) "Rabbimin zuhuru geldi, vâki oldu..." demektir. Bu böyledir çünkü o günde marifetullah, Allah'ı bilme, zaruri olur. Bu da, O'nun tıpkı, mahluka zuhur edip, tecelli etmesi gibi olur. İşte bundan dolayı, “Vecâe Rabbuke” denilmiştir. Yani, "Şüpheler zail oldu, şekler kalktı.." demektir. 5) Bu, Allah'ın ayetlerini zuhur etmesinin bir temsili ve O'nun kahr ve gücünün alametlerinin beyanıdır. Böylece, Cenâb-ı Hakk'ın bu konudaki durumu, hükümdarın bizzat gelişine benzetilmşitir. Zira, onun bizzat gelmesiyle ortaya çıkan heybet ve azamet, onun bütün askerlerinin gelmesiyle ortaya çıkacak olandan çok çok fazladır. 6) Buradaki Rabb kelimesi Mürabbî anlamındadır. Muhtemelen bu da, bir melek olup, meleklerin en büyüğüdür ve Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i terbiye eden de O'dur. Böylece “Vecâe Rabbuke” ifadesinden kastedilen de, bu melektir. Ayetteki, “Ve'l-meleku Saffen saffâ” ifadesinin manası, "Bütün semaların melekleri iner de, bütün ins ve cinleri kuşatarak, saf saf olurlar.." şeklindedir. Üçüncü Sıfat: Ayetteki “Vecie yevmeizin bicehenneme” "ki o gün, cehennem de getirilmiştir" cümlesinin ifade ettiği husus olup, bunun bir benzeri de, Cenâb-ı Hakk'ın, "Cehennem de azgınlara gösterilince..." (Şuara, 26/91) ayetidir. Bir kısım müfessir şunu söylemiştir: "Cehennem kıyamet gününde, yetmişbin tane gem ile gemlenerek getirilir ki, her gemin yanında da, onu sürükleyen yetmişbin melek bulunur. Derken o, Arş'ın solundan akar da, melekler öylesine kaçışırlar ki... Şayet bırakılsaydı, bütün oradakileri yakardı..." Kelamcılar şöyle demektedirler: Cehennemin yerinden ayrılmayacağı malumdur. O halde, ayetteki,”Veburrizet” (Şuarâ, 26/91) kelimesinin manası, "mahlukat onu görsün, kafir de, kendisinin yerinin orası oluduğunu anlasın diye... gözüktü..." şeklindedir. Kıyamet Günü İnsan Bütün Amellerini Hatırlar Daha sonra Cenâb-ı Hak “Yevmeizin yetezekkeru'l-insânu” "insan o gün (herşeyi) hatırlayacak..." buyurmuştur. Bil ki, kelamın takdiri, "Yer parça parça olup, şöyle şöyle olduğu zaman, şu şu meydana geldiğinde, insan hatırlar" şeklindedir. İnsanın hatırlamasının ne demek olduğu hususunda da şu izahlar yapılabilir: 1) "O, yapamadığı, kusurlu olduğu şeyleri hatırlar" demektir. Zira, insanın, dünyada iken, bütün gayret ve çabası, dünyalık elde etmekti. Daha sonra bu kimse, ahirette, bunun bir sapıklık ve dalalet olduğunu, kendisine (dünyada iken) düşenin, bütün himmet ve gayretini, ahireti elde etmek için sarfetmesi olduğunu anlar ve hatırlar. 2) “Yetezekkeru” "öğüt alır" demektir. Buna göre mana, "o, dünyada iken öğüt almıyordu. Ama, ahirete varınca, öğüt almaya başlar da, "Ah keşke bir daha dünyaya döndürülsek de, Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak... (ne olur!)..." (En'am, 6/27) der. 3) Hatırlar, "yani tevbe eder" demek olup, bu mana, Hasan el-Basrî'den rivayet edilmiştir. Daha sonra da, Cenâb-ı Hak ona, "Onun için düşünüp ibret almak nerede? Kendilerine açıklayan bir peygamber geldiği halde" (Duhân, 44/13) demiştir. Bil ki, ayetteki “Yetezekkeru” ifadesiyle, O'nun, “Ve ennâ lehu'z-zikrâ” ifadesi arasında bir çelişki vardır. Binâenaleyh, burada bir muzaf'ın takdir edilmesi gerekir. Buna göre mana, "Onun için, o öğütten faydalanma neredeki? Heyhat, bu imkansız!" şeklinde olur. Bu ayete, şöylesi itikadi bir mesele raci olur. bize göre, tevbelerin kabulü, aklen Allah'a vacib değildir. Mu'tezile ise, bunun, aklen Allah'a vacib olduğunu söyler. Biz diyoruz ki, bizim görüşümüzün delili şu olur: Burada ayet, insanın, ahirette, dünyada iken yaptığı şeylerin kendisi için faydalı olmadığını; yapmadığı şeylerin ise daha faydalı olduğunu anlamış olduğuna delalet eder. O bunu anladığı an, mutlaka bundan dolayı pişmanlık duyması gerekir. Böyle bir pişmanlık husule gelince de, tevbe meydana gelmiş olur. Ama daha sonra, Allahü teâlâ'nın, "Fakat hatırlamadan ona ne (fayda)!" ifadesi ile, bu tevbenin fayda vermediğini belirttiğini görmekteyiz. Böylece de, tevbenin, kabulünün, aklen, Allah'a vacib olmadığını anlamış oluyoruz. İmdi, şayet, "O günahkârlar, yaptıklarına, yaptıklarının kötü olması sebebiyle pişman olmuş değillerdir. Tam aksine, ilahi ceza terettüp ve tahakkuk ettiği için pişmanlık duymuşlardır. İşte bu sebeple de, hiç şüphesiz tevbe sahih olmamıştır" denilirse, biz deriz ki günahkârlar, çirkin olan şeylere nedamet duymanın, -bu nedametin faydalı olabilmesi için- mutlaka çirkin olması yüzünden olduğunu bildiklerine göre, pişman oluşlarının işte bu yüzden olması gerekir. Bu durumda da, kabul olunmamasına rağmen, onlar sahih bir tevbe yapmış olabilirler. Böylece de bizim görüşümüz sahih ve doğru olmuş olur. Keşke Ahiretim İçin Çalışsaydım Daha sonra Cenâb-ı Hak bu insanın dediğini açıklamak üzere: “Yekulu yâleyteni kaddemtu lihayati” |
﴾ 23 ﴿