8

"İşte kim, zerre ağırlığınca bir hayır yapıyorsa, onu görecek. Kim de zerre ağırlığınca şer yapıyorsa, onu görecek...".

Bu ifadeyle iigili birkaç mesele vardır:

Zerrenin Manası

Ayetteki, tabiri, "zerre kadar" demektir. Kelbî, "Zerre, karıncanın en küçüğüdür" derlerken, İbn Abbas, şöyle demektedir: "Avcunu toprağa koyup da daha sonra kaldırdığında, işte oraya yapışan toz zerreciklerinden herbiri, "miskâl-i zerre"dir. Binâenaleyh, ister iyi ister kötü, ister az, ister çok olsun, Allah, kuluna, yaptığı bu şeyleri gösterecektir."

İkinci Mesele

Asımın bu rivayetine göre, Hafs yâ'nın ref'i ile,"yurahû" şeklinde okurken, diğerleri yâ'nın fethası ise, (......) şeklinde okumuşlardır. Bunları da, hâ'nın cezmi (sükunu) ile "yerah" şeklinde okumuştur.

Amellerin Karşılığı

Ayette şöyle bir müşkil vardır: Kafirlerin haseneleri, yok mesabesindedir. Mü'minlerin seyyieleri ise bağışlanmıştır. Kafirlerin amellerinin geçersiz kılınması, ya doğrudan, ya da büyük günah irtikap etmeleri yüzündendir. Binâenaleyh artık, ister iyi isterse kötü olsun, zerre miktarınca dahi cezalandırmak ne demektir?

Bil ki müfessirler buna şöyle birkaç yönden cevap vermişlerdir:

a) Ahmed ibn Ka'b el-Kurazî, ayete, "Kim kafir olduğu halde zerre miktarı hayır yaparsa ahirette de, kendisi için bu hususta herhangi bir şey olmadığı halde (eli boş) gelir" manasını vermiştir. Bu husus, İbn Abbas'tan da rivayet edilmiştir. Bu mananın doğruluğuna Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den rivayet edilen şu hadis te delalet etmektedir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Ebû Bekir (radıyallahü anh)'e "Ey Ebû bekir, dünyada görmüş olduğun bu nahoş şeyler, kötülük zerresinin miktarlarıncadır: Ama, Allahü teâlâ, senin için hayır miktar ve miskallerini, geriye bırakmaktadır. Böylece sen onları, kıyamet gününde tastamam elde edeceksin... " Kenzü'l-Ummal, 2/4710.demiştir.

b) Ibn Abbas, bu ayete, "ister mü'min, ister kafir olsun, iyi veya kötü herhangi bir iş yaptığında, Allah, onu ona gösterir. Mü'mine gelince, Allah, günahlarını bağışlar, yaptığı hasenata karşı da, ona mükafaat verir. Kafire gelince, hasenatı reddedilir, günahları, yüzünden azab edilir" manasını vermiştir.

c) Kafirin iyilikleri, her ne kadar küfrü yüzünden batıl ve geçersiz olsa bile, ne var ki, yine tartılma işi, kafir hakkında da söz konusudur. Böylece, o haseneleri, küfrünün cezasından dolayı, geçersiz addedilir. Beri taraf hakkındaki söz de böyledir. Binâenaleyh bü, ayetin umumiliğini zedelemez.

d) Ayetteki, cümlesinin umumiliğinin tahsis edilip sınırlanması... Buna göre biz diyoruz ki, ayetle, "Saîd kimselerden, kim zerre miktarı hayır işlerse o onu görür; şakî kimselerden de kim zerre miktarı kötülük işlerse, o da onu görür" manası kastedilmiştir.

İstihfaf Günahtan Daha Büyük Suç

Birisi şöyle diyebilir: İş bu noktaya vardığında, daha, Allah'ın kerem sıfatı nerede kaldı?

Cevap: İşte kerem budur; çünkü günah, her ne kadar az olsa bile, günah işlemede, karşı tarafı hafife alma vardır. Halbuki kerim, buna tahammül edemez. Taatta ise, tazim vardır. Her ne kadar az olsa bile, kerim, onu zayi etmez. Buna göre Cenâb-ı Hak adeta, "Zerre kadar hayırı küçük sanmaz. Çünkü sen, onca değersizliğine ve zayıflığına rağmen, benim bir zerremi zayi etmedin, onu nazar-ı dikkate aldın, o hususta tefekkür ettin ve onunla, Benim zatım ve sıfatlarım hususunda istidlalde bulundun ve o zaruri bir binit edinerek Bana ulaştın, beni tanıdın, beni buldun. Sen Benim zerremi zayi etmediğine göre, ben senin zerreni zayi eder miyim?" demek istemiştir.

Sözün özü şudur: Esas olan, niyet ve maksaddır. Yapılan amel az bile olsa, niyet halis olduğunda, netice elde edilmiş demektir. Ama, yapılan amel çok bile olsa, niyet bozuk olduğu için, maksad elde edilemez. Ka'b'dan rivayet edilen şu husus da bunu göstermektedir. "İyilik namına, herhangi bir şeyi küçük görmeyin. Çünkü bir kimse, Allah rızası için kullanılmak üzere, bir iğneyi dahi emanet olarak verse, cennete girer. Bir kadın da, Beyti Makdis'in yapımı sırasında bir dane ile yardımda bulunduğu için, cennete girmeyi hak etmiştir.

Hazret-i Aişe (radıyallahü anh)'den de şu rivayet edilmiştir: "Kendisinin yanında üzüm bulunuyordu. Derken bunu, yanındaki kadına ikram etti. O esnada bir dilence gelince, Hazret-i Aişe, o kadına, üzümden bir habbe de o dilenciye vermesini istedi. Hazret-i Aişe (radıyallahü anh)'nin yanında bulunanlardan birisi buna güldü. Bunun üzerine Hazret-i Aişe (radıyallahü anh), "Ayette bahsedilen zerre miktarı hayırlar, işte, bu gördüğünüz basit şeylerde bulunmaktadır" dedi ve bu ayeti okudu, belki de, Hazret-i Aişe (radıyallahü anh)'nin maksadı, bunu yanındakilere öğretmekti. Yoksa, Hazret-i Aişe (radıyallahü anh) son derece cömertti (yani, salkımın tamamını o dilenciye verebilirdi). Zübeyr, Hazret-i Aişe (radıyallahü anh)'ye iki torba içinde yüzseksenbin dirhem gönderdi. Bunun üzerine Hazret-i Aişe (radıyallahü anh), bir tabak getirilmesini emretti ve onu, halka dağıtmaya başladı. Akşam olunca da, "Ey cariye, iftarlığımı getir" dedi. Bunun üzerine cariye de, ekmek zeytin getirdi. Kendisine, "Kendisiyle et alıp da iftarımızı açacağımız kadar yanında dirhem bıraksaydm ya?!" denildiğinde de, "Eğer hatırlatsaydın, bunu yapardım" dedi.

Mukatil de, bu ayetin iki kişi hakkında nazil olduğunu söylemiştir. Bunlardan birisi, kendisine bir dilenci gelip de, kendine az bir hurma, ekmek kırık döküğü ve bir miktar ceviz vermesini istediğinde, bu adam, "Bu bir şey değil. Biz, verdiklerimize karşılık ücret alacağız" derken; diğeri de, küçük günahları bir şey saymıyor ve "Bundan dolayı bana herhangi bir şey terettüp etme. Cehennem tehdidi, büyük günahlara karşı yapılmıştır" diyordu. İşte bu ayet, yapılacak hayrın miktarı az bile olsa, hayra teşvik etmek ve önemsiz sayılan günahlardan da sakındırmak için nazil olmuştur. Zira, az olan o güzel şeyler birike birike bir yığın oluştururken, önemsenmeyen küçük günahlar da, yapıla yapıla büyük günah halini alır. İşte bu yüzden Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), "Velev ki, yarım hurma ile bile olsun, bunu tasadduk ederek, cehennem ateşinden korununuz. Bunu bulamayan da (o dilenciyi), güzel söz söylemek suretiyle başından savsın " Buhari, rikak, 51, Müslim, zekat, 66-68(2/704). buyurmuştur.

En iyi bilen Allahü teâlâ'dır. Salat ü selâm efendimiz Hazret-i Muhammed'e, onun âline ve onun ashabına olsun (amin)!

8 ﴿