21"O bunu, sırf O Yüce Rabbin'in rızasını aramak için yapmıştır. Her halde kendisi de ileride hoşnut olacaktır". Bu ayet-i kerime ile ilgili birkaç mesele vardır: “İbtiğâe Vechi Rabbihi” ifadesi, cinsinden olmayandan yapılmış bir istisna olup, "müstesna minh" “ni'metin” kelimesidir. Buna göre kelamın takdiri, "Onun nezdinde, Allah'ın rızasını takip etmenin dışında, hiç kimseye ait bir nimet yoktur" şeklinde olur ve ayetin bu ifadesi (nahiv açısından), senin tıpkı “Mâ fi'd-dâri ehadun illâ himârâ” "Evde, eşekten başka bir kimse yoktur" demen gibidir. Ferrâ bu hususta şöyle izahta bulunur: Burada, bir "infak" kelimesi takdir edilebilir. Bu durumda da ayetin takdiri, "o, Yüce olan Rabbinin rızasını talep etme niyeti dışında, herhangi bir niyetle infakda bulunmaz" şeklinde olur ki bu durumda da bu ifade, "Sizler, ancak Allah'ın rızasını arzulayarak infak edersiniz..." (Bakara, 2/272) ayeti gibi olmuş olur. Allah Rızası İçin Malını İnfak Eden Bil ki Allahü teâlâ, "temizlenmek için malını veren bu çok sakınan"ın, malını, bir hediyeye veya önceki bir nimete (iyiliğe) karşılık olsun diye vermediğini beyan etmiştir. Çünkü bu şekilde verme, kişinin borcunu ödemesi gibi olur. Dolayısıyla da bu şekilde vermenin, daha fazla mükafaat haketmede bir dahli olmaz. Aksine kişi, Allah'ın emrinden ve teşvikinden dolayı bir şey yaptığı zaman mükafaata müstehak olur. Mücessimenin ve Mülhidlerin Ayet Hakkındaki Yorumu Mücessime, ayetteki "vech" (yüz) sözüne tutunmuştur. Mülhidler de, "o yüce Rab" ifadesine tutunarak, bu ifadenin başka bir Rabbin mevcudiyetini iktiza ettiğini söylemişlerdir. Bu hususla ilgili cevabımız daha önce geçmişti. Kâdî Ebû Bekir el-Bâkıllânî, "Kitabu'l-İmâme" adlı eserinde şöyle demektedir: "Hazret-i Ali (radıyallahü anh) hakkında gelen ayet, "Biz size ancak Allah'ın rızası için yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür istemiyoruz. Çünkü biz, Rabbimizden, o abus suratlı, çetin günden korkarız (derler)" (İnsan, 76/9-10) ayetidir. Hazret-i Ebû Bekir (radıyallahü anh) hakkında gelen ayet ise, "O (bunu) sırf O çok yüce Rabbinin rızasını aramak için (yapmıştır)" (Leyl, 92/20) ayetidir. Binâenaleyh her iki ayet de, bu iki zattan herbirinin, yaptıkları şeyleri sırf Allah'ın rızası için yaptıklarına delalet etmektedir. Fakat Hazret-i Ali (radıyallahü anh) ile ilgili ayet, onun yaptığı bu şeyi, hem Allah rızası için, hem de kıyamet gününde korktuğu için yaptığına delalet etmektedir. Çünkü Hazret-i Ali (radıyallahü anh), "Çünkü biz, Rabbimizden, o abus suratlı çetin günden korkarız" (İnsan, 76/10) demiştir. Hazret-i Ebû Bekir (radıyallahü anh) ile ilgili olan ayet ise, onun, yaptığı bu işe, bir mükafaat arzusunu veyahut ilahi cezadan korkma düşüncesini katmaksızın, sırf Allah rızası için yaptığına delalet etmektedir. Binâenaleyh Hazret-i Ebû Bekir (radıyallahü anh)'in makamı daha yüce ve daha üstündür." Bazı kimseler şöyle derler: "Ayetteki "o yüce Rabbin vechini aramak için" ifadesi, "Allah'ın zatını arama" manasına gelir. Halbuki O'nun zatını aramak imkansızdır. Bu sebeple, ayetten kastedilen mananın, "Allah'ın mükafaatını ve ikramını arama, elde etmeyi isteme" olması gerekir." Bazıları da şöyle derler: "Böyle bir takdir yapmaya gerek yoktur. Bu meselenin gerçeği, kulun, Allah'ın zatını sevip-sevemeyeceği meselesine varıp dayanır. Yahut da buradaki arama, yani sevme ile kastedilen şey, Allah'ın mükafaat ve ikramını sevmek olup, bu meseleyle ilgili izahımız, (Bakara, 2/165) ayetinin tefsirinde geçti. Yahya b. Vessâb “Mâ fi'd-dâri ehadun illâ himârâ” şeklinde konuşanlara göre, ref ile bu ayeti “İllebtiğâe vechi rabbihi” şeklinde okumuştur. Her iki okuyuş hususunda da şairin şu beytini delil getirmiştir: "Vahşi sığırların yavruları ile ak develerden başka, kendisiyle ünsiyet edilerek hiçbirşeyin bulunmadığı beldeye yemin olsun ki..." Ayetteki “Velesevfe yerdâ” "Muhakkak kendisi de ileride hoşnud (razı) olacaktır" ifadesi, "Allahü teâlâ, Hazret-i Ebû Bekir (radıyallahü anh)'e, mükafaatlandırmak suretiyle onu razı edeceğini va'detti" demek olup, bu Hak teâlâ'nın, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e, "Rabbin sana verecek, sen de razı olacaksın" (Duha, 93/5) demesi gibidir. Bence burada, şöyle bir izah daha yapılabilir: Bu ifade ile, Hazret-i Ebû Bekir (radıyallahü anh)'in, sırf Allah rızası için infak ettiği-yardımlarda bulunduğu, dolayısıyla da Allah'ın ondan razı olduğu manası kastedilmiştir. Bence bu, birinci manadan daha üstündür. Çünkü Allah'ın, kulundan razı olması, kul için; kulun, Rabbinden razı olmasından daha mükemmel birşeydir. Velhasıl Hak teâlâ'nın da, "Razı olarak ve razı olunmuş olarak..." (Fecr, 89/28) buyurduğu gibi, bu iki rıza (hoşnudluk) mutlaka tahakkuk edecektir. Allah Sübhanehû ve Teâlâ en iyi bilendir. Salat-u selâm efendimiz Hazret-i Muhammed'e, âline ve ashabına olsun (amin)! |
﴾ 21 ﴿