5“Ve's-semâi vemâ benâhâ” "Göğe ve onu bina edene..." buyurmuştur. Bu ayetle ilgili olarak şöyle birkaç soru sorulabilir: Birinci Soru: Keşşaf sahibinin, "Bu ifadenin başındaki “Mâ”nın masdariyye “Mâ”sı olması halinde, “Feelhemehâ” fiilinin, bu ifadeye atfedilmesinin, nazm bozukluğuna sebebiyet vereceğine" dair ileri sürdüğü şey, doğrudur, ama, Kadî'nin, "Bu, semanın yaratıcısına bir yemin olsaydı, bunun, güneşin zikredilmesinden sonra gelmesi caiz olmazdı..." şeklindeki görüşüne gelince, bu zor bir problemdir. Buna verilecek cevap hususunda hatırıma gelen şey şudur: "Gözle görülebilen maddi şeylerin en büyüğü güneştir. Böylece Cenâb-ı Hak, güneşin büyüklüğüne delalet eden bu dört vasfı ile birlikte, önce güneşten bahsetmiş, bundan sonra mukaddes zatını zikretmiş ve mukaddes zatını da üç sıfatla nitelemiştir. Ki bunlar da, Cenâb-ı Hakk'ın, semayı, yeryüzünü ve mürekkeb varlıkları yönetmesidir. Böylece, mürekkeb varlıklara, onların en kıymetlisini, yani nefsi zikrederek dikkat çekmiştir. Bu tertipten maksadı ise, hem aklın, hem de duyu organlarının güneşi ve kütlesinin büyüklüğü hususunda mutabakat sağlamasıdır. Derken, basit seviyedeki akıl, güneş ile daha doğrusu, göklerdekilerin, yerdekilerin ve mürekkeb varlıkların tümü ile, bunları yoktan var eden bir zatın varlığını isbata yönelmiştir. İşte bu durumda akıl, burada, Allah'ın celal ve azametini, O'na yakışır bir biçimde idrak etme nasibini almış olur ki, his ve duyu organları da bu konuda, akla karşı çıkmamıştır. Böylece bu, aklın, maksûsat aleminin derinliklerinden, rububiyyet aleminin zirvelerine ve samediyyetin kibriyasının başlangıçlarına çekilmesine ve ulaşmasına bir yol gibi olmuş olur. Binâenaleyh biz, hikmeti yüce, kelimeleri mükemmel olan zatı noksan sıfatlardan takdis ve tenzih ederiz. İkinci Soru: Hak teâlâ'nın "Göğe ve onu bina edene..." ifadesinin, burada yer alış hikmeti nedir? Cevap: Hak Sübhanehû ve Teâlâ, güneşi, güneşin büyüklüğüne delalet eden dört sıfatla tavsif edince, bunun peşinden, hem güneşin, hem de bütün semavi kütlelerin muhdes varlık olduklarına delalet eden açıklamayı getirmiş ve bu ayetle işte bu delalete dikkat çekmiştir. Bu böyledir. Çünkü gök ve güneş, sonludur, fanidir. Her sonlu ise, belirli bir miktar ile belirlenmiş-sınırlandırılmıştır. Halbuki aklen, bu miktardan daha büyük veya daha küçük olmaları mümkündür. Şu halde güneşi ve diğer semavi kütleleri belli bir miktar ile belirleyen mutlaka bir mukaddir (belirleyen) ve bir müdebbir (idare eden)in olması gerekir. Bir evi yapan usta, onu nasıl istediği şekilde yapıyorsa, aynen bunun gibi, güneşi ve diğer semavi kütleleri idare eden de, bunları kendi iradesine göre belirlemiştir. O halde ayetteki, "onu bina edene..." İfadesi, hem güneşin, hem de diğer semavi kütleleri muhdes varlık olduklarına delalet eden bu inceliğe dikkat çeker gibidir. Niçin Men Yerine Ma Kullanıldı? Üçüncü Soru: Cenâb-ı Hak niçin “Vemâ benâhâ” buyurmuş da, “Vemen benâhâ” dememiştir? Buna şu iki şekilde cevap verebiliriz: 1) Bu ifade ile, bir vasfiyyete işaret edilmek istenmiştir. Buna göre adeta, "göğe ve o göğü yapan o büyük kadire; nefse ve o nefsi tesviye eden o üstün hikmetli Hakime yemin olsun ki..." denilmek istenmiştir. 2) “Mâ” edatı, “Men” yerine kullanılabilir. Mesela, “Velâ tenkihu mânekeha âbâukum” (Nisa. 4/22) ayetinde böyledir. Fakat tercihe şayan olan birinci izahtır. Dördüncü Soru: Cenâb-ı Hak zâtını tarif ederken, niçin üç şeyden, yani gökten, yerden ve nefisden bahsetmiştir? Cevap: Çünkü görülemeyen şeyler hususunda ancak görünür şeyler ile istidlal edilir. Görünür şeyler ancak maddi şeylerdir. Bunlar da basit ve mürekkeb diye ikiye ayrılır. Basit, ulvî ve süflî diye ikiye ayrılır. Ulvisine, "göğe...", süflisine de, "yere yemin olsun ki..." ifadesiyle işaret edilmişitir. Mürekkeb olan varlıklar da kısımlara ayrılıp, bunların en kıymetlileri de, nefis, yani can sahibi olan varlıklardır ve buna da, "Herbir nefse ve onu düzenleyene yemin olsun ki.." (Şems, 91/7) ayetiyle işaret edilmiştir. |
﴾ 5 ﴿