4"O gün yer, bütün haberlerini anlatacaktır". Bil ki İbn Mes'ûd (radıyallahü anh), (......) kelimesini (haber emir) şeklinde okurken; Sa'îd b. Cübeyr, (......) şeklinde okumuştur. Bu ayetle ilgili şöyle birkaç soru sorulabilir: Birinci Soru: "haber verdi" fiilinin, iki mef'ûlü nelerdir? Cevap: Birinci mef'ûl hazfedilmiş ikincisi ise, "ahbar - (haberlerini) ifadesidir. Bunun takdiri, "Yeryüzü, halka haberlerini anlatır" şeklindedir. Ayette anlatılmak istenen, hadisenin büyüklüğünü ortaya koymaktır. Dolayısıyla Cenâb-ı Hak, "haberlerini" ifadesini zikretmiş, "halk" hazfetmiştir. İkinci Soru: "Yeryüzünün anlatması" ne demektir?" Deriz ki: Bu hususta şu izahlar yapılabilir: a) Ebû Müslim'e göre "O gün, herkes için, yaptığının karşılığı ortaya çıkar. Böylece de sanki yeryüzü bunları anlatmış olur. Bu tıpkı senin, "Ev, bize, içinde oturanlar olduğunu anlatmaktadır" demen gibidir. Aynen bunun gibi, o sarsıntı sebebiyle, yeryüzünün darmadağınık olması, adeta yeryüzünün, "Artık dünya kalmadı. Ahiret ise geldi" diye konuşmasıdır." b) Ekseri alimlere göre, Allahü teâlâ yeryüzünü, konsan ve akledebilen canlı bir varlık haline getirir ve yeryüzüne, üzerindeki kişilerin yaptıkları şeylerin tümünü bildirir de, böylece yeryüzü itaatta bulunanbların lehine, asilerin aleyhine şahidlikte bulunur. Nitekim Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Nitekim Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), "Yeryüzü kıyamet günü, üzerinde işlenen tüm işleri haber verir" buyurmuş ve bu ayeti okumuştur. Bu, biz ehl-i sünnete göre, imkansız birşey değildir. Çünkü bize göre, hayatiyyetin olabilmesi için, bir bünyenin bulunması şart değildir. Binâenaleyh yer, aynı şeklini, aynı kuruluğunu, aynı sertliğini sürdürmesine rağmen, Allahü teâlâ onda hem hayatı, hem de konuşma kabiliyetini yaratabilir. Buna göre ayette anlatılmak istenen şudur: Yeryüzü adeta asilerden şikayette bulunup, Allah'a itaat edenlere teşekkür ederek, "Falanca üzerimde namaz kıldı, zekat verdi, oruç tuttu, haccetti. Falanca ise inkarda, zinada, hırsızlıkta ve zulümde bulundu" der. Bu durumda kafir bir an önce cehenneme sürülmeyi arzu eder. Hazret-i Ali (radıyallahü anh), Beytü'l-mâl'deki işini bitirip, orada iki rekat namaz kıldı ve "Ey Beytü'l-mal, seni hak ile doldurduğuma ve hak ile boşalttığıma şahidlik yap" diye dua etti. c) Mu'tezile şöyle demiştir: Cenâb-ı Hakk'ın, cansız varlıklarda konuşma kabiliyeti yatarması mümkündür. Binâenaleyh Allahü teâlâ'nın cansız yeryüzünde, kesik kesik ve özel bir takım sesler yaratması, böylece de konuşanın da, şehadet edenin de yeryüzü değil, Allahü teâlâ'nın Kendisi olması mümkündür. Üçüncü Soru: Ayetteki (......) ve (......). "O zaman, o gün" kelimelerini ne nasbetmiştir? Cevap: (......) kelimesi (......)'den bedel olup, her ikisini de fiili nasbetmiştir, yani bunlar onun mef'ulüdürler. Dördüncü Soru: "Haddese" fiili, bir ünsiyet ve dostluğu ifade eder. Halbuki o günde böyle bir ünsiyet söz konusu olmaz. Öyleyse burada bu fiilin kullanılmış olmasını nasıl izah edersiniz? Cevap: Yeryüzü, bu yöndeki şikayetini, adeta Allah dostlarına ve meleklerine yapmıştır. |
﴾ 4 ﴿