52

Kalplerinde hastalık bulunan kimselerin: "Devrin aleyhimize dönmesinden korkuyoruz" diye aralarında koşuştuklarını görürsün. Olur ki Allah, fetih nasib eder veya kendi katından bir emir verir de onlar da içlerinde gizlediklerine pişman olacaklardır.

"Kalplerinde hastalık bulunan kimselerin" buyruğundakî hastalıktan kasıt, şüphe ve münafıklıktır. Buna dair açıklamalar el-Bakara sûresinde (2/10. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. Burada kastedilenler ise, İbn Ubeyy ve arkadaşlarıdır.

"... Devrin aleyhimize dönmesinden" yani, ya kıtlık suretiyle zamanın aleyhimize dönerek onlar da bize erzak vermeyip bize ihsanda bulunmamak suretiyle, ya obryahudilerin müslümanlara karşı zafer kazanıp Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in lehine olan bu durumun devam etmeyeceğinden

"korkuyoruz diye aralarında" yani, yahudilerî veli ve dost edinerek onlarla dayanışmak hususunda

"koşuştuklarını görürsün."

"Devrin aleyhimize dönmesi" ifadesinin bu şekilde açıklanması, manaya daha uygun düşmektedir. Çünkü, buradaki (..........): Devrin aleyhimize dönmesinden tabiri, "Döndü, döner"den alınmış gibidir. Yani, işin dönüvermesinden korkarız, demektir. Bu anlamın doğruluğuna, yüce Allah'ın:

"Olur ki, Allah fetih nasibeder" âyeti delalet etmektedir. Şair de şöyle demiştir:

"Senden takdir edilmiş, mukadder kaderi çevirir

Ve zamanın, musibetlerinin dönüp dolaşmasını."

Burada, zamanın musibetlerinin bir toplumdan bir diğer topluma geçmesi, değişip durması kastedilmektedir.

"Feth"in anlamı hususunda farklı görüşler vardır. Feth'in, hükmedip, haklı ile haksızı ayırd etmek ve hüküm vermek anlamına geldiği söylenmiştir. Katade ve başkalarından bu açıklama nakledilmiştir. İbn Abbâs da der ki: Allah, fethi nasib etti ve Kurayzaoğullarının Savaşçıları öldürülüp, kadın ve çocukları ashâb edildi, Nadiroğulları da sürgün edildi. Ebû Ali de der ki: Burada fetihden kasıt, müşriklerin topraklarının müslümanlara fetih ile açılmasıdır. es-Süddî de der ki: Burada fetihten kasıt, Mekke'nin fethidir.

"Veya kendi katından bir emir verir." es-Süddî der ki: Bundan kasıt da cizyedir, el-Hasen de şöyle demiştir: Münafıkların gerçek durumlarının açığa çıkartılması, isimlerinin bildirilmesi ve öldürülmelerinin emredilmesidir. Bundan maksadın, bol mahsul gelmesiyle müslümanların geniş maddi İmkânlara kavuşması olduğu da söylenmiştir.

"Onlar da içlerinde gizlediklerine pişman olacaklardır." Yani, Allah'ın mü’minlere yardımını görüp, ölüm esnasında da âhiretteki yerlerini görerek azaplarının müjdesi kendilerine verileceği vakit, kâfirleri veli edinmelerinden ötürü pişman olacaklardır.

Yüce Allah'ın: " Îman edenler de derler ki" âyetini, Medineliler ve Şamlılar, başta "vav" harfi olmaksızın, Derler ki..." diye okumuşlardır. Ebû Amr ve İbn Ebi İshâk ise, baş tarafta "vav" harfi ile ve nahivcilerin çoğunluğunun görüşüne uygun olarak "Nasib eder" âyetine atf ederek okumuşlardır, ifadenin takdiri ise şöyle olur: Olur ki Allah fetih nasib eder ve îman edenlerde derler ki... Bunun, manaya atıf olduğu da söylenmiştir.

Çünkü; âyetinin anlamı; "Olur ki Allah fetih nasip eder şeklindedir. Zira; Umulur ki, Zeyd'in gelmesi ve Âmr'ın kalkması demek uygun değildir. Çünkü; umulur ki Zeyd, Amr kalkar; demek uygun değildir. Ama; Zeyd'in kalması ve Amr'ın gelmesi umulur; denilmesi halinde ifade güzel olur.

Buna göre,"Nasib eder" âyetinin; Olur ki.." yanında takdim edildiğini kabul etmemiz, güzel olur. Çünkü, o takdirde ifade; Gelmesi umulur, kakması umulur; takdirinde olur, ve bu haliyle şairin şu beytini andırır.

"Kocanı Savaşta gördüm

Bir kılıç kuşanmış ve mızrak (tutunmuş) olarak."

Bu hususta üçüncü bir görüş daha vardır ki, bu okuyuşa göre âyeti yani 53 âyetin başındaki vav harfi ile "feul"e atfetmektir. Şairin şu mısraında olduğu gibi:

"Şüphesiz bir aba giyinmek ve gözümün aydın olması..."

Bununla birlikte Nasib eder" ifadesinin, şanı yüce Allah'ın ismi celalinden bedel olması da mümkündür. Buna göre ifadenin takdiri de şöyle olur: Umulur ki, Allah (in) yardımı gelir ve îman edenler şöyle der...

Kûfeliler ise, birinci âyet-i kerimeyle ilişkisi olmamak üzere merfu' olarak "... derler" ki diye okumuşlardır,

52 ﴿