16

'İşte Ben sizi alevlendikce alevlenen bir ateş ile inzar ettim. Ona en bedbaht olandan başkası girmez. O, hakkı yalanlamış ve yüz çevirmiştir".

“Telezzâ” Kelimesi Hakkında

Ayetteki, “Telezzâ” tutuşan, alevlenen, cayır-cayır yanan manasınadır. Arapça'da “Telezzeti'n-nâru telezzeyâ” denilir. Cehenneme "lezâ" ismi verilişi de bundandır. Hak teâlâ böyle olan ateşin kim için hazırlandığını, "Ona en şâkî, en bedbaht olandan başkası girmez" ifadesiyle beyan etmiştir.

Nüzul Sebebi

İbn Abbas (radıyallahü anh) bu ayet-i kerimenin, Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'i ve ondan önceki peygamberleri inkar eden Ümeyye b. Halef ve benzerleri hakkında nazil olduğunu söylemiştir.

"Eşkâ" Kelimesi Hakkında

Ayetteki, "eşkâ"nın, "şaki" (bedbaht) manasına geldiği ve bunun tıpkı "Orada tek sen değilsin" manasındaki, ifadesi gibi olduğu söylenmiştir.

Buna göre ayetteki mana, "Böyle olan ateşe, Allah'ın ayetlerini yalanlayıp, Allah'a itaattan yüz çevirdiği için, şâkî olan kafirden başkası girmeyecek" şeklinde olur.

Mürcie'nin İddiasına Mu'tezile'nin Cevabı

Bil ki Mürcie, ilahî azabın sadece kafirler için söz konusu olduğu hususunda bu ayete tutunmuştur. Kâdî şöyle der: "Bu ayeti zahiri manasına almak mümkün değildir. Delili ise şu üç şeydir:

1) Bu, cehenneme, yalanlayıp Allah'a itaattan yüz çeviren en şâkî kimselerden başkasının girmeyeceği manasına gelir. Binâenaleyh ayetleri yalanlamayıp, Allah'a itaattan yüz çevirmeyen kafirin cehenneme girmemesi gerekir.

2) Bu, günahlara bir teşviktir. Çünkü ayetin zahirî manası, Hak teâlâ'nın, Allah'ı ve Rasulünü tasdik edip, yalanlamada bulunmayan ve taattan yüz çevirmeyen kimselere, "Hangü günahı yaparsan yap sana zarar vermez" demesi gibi olur ki bu teşvik sınırını da aşıp, o şeyleri mubah saymaya varan bir ifade olur. Halbuki Allahü teâlâ böyle söylemekten münezzehtir.

3) Cenâb-ı Hakk'ın, daha sonraki, "Halbuki, çok sakınan... Ondan uzaklaştırılacaktır" (Leyl, 92/17) şeklindeki ayeti bu ayetin, zahiri manasının alınmayacağını gösterir. Çünkü, fasık kimsenin halinden, onun "en muttaki" olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü, "el-etkâ", en muttaki demektir. Halbuki, büyük günahları irtikab eden kimse, "en muttaki" olarak nitelenemez. Şimdi, birinci ifade, fasıkın cehenneme girmeyeceğine delalet ederse, bu ikinci ifade, fasıkın, cehennemden uzaklaştırılmayacağına delalet eder. Halbuki, her mükellef, ondan uzaklaştırılmaz. Dolayısıyla da, mutlaka cehennemliklerden olması gerekir...

Şimdi, burada mutlaka bir tevil yapılması gerektiğine göre, biz diyoruz ki, burada şu iki izah yapılabilir:

1) Cenâb-ı Hakk'ın, “Nâran telezzâ” ifadesi ise, "hususî bir ateşin ve cehennemin muayyen bir tabakasının kastedilmiş olması mümkündür. Çünkü "Münafıklar, cehennemin en alt tabakasındadırlar.." (Nisa, 4/45) ayetinden cehennemin tabaka tabaka olduğu anlaşılmaktadır. Şu halde, ayet, bu hususî ateşe, en bedbaht, en şakiden başkalarının girmeyeceğine delalet eder, ama fasıkın ve böyle olmayan (el-eşkâ olmayan) kafirlerin, cehennemin diğer tabakalarına girmeyeceğine delalet etmez.

2) Cenâb-ı Hakk'ın, “Nâran telezzâ” ifadesi ile, "bütün cehennem tabakaları kastedilmiştir. Halbuki, "oraya, en bedbaht girecek.." ifadesi ile, "Oraya girmeye bu daha uygun ve layık olup, buraya girmeyi ziyadesiyle hak etme, ancak bu en şâkî ve bedbaht için söz konusudur" manası kastedilmşitir.

Mu'tezile'ye Cevap

Bil ki, Kadî'nin bu izahları zayıftır. O'nu birinci olarak "Bundan, bu kafirden başkası cehenneme girmez.." şeklindeki sözüne gelince, bunun cevabı şudur: Her kafir, mutlaka, davası ve risaleti hususunda bir peygamberi yalanlamış ve o peygamberin doğruluğuna delalet eden delilleri düşünmekten imtina etmiştir. Böylece bu kimse hakkında, "Bu, diğer asilerden daha şakidir. Çünkü bu, yalanlayıp Allah'a itaattan yüz çevirmiştir..." şeklinde bir ifade kullanılması doğrudur. Binâenaleyh, her kafir, bu ayetin muhtevasına girdiğine göre, Kadî'nin ileri sürmüş olduğu şey düşer.

Kadî'nin ikinci olarak, "Bu, insanları günah işlemeye bir teşvik olur" şeklindeki sözü de zayıftır. Çünkü, kişileri günahtan men etme hususunda dünyada, bir zemmin ve "Allah ona ikram etmez. Allah onu tazim etmez. Allah ona mükafaat vermez" manasında, Allah'ın gazabının bulunması, yeterli bir sebeptir. Belki de, Allah bu kimseye, başka bir yolla da azab edebilir. Çünkü, her hangi bir delil, azab etme yollarının sadece cehenneme sokmayla sınırlı olduğuna delalet etmemektedir.

Kadî'nin üçüncü olarak, “Veseyecennebuhâ'l-etkâ” ifadesine tutunmasına gelince, bu ifade, en muttaki olmayanların haline, ancak, "Mefhum-i muhalif" ve "Hitab deliline tutunma ile delalet eder. Halbuki Kadî, bunu kabul etmemektedir. Daha nasıl olur da, bu metada tutunabilir. Bunu şu da destekler. Bu ifade, en müttakî olmayan kimselerin, cehenneme girmesini gerektirir. Dolayısıyla da, çocukların ve delilerin de cehenneme girecekleri neticesi çıkar; oysa ki bu, batıldır.

Kadî'nin dördüncü olarak, "Bununla hususi bir ateş, yani cayır-cayır yanan bir ateş kastedilmiştir" şeklindeki ifadesi de tutarsızdır. Çünkü Cenâb-ı Hakk'ın “Nâran telezzâ” ifadesi, bütün cehennem tabakalarının sıfatının böyle olduğunu anlatan bir ifade olabileceği gibi, hususi bir ateşin, sıfatının böyle olduğunu bildiren bir ifade de olabilir. Halbuki, Cenâb-ı Hak, bir başka ayetinde, bütün cehennem tabakalarını bu şekilde tavsif ederek, “Kellâ innehâ lezzâ” "Fakat ne mümkün! Çünkü o (ateş), halis alevdir. Bedenin bütün uzuvlarım söküp koparandır..." (Mearic, 70/15-16) buyurmuştur.

Kadî'nin, "Bu cehenneme, bu en bedbaht daha layiktır" manası kastedilmiştir" şeklindeki sözü de tutarsızdır. Çünkü bu, delilsiz olarak ayetin zahirî manasını terk etmektir. Böylece, Kadî'nin ileri sürmüş olduğu bu görüşlerin tümünün zayıf olduğu sabit olmuş olur.

Ama, "Peki sizin görüşünüze göre, bunu nasıl cevaplayabilirsiniz? Çünkü siz ehl-i sünnet de, fasık kimselerin, ceza görmeyeceklerine dair kesin hüküm vermiyorsunuz?.." denilirse, buna, şu iki bakımdan cevap verebiliriz.

1) Vahidi'nin zikrettiğine göre, “Lâ yeslâhâ” kelimesinin manası, gerçekte Arapça'da, “Lâyelzemuhâ” "Ona yapışıp kalmaz..." şeklindedir. Nitekim, cehennemin şiddet ve hararetine göğüs gererek, oraya girip de oraya adeta yapıştığında, “Sallâ'l-kâfiru'n-nâra” ifadesi kullanılır. Bize göre ise, bu ayrılmama, yapışıp kalmama işi, ancak kafir için söz konusudur. Fasıka gelince, bu, ya cehenneme girmeyecektir, yahut girse bile, oradan çıkacaktır...

2) Bu ayetin zahirî manasının umumi oluşunun, fasık kimseleri tehdit eden ayetlerle tahsis edilmesidir. Allah en iyisini bilendir.

16 ﴿