58Namaza çağırdığın ada onu alaya ve eğlenceye alırlar. Bu, onların akılları ermeyen bir topluluk olmalarındandır. Bu âyete dair açıklamalarımızı oniki başlık halinde sunacağız: el-Kelbî der ki: Müezzin ezan okuyup da müslümanlar namaz kılmak için kalktıklarında yahudiler, : Kalktılar, kalkmaz olasıcalar derler ve müslümanlar rükû ve secde yaptıklarında gülüp, ezan hakkında da şöyle derlerdi: Yemin olsun sen, geçmiş ümmetler arasında benzerini işitmediğimiz bir şeyi uydurdun. Bu şekilde kervancıların bağırıp çağırması gibi bağırıp çağırmayı nerden çıkardın.? Bu ne kadar çirkin bir ses ve ne kadar kötü bir iştir. el-Vahidî, Esbâbu Nüzüli'l-Kur'ân, s. 202-203; Süyûtî. ed-Dürru'l Mensur, III, 107. Yine denildiğine göre yahudiler, müezzin namaz için ezan okuduğunda aralarında gülüşür, hafif ve çirkin görmek maksadıyla birbirlerine kaş-göz işaretleri yaparlardı. Bununla da namaz kılanları cahil gördüklerini ifade etmek istiyor, diğer insanları namazdan, namaza çağırandan uzaklaştırmak maksadını güdüyorlardı. Yine denildiğine göre yahudiler, namaz için ezan okuyan kimseyi, bu iş ile alay eden, oynayan bir kimse da görüyorlardı. Çünkü onlar, namazın yerini bilmeyen cahillerdi. İşte bunun üzerine bu âyet-i kerimeyle, şanı yüce Allah'ın: "Allah'a davet eden ve salik amel işleyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir"(Fussilet, 41/33) âyeti nâzil oldu. Nida (çağırmak), yüksek sesle davet etmek demektir, Bu, "nuda" şeklinde de okunabilir. Yüksek sesle birisini çağırmayı anlatmak için; kullanılır. Biri diğerine nida eden kimseler hakkında da kipi kullanılır. Yine bu şekliyle, nâdîde (mecliste) birbirleriyle oturdular anlamına da gelir, da, nâdîde (mecliste) onunla birlikte oturdu demek, olur. Şanı yüce Allah'ın Kitabında, bu âyet-i kerîme dışında ezan sözkonusu edilmemektedir. Cumua süresinde ise özellikle Cuma namazı ezanı söz konusu edilmektedir. İlim adamları derler ki; Hicretten önce Mekke'de ezan yoktu. Namaz için: "Topluca namaza" diye seslenirlerdi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Medine'ye hicret edip, kıble Mescid-i Aksa'dan Kabe'ye doğru çevrilince, ezan emri de verildi. Bu sefer (........): Topluca namaza nidası, arız olan herhangi bir iş hakkında kullanılmaya başlandı. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ı ezan hususu oldukça düşündürmüştü. Nihayet ezan, Abdullah b. Zeyd ile Ömer b. el-Hattâb ve Ebû Bekr es-Sıddık (radıyallahü anhüm)'a rüyada gösterildi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da İsra gecesi semada ezanı işitmişti. Hazredi ve Ensar'a mensub Abdullah b. Zeyd ile Ömer b. el-Hattâb (r. anhuma)'ın rüyaları meşhurdur. Abdullah b. Zeyd, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)a geceleyin gidip Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a rüyasında ezanı gördüğünü haber vermişti. Ömer (radıyallahü anh) ise şöyle demişti: Sabah olunca Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a haber verdim. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da Hazret-i Bilal'e emrederek, o da bugün insanların okudukları ezan şeklinde namaz için ezan okudu. Ezan'ın başlangıç keyfiyetini dile getiren rivâyetler: Buhârî Ezan 1; Müslim Salât 1, 6, 12- Ebû Dâvûd, Salât 27, 28; Tirmizî, Salat 25; Nesâî, Ezan 1; İbn Mâce, Ezan 1/2; Dârimî, Salât 3; Muvatta’' Salat 1; Müsned, IV, 42,43. Daha sonra Bilal (radıyallahü anh) sabah namazında "es-salatû hayrun minen-nevm namaz uykudan hayırlıdır" ibaresini ekledi, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) da bunu takrir etti (itiraz etmeyip kabul etti). Yoksa bu ibare, Abdullah b. Zeyd el-Ensarî'ye gösterilen rüyada yoktu. Bunu, İbn Sa'd, İbn Ömer'den nakletmiştir. Dârakutnî (Allah'ın rahmeti üzerine olsun)'nın de zikrettiğine göre, Ebû Bekir es-Sıddîk (radıyallahü anh)'a da ezan rüyasında gösterilmiş ve o da bunu Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a haber vermiş, Abdullah b. Zeyd el-Ensarî, Hazret-i Peygambere bunu haber vermeden önce Peygamber Bilal'e ezan okumasını emretmişti. Dârakutnî bunu, "el-Mudebbec" adlı eserinde, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın Ebû Bekir es-Sıddîk'ten hadis nakletmesiyle Ebû Bekir'in ondan hadis nakletmesi bölümünde zikretmiştir. 3- Ezan ve Kamet Getirmenin Hükmü: İlim adamları, ezan okumak ve kamet getirmenin vücubu hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Mâlik ve arkadaşlarına göre ezan, cemaat namazları için insanların toplandıkları mescidlerde vacibtir. Mâlik bunu Muvatta’''ında açıkça ifade etmektedir. Muvatta’', Salât 7. Mâliki mezhebine mensub müteahhir ilim adamlarının ise farklı iki görüşü yardır. Birincisine göre, Mısr (şehir) ve onun hükmünde kasabalarda ezan, müekked bir sünnet ve kifaî bir vacibtir. Bazılan da şöyle demiştir. Ezan farz-i kifayedir. Şâfiî mezhebine mensub ilim adamları da bu şekilde farklı görüşlere sahiptir. Taberî, Mâlikten şöyle dediğini nakletmektedir: Bir belde halkı, kastî olarak ezanı terkedecek olurlarsa namazı iade ederler. Ebû Ömer de der ki: Bir şehir halkının genel olarak ezan okumalarının vacib olduğu hususunda görüş ayrılığı bilmiyorum. Çünkü ezan, Darı islam ile dar-ı küfrün arasını ayırt eden ve buna delâlet eden bir alamettir İbn Abdi’l-Berr, el-ihtizkâr, ,IV, 17-18. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) da bir seriyye gönderdiğinde onlara şöyle derdi: "Ezan okunduğunu işitecek olursanız, onlara baskın yapmayınız ve ellerinizi onlardan çekiniz! Şayet ezan okunduğunu işitmeyecek olursanız, o takdirde onlara baskın yapınız." Bir diğer rivâyette de: "Onlara baskın düzenleyiniz" diye buyurdu. Bu manadaki hadisler için bk. Buhârî, Ezan 6, Cihâd 102 megazi 38; Müslim, Salât 6; Ebû Dâvûd, Clhâd 91; Tirmizî, Siyer 48; Dârimî, Siyer 9; Muvatta’'r Cihâd 48 Müslim'in Sahih'inde de şöyle denilmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) tan yeri ağardığında baskın yapardı. Eğer ezan sesi işitecek olursa baskınını durdurur, değilse baskınım devam ettirirdi... Müslim, Salâh 9; ayrıca, Buhârî, Ezan 6, Cihâd 102; Ebû Dâvûd, Cihâd 91; Tirmizî, Siyer 48; Dârimî, Siyer Muvatta’' Cihad 48. Atâ, Mücahid, el-Evzaî ve Dâvud ezan farzdır, demişler ve kifaye kaydını zikretmemiçlerdir, Taberî der ki: Ezan bir sünnettir. Vacib (farz) değildir. Ayaca Eşheb'den, o, Mâlik'ten şöyle dediğini nakletmektedir: Yolcu, kastî olarak ezanı terkedecek olursa, namazı iade etmesi gerekir. Kûfeliler ise yolcunun ezansız ve kametsiz namaz kılmasını mekruh kabul eder ve şöyle derler: Şehirde bulunan kimsenin ise, ezan okuyup kamet getirmesi, müstehabtır. Şayet başkalarının okuduğu ezan ve kamet ile yetinecek olursa, bu kadarı da onun için yeterli olur. es-Sevrî der ki: Yolculuk halinde kamet getirmesi, ezan getirmesine ihtiyaç bırakmaz. Eğer, arzu ederse ezan da okuyabilir, kamet de getirebilir. Ahmed b. Hanbel de der ki: Yolcu kimse, Mâlik. el-Huveyris hadisine binaen ezan okur. Dâvud da der ki; Ezan, bütün yolcular için de özel olarak kendisi hakkında vacib olduğu gibi kamet de böyledir. Çünkü Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mâlik br el-Huveyris ve arkadaşına şöyle demiştir: "Bir yolculukta bulunursanız ezan okuyun, kamet getirin ve içinizden yaşça büyük olanınız size İmâm olsun" Bu hadisi Buhârî rivâyet etmiştir. Buhârî, Ezan 17,18,35,49, Cihâd 42, Edeb 27; Müslim, Mesâcid 292, 293; Ebû Dâvûd; Tirmizî, Salât 37; Nesâî Ezân 7,8,29, İmame 4; İbn Mâce, İkameti’s-Salât 46; Dârimî Salât 42; Müsned, III, 436, V, 53. Bu, zahirilerin de görüşüdür. İbnü’l-Münzir der ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın, Mâlik b. el-Huveyris ile onun bir amcası oğluna şöyle dediği sabittir: "Yolculuğa çıktığınızda ezan okuyun ve kamet getirin. Yaşça büyük olanınız da size İmâm olsun" İbnü’l-Münzir der ki: Gerek ikamet halinde olsun, gerek yolculuk halinde olsun, ezan okuyup kamet getirmek, her cemaat için vacibtir. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ezan okunmasını emretmiştir. Onun emri ise vücub ifade eder. Ebû Ömer (b. Abdi’l-Berr.) der ki: Şâfiî, Ebû Hanîfe ve ikisinin arkadaşları, Sevrî, Ahmed, İshâk, Ebû Sevr ve Taberî, yolcu eğer kasti olarak ya da unutarak ezan okumayı terkedecek olursa, kıldığı namazın yeterli olacağını ittifakla kabul etmişlerdir. Onlara göre kameti terketmesi halinde de hüküm böyledir. Bununla birlikte onlar, kameti terketmesini daha ağır bir k-râhat olarak görmektedirler. Şâfiî, ezanın namazın farzlarından bir farz olmadığına ve vacib de olmadığına, Arefe ve Müzdelifede namazları cem eden tek kişi üzerinden ezanın sakıt olacağını delil göstermişlerdir. Yolculukta ezan hususunda Mâlikin mezhebine uygun olarak varılacak sonuç, tıpkı Şâfiî'nin bu konudaki görüşü gibidir. İbn Abdi’l-Berr, el-İstizkar, IV, 81-82. Mâlik, Şâfiî ve arkadaşları, ezanın lâfızlarının ikişer ikişer, kametin lâfızlarının birer defa söylenileceğini ittifakla kabul etmişlerdir. Ancak, Şâfiî ilk tekbiri dört defa tekrarlamaktadır. Bu ise, Ebû Mahzüre hadisi ile Abdullah b. Zeyd yoluyla gelen hadiste sika (güvenilir) kimselerin rivâyetlerinde tesbit edilmiş bir husustur. Müslim Salat 6; Ebû Dâvûd, Sîilâi 28; Tirmizî Salât 26; Nesâî Ezan 3, 4-6; İbn Mâce Ezan 2; Dârimî Ezan 7; Müsned, III, 40S, 409, VI, 401. Şâfiî der ki: Bu ise kabul edilmesi gereken bir fazlalıktır Yine Şâfiî'nin iddiasına göre, Mekkelilerin müezzinleri hâlâ Ebû Mahzûre soyundan gelenlerdir. Kendi çağına ve dönemine kadar bu böylece devam ede gelmiştir. Şâfiî mezhebine mensub âlimler ise şöyle demişlerdir: Şu anda da yine Mekke müezzinleri onun soyundan gelenlerdir. Mâlik'in kabul ettiği görüş de aynı şekilde Ebû Mahzure ezanı ile Abdullah b. Zeyd ezam ile ilgili sahih hadis rivâyetlerinde mevcuttur, Medine'de onlara göre uygulama, kendi dönemlerine kadar Sa'd el-Kurazî soyundan gelenler arasında bu şekildeydi. Mâlik ve Şâfiî ezanda terci’ yapılacağını ittifakla kabul ederler. Terci' ise, müezzinin: îki defa "eşhed'ü enlailâhe illallah" dedikten sonra, yine iki defa: "eşhedü enne Muhammede'r-Resûlüllah" deyip, tekrar (terci' yaparak) bütün gücü ile sesini yükselterek söylenmesidir. İkamet hususunda da Mâlik ile Şâfiî arasında "kad kametissalah" ifadesi dışında görüş, ayrılığı yoktur. Mâlik, bunu bir defa söylerken, Şâfiî bunu îki defa tekrarlamaktadır. İlim adamlarının çoğunluğu ise, Şâfiî'nin dediğini kabul etmektedir. Rivâyetler de bu doğrultuda gelmiştir. Ebû Hanîfe, arkadaşlan, es-Sevrî ve el-Hasen b. Hayy derler ki: Ezan da kamet de ikişerlidir. Onlara göre, gerek ezanın başında gerekse kametin başında "Allahu ekber" dört defa tekrarlanır. Ezanda onlara göre terci' yoktur. Bu husustaki delilleri ise: Abdurrahman b. Ebi Leyla yoluyla rivâyet edilen şu hadistir. Abdurrahman dedi ki: Bize, Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın ashâbının anlattığına göre, Abdullah b. Zeyd Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a gelip şöyle dedi: Ey Allah'ın Rasulü, ben rüyamda, bir duvar üzerinde durmuş, üzerinde yeşil renkli iki elbise bulunan bir adamın ayağa kalkarak ikişerli ezan okuduğunu, yine ikişerli kamet getirdiğini, ikisi arasında da bir süre oturduğunu gördüm. Bilal, bunu işitince kalktı, ikişerli ezan okudu. Sonra bir miktar oturdu ve kalkıp yine ikişerli kamet getirdi. el- Zeylaî, Nasbu'r-Râye, I, 274-275. Bunu, el-A'meş ve başkalan, Amr b. Murre'den, o, İbn Ebi Leyla yoluyla rivâyet etmiştir. Aynı zamanda bu, Irak'taki tabiin ve fukaha topluluğunun da görüşüdür. Ebû İshâk es-Sebi'î der ki: Ali ile Abdullah'ın (b. Mes'ûd'un) arkadaşları, ezan ve ikameti ikişer defa tekrarlardı. İşte, nasıl ki Hicazlılar ezan ve kametlerini geçmişlerinden miras olarak devr aldılarsa, Kûfeliler de bu şekildeki ezan okuyuşlarını ve buna göre uygulamayı, aynı şekilde nesilden nesile miras olarak devr almışlardır, onların ezanı da Mekkelilerinki gibi, tekbiri dört defa tekrarlamak şeklindedir. Bundan sonra bir defe eşhedü enlâilahe illallah" yine bir defa, "ve eşhedü enne Muhammede'r Resûlüllah" denilir, Sonra, bir defa "hayyealesselah", yine bir defa "hayyaal el felâh" denilir. Bundan sonra müezzin, döner (terci' yapar), sesini yükselterek "eşhedü enlaîlahe İllallah der" ve ezanın tamamını ikişer defa olmak üzere sonuna kadar okur. Ebû- Ömer (b. Abdi’l-Berr) der ki: Ahmed b. Hanbel, İshâk b. Rahaveyh, Dâvud b. Ali, Muhammed b. Cerir et-Taberî de Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'dan rivâyet edilen bütün rivâyetler doğrultusunda görüş belirtmenin câiz olduğunu ifade etmişler ve bu farklı rivâyetleri, mübahlık ve muhayyerlik şeklinde anlayarak şöyle derler: Bütün bunlar caizdir Çünkü Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan bütün bunlar sabit olmuştur, ashâbı da bunlarla amel etmiştir. İsteyen ezanın başında iki defa, Allahu ekber der, isteyen bunu dört defa tekrarlar. İsteyen ezan okurken terci' yapar, isteyen terci' yapmaz. İsteyen kamet getirirken de bunları ikişerli getirir, isteyen teker teker söyler. Ancak bundan: "kâdkame-tissalah" müstesnadır. Çünkü bu söz, herhalûkârda İki defa tekrar edilir. 5- Tesvîb (es-Sâlatu Hayrun Mine'n-nevm Demek): İlim adamları Tesvîb'in hükmü hususunda farklı görüşlere sahiptir. Tesvîb, ise, müezzinin "es-salatu hayrun minen-nevm" demesidîr. Mâlik, Sevrî ve el-Leys derler ki: Müezzin, sabah namazında iki defa Hayye ala'l-felâh dedikten sonra, iki defa; es-Salatu hayrun mine'n-nevm der. Bu, Şafîî’nin de Irak'taki görüşüdür. Mısır'da ise: Böyle demez, demiştir. Ebû Hanîfe ve arkadaşlan derler ki: Dilediği takdirde ezanı bitirdikten sonra bunu söyleyebilir. Onlardan bunu, ezanın içinde söyleyeceğine dair rivâyet de gelmiştir. Sabah namazında insanların uygulayageldikleri budur Ebû Ömer der ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'dan, Ebû Mahzure hadisinde Hazret-i Peygamberin Ebû Mahzûre'ye sabah ezanında: "es-Salâtu hayrun mine'n-nevm" demesini emrettiği rivâyet edilmiştir. Yine Hazret-i Peygamberden bunu, Abdullah b. Zeyd yoluyla gelen hadiste söylediği de rivâyet edilmiştir. Enes'ten şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Sabah ezanında: "es-salâtu hayrun mine'n-nevm" denilmesi sünnettendir. İbn Ömer'den de bunu söylediğ rivâyet edilmiştir, Malîk'in Muvatta’'mda söylediği şu ifadesine gelince; bana ulaştığına göre müezzin, sabah namazını haber vermek üzere Ömer b. el-Hattâb’ın yanına varmış. Uyuduğunu görünce, es-Savalâtu hayrun mine'n-nevm demiş. Ömer de sabah ezanında bunu söylemesini emretmiş. Mutavva, Salât 8 (Ebû Ömer) der ki: Ben bunun, Ömer'den delil gösterilebilecek şekilde ve sıhhati bilinen bir yolla rivâyet edilmiş olduğunu bilmiyorum, Bu hususta, Hişam b. Urve'nin, İsmail diye anılan ve tanımış olduğum İbn Abdi’l-Berr, el-İstizkâr, IV, 74. bir kişiden bir rivâyet vardır, İbn Ebi Şeybe şunu nakletmektedir: Bize, Abde b. Süleyman, Hişam b. Urve'den, o, İsmail diye anılan bir adamdan şöyle dediğini nakletmiştir: Müezzin gelip Ömer'e sabah namazını haber vermek istedi ve "es-sala tu hayrun mine'n-nevm" dedi, Ömer bunu beğendi ve müezzine: "Sen bunu, ezanında söyle" dedi. Ebû Ömer (b-Abdi’l-Berr) der ki: Kanaatimce Ömer'in ona söylediği sözün anlamı şudur: Bu sözün söyleneceği yer sabah ezanıdır Burası değildir. Sanki Ömer, daha sonra emirlerin ihdas ettikleri gibi emirin kapısı yanında bir başka nidanın (namaz için seslenişin) yapılmasını hoş görmemiş gibidir. Yine Ebû Ömer der ki: Haberin zahiri her ne kadar bunun hilafına ise beni böyle bir açıklamaya iten - de- sebep şudur: Sabah namazında tesvib, Hazret-i Ömer'in bu konuda Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın sünnetini ve bunu Medine'deki Bilal ve Mekke'de de Ebû Mahzûre diye bilinen müezzinlerine emretmiş olduğunu bilmediğinin sanılması sözkonusu olmayacak kadar durum İlim adamlarınca ve avam nezdinde de yaygınlık kazanmıştır. Çünkü bu, gerek Bilal'ın ezan okuyuşunda bilinen ve tesbit edilmiş bir husustur, gerekse de Ebû Mahzûre'nîn sabah namazında Peygambere ezan okuyuşunda bilinen bir husustur. İlim adamları nezdinde de meşhurdur. Veki', Süfyan'dan, o, İmrân b. Müslim'den, o Suveyd b. Gafele'den rivÂyetine göre o, (Hazret-i Peygamber) müezzinine: "Havyealelfelah"'a geldiğinde: "es-Salatu hayrun mine'n-nevm de" diye haber gönderdi. İşte bu, Bilal'ın ezandır. Bilindiği gibi Bilal, Hazret-i Ömer'e hiçbir vakit ezan okumamıştır, Hazret-i Ömer, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan sonra da yalnızca bir defa Şam'a girdiği vakit Bilalin ezanını işitmiştir. İbn Abdi’l-Berr, el-İstizkar, IV, 75-76. İlim adamları icma ile şunu kabul emişlerdir: Sabah namazı dışında kalan namazlar için sünnet olan, namaz vakti girmeden ezan okumamaktır Yalnız sabah namazı için, Mâlik, Şâfiî, Ahmed, İshâk ve Ebû Sevr'in görüşüne göre, tan yerinin ağarmasından önce ezan okunabilir. Bu konudaki delilleri ise, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın şu âyetidir: "Şüphesiz Bilâl, henüz gece iken ezan okur. O bakımdan İbn Um Mektum ezan okuyuncaya kadar yemenize içmenize devam ediniz" Buhârî, Ezan 11-13, Savm 17, Şehâdât 11, Ahbaru'l-Âhâd 1; Müslim, Siyam 36-38; Tirmizî, Salât 35; Nesâî, Ezan 9,10; Dârimî, Salât 4; Muvatta’', Nida 14, 15; Müsned, U, 9, 57, 62, 64, 73, 79, 107, 123. Ebû Hanîfe, es-Sevrî ve Muhammed b. el-Hasen ise derler ki: Vakti girmedikçe sabah namazı için ezan okunmaz. Çünkü Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Mâlik b. el-Huveyris ve arkadaşına şöyle demiştir: "Namaz vakti girdi mi, ezan okuyunuz. Sonra kamet getiriniz, sonra da yaşça büyük olanınız size İmâm olsun.". Ayrıca diğer namazlara sabah namazını kıyas etmek de bunu gerektirir. Hadis ehlinden bir kesim ise şöyle demiştir: Eğer mescidin iki tane müezzini varsa, onlardan birisi tan yeri ağarmadan önce ezan okur, diğeri ise, tan yeri ağardıktan sonra ezan okur. 7- Ezan Okuyan ile Kamet Getirenin Ayrı Kimseler Olmaları; Ezan okuyan müezzinden başkasının kamet getirmesi hususunda fukaha farklı görüşlere sahiptir. Mâlik, Ebû Hanîfe ve arkadaşları bunda bir mahzur olmadığı görüşündedirler. Çünkü, Muhammed b. Abdullah b. Zeyd'in, babası (Abdullah)'dan rivÂyetine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) rüyasında gördüğü ezanı Bilâl'e öğretmesini emretmiş, bunun üzerine Bilâl de ezan okumuştu. Daha sonra da Hazret-i Peygamberin, Abdullah b. Zeyd'e emretmesi üzerine Abdullah da kamet getirdi. Ebû Dâvûd Salat 30. es-Sevrî, el-Leys ve Şâfiî ise, kim ezan okursa, o kamet getirir demişlerdir. Çünkü, Abdurrahman b. Ziyad b. En'um, Ziyad b. Nuaymdan, onun, Ziyad b. el-Haris es-Sudâî'den naklettiği hadiste, Ziyad şöyle demiştir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a gittim. Sabahın ilk vakti girince, bana emir verdi ben de ezan okudum. Sonra namaza kalktı. Kamet getirmek üzere Bilal geldi, fakat Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Sudalıların kardeşi (yani Sudalı olan) ezan okudu. Kim ezan okursa o kamet getirir." Ebû Dâvûd Salat 30; Tirmizî Salat 32; İbn Mâce Ezan 3; Müsned, IV, 169. Ebû Ömer der ki: Abdurrahman b. Ziyad, el-İfrıkî diye anılır. Hadis âlimlerinin çoğu onu zayıf kabul ederler. Bu hadisi de ondan başkası rivâyet etmemektedir. Önceki hadis ise, inşaallah sened bakımından daha iyidir. Eğer, el-İfnkînin hadisi sahih ise, -şunu da belirtelim ki, ilim ehli arasından onun sika olduğunu kabul eden ve ondan övgüyle söz edenler de vardır- o takdirde o hadis gereğince görüş belirtmek daha uygundur. Çünkü bu hadis, görüş ayrılığı konusunda açık bir nastır. Ayrıca bu hadis, Abdullah b. Zeyd'in Bilal ile başından geçen olaydan daha sonradır. Sonraki bir olaydır. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın sonra verdiği emrine uymak daha uygundur. Bununla birlikçe ben, müezzinin muayyen tek kişi olması halinde kameti de onun getirmesini müstehab görmekteyim. Bir başkası kamet getirecek olursa, yine icma ile namaz geçerlidir. Allah'a hamd olsun. Ezan okuyan kimse ezanını ağır ağır okuması ve bugün birçok cahil kimsenin yaptığı gibi, ezanı kelimeleri uzatarak ve nağmeli bir şekilde okumamasıdır. Hatta, sıradan ve avamdan pek çok kimse, ezanı nağme sınırından da çıkartmış bulunuyorlar. Ezan okurken tekrarlar yapmakta ve neye kalkıştığı bilinmeyecek şekilde ezan okurken, çokça kesintilere uğratmaktadır. Dârakutnî'nin ibn Cüreyc'den, onun, Atâ'dan, onun da İbn Abbâs'tan rivâyetine göre, İbn Abbâs şöyle demiş: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın nağmeli ezan okuyan bir müezzini vardı. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona şöyle buyurdu: "Ezan kolay ve rahattır Eğer senin de ezanın kolay ve rahat olursa (ezan okumaya devam edebilirsin) aksi takdirde ezan okuma." Dârakutnî, I, 239, II, 86. Müezzin ezan okurken, ilim adamlarından bir topluluğa göre kıbleye yönelir, "Hayyealessalâh" ve "hayyealelfelâh" dediği takdirde de yine ilim adamlarının çoğunluğuna göre, başını sağa ve sok döndürür. Ahmed der ki: İnsanlara ezanı duyurmak kastı ile minarede olması hali dışında dönmez. İshâk da bu görüştedir. Tahâret üzere (abdestli) olması, efdal olandır. Ezanı duyan bir kimsenin, iki teşehhüdün sonuna kadar müezzinin söylediğini tekrarlaması, müstehabür Tamamlayacak olsa da caizdir Çünkü, Ebû Said yoluyla gelen hadis bunu gerektirmektedir. Buhârî, Ezan 7; Müslim, Salât 10; Ebû Dâvûd, Salât 36; Tirmizî, Salât 40; Nesâî, Ezan 33; İbn Mâce, Ezan 4. Müslim'in Sahih'inde de Ömer b. el-Hattâb'dan şöyle dediği kaydedilmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Müezzin, Allahuekber, Allahuekber dediğinde, sizden herhangi bir kimse de Allahuekber, Allahuekber dese, sonra müeezzin: Eşhedü enlâilâhe illallah dese, sizden herhangi bir kimse de eşhedü ellailahe illallah dese, müezzin daha sonra: Eşhedü enne Muhammede'r-Resûlüllah dese, sizden herhangi bir kimse de eşhedü enne Muhammede'r-Resûlüllah dese, sonra müezzin hayyealesselâh dese, sizden herhangi bir kimse lâ havle velâ kuvvete illâ billâh dese, müezzin daha sonra: Hayyealel-felâh dese, sizden herhangi bir kimse de: Lâ havle velâ kuvvete illa billâh dese, sonra müezzin Allahuekber, Allahuekber dese, yine sizden herhangi bir kimse Allahuekber, Allahuekber dese, sonra müezzin lâ ilahe illallah dese, sizden herhangi bir kimse de kalbinden lâ ilâhe illâlah dese cennete girer." Müslim, Salat 12; Ebû Dâvûd Salat 36. Yine Müslim'de, Sa'd b. Ebi Vakkas'ın Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan naklettiği şu âyeti de yer almaktadır: "Her kim, müezzinin ezanını işittiğinde: "Allah'tan başka ilâh olmadığına, bir ve tek olduğuna, ortağı bulunmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve Resulü olduğuna şahidlik ederim, Rabb olarak Allah'tan, Rasul olarak Muhammed'den, Din olarak da İslamdan razı oldum" diyecek olsa, geçmiş (küçük.) günahları ona bağışlanır." Müslim, Salat 13; Ebû Dâvûd Sakıt 36; Tirmizî, Salât 42; Nesâî, Ezan 38; İbn Mâce, Ezan 4. 10- Ezanın ve Müezzinin Fazileti: Ezan ve müezzinin Faziletine gelince, bu hususta da sahih bir takım rivâyetler gelmiş bulunmaktadır: Bunlardan birisini Müslim; Ebû Hüreyre'den rivâyet etmiştir, Buna göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Namaz için ezan okunduğunda, Şeytan, ezan sesini işitmeyeceği yere varıncaya kadar sesli yellenerek arkasını döner kaçar." Buhârî, Ezan 4, el-Amel fî's-Salah 18, Sehv 6; Müslim, Mesacîd 83; Ebû Dâvûd, Salat 31; Nesâî, Ezan 30; Dârimî, Salât II, 174; Muvatta’', Nida 6; Müsned, II, 313,398,411... Önceden de geçtiği üzere ezanın İslamın şiarı ve imanın alâmeti olması faziletini anlamak için yeterlidir. Müezzinin faziletine gelince, Müslim, Muaviye'den şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Ben, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ı şöyle buyururken dinledim: "Müezzinler, kıyâmet gününde boyları en uzun olacak kimselerdir." Müslim, Salah 14; İbn Mâce Ezan 5: Müsned, III, 169 ,264, IV, 95, 98. İşte bu, o günün dehşetlerinden güvenlik altında olmaya bir işarettir, Çünkü Araplar, boyun(un) uzunluğunu, kavmin şereflileri ve efendileri hakkında kinaye yoluyla kullanmışlardır. Nitekim, şairlerinden birisi şöyle demiştir: "Onlar, öyle kimselerdir ki, boyunları da uzundur, kulak yumuşaklarına varan saçları da." Muvatta’''da da Ebû Said el-Hudrî'den, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ı şöyle buyururken dinlediği kaydedilmektedir: "Müezzinin sesinin ulaştığı yere kadar olan bölgede, cin olsun, insan olsun, başka herhangi bir şey olsun onun sesini işiten her şey, mutlaka Kıyâmet gününde onun lehine şahitlik edecektir." Buhârî, Ezan 5 Bedü'l-Halk 12, Tevhid 52; Nesâî, Ezan 14; Muvatta’', Nida; İbn Mâce Ezan 5; Müsned, III, 35, 43. İbn Mâce'nin Sünen'inde de İbn Abbâs'tan şöyle dediği kaydedilmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Her kim yedi yıl süreyle ecrini Allah'tan umarak ezan okursa, ona cehennemden kurtuluş beratı yazılır." Tirmizî salat 33; İbn Mâce Ezan 5. Yine İbn Mâce'de İbn Ömer'den, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın şöyle buyurduğu nakledilmektedir: "Kim oniki yıl süreyle ezan okuyacak olursa, cennet ona vacib olur. Ve her gün okuduğu ezanlara mukabil, ona altmış hasene ve her bir kamet karşılığında da otuz hasene yazılır." İbn Mâce, Ezan 5. Ebû Hatim der ki: Bu hadisin senedi münkerdîr ama hadisin kendisi sahihtir. Osman b. Ebi'l-Âs'dan da şöyle dediği nakledilmektedir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in bana son ahdi, ezanına karşılık ücret alacak bir müezzin edinmemem şeklinde idi. Bu hadis de sabit bir hadistir. Bu lâfızlarla: Tirmizî, Salat 41; aynı manada yakın lâfızlarla Nesâî, Ezan 32, İbn Mâce, Ezan 3; Müsned, IV, 21, 217. 11- Ezan Karşılığında Ücret Almak: Ezan karşılığında ücret almanın hükmü hususunda fukahanın farklı görüşleri vardır. el-Kasım b. Abdurrahman ve rey sahipleri, bunu mekruh gördükleri halde, Mâlik buna müsaade etmiş ve bunda mahzur yoktur, demiştir. el-Evzaî de der ki: Bu, mekruhtur. Ancak, buna karşılık beytülmalden mÂişetine yetecek kadarını almakta da bir mahzur yoktur. Şâfiî de der ki: Müezzine, ancak; Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın ganimetteki payı olan beştebirin beştebirinden verilir. İbnüff-Münzir der ki: EzaffVkarşılığında ücret almak câiz değildir. İlim adamlarınız, Ebû Mahzûre'nin hadisin delil göstererek ücret almanın lehine delil göstermişlerse de bu delillendirme su götürür. Bu hadisi, Nesâî, İbn Mâce ve başkaları rivâyet etmiştir. Ebû Mahzûre der ki: Bir gurupla birlikte yola çıkmıştık. Yolun bir bölümünde iken Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın müezzini, Resûlüllah'ın yakınında namaz için ezan okudu. Biz de ondan uzaklarda yüzçevirmiş olduğumuz halde müezzinin sesini işittik. Onunla alay etmek üzere yüksele sesle onu taklid etmeye başladık. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu işitti. Bize , bazı kimseleri elçi gönderdi. Onlar bizi götürüp Peygamberin önüne oturttular. Şöyle buyurdu: "Sesinin yükseldiğini işittiğim kişi hanginizdi?" Beraberimdekilerin hepsi beni işaret ettiler. Doğru da söylediler. Bunun üzerine o da hepsini salıverdi, beni alıkoydu ve bana: "Kalk ve ezan oku" dedi. Ben de kalktım. Fakat o sırada Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın bana verdiği emirden ve onun bana emrettiği şeyden daha fazla hiçbir şeyden tiksinmiyordum, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın önünde, ayakta durdum. Resûlüllah bizzat ezanı bana telkin ederek şöyle dedi: "De ki: Allahûekber, Allahuekber, Allahuekber, Allahuekber, Eşhedü enne Muhammederrasulullah, Eşhedü enne Muhammedenresulullah. Sonra bana dedi ki: "Sesini yükselt ve uzat: Eşhedü enlailahe illallah, eşhedü ell-lailahe illallah. Eşhedü enne Muhammederresulullah, eşhedü enne Muhammederresulullah. Hayyaalesselah, hayyealesselah. Hayyealelfelah, hayyealelfelah. Allahuekber, Allahuekber. La İlahe illallah." Sonra ezan okumayı bitirince beni çağırdı. Bana içinde bir miktar gümüş bulunan ağzı bağlı bir kese verdi. Sonra elini Ebû Mahzûre'nin alnı ürerine koydu. Daha sonra elini yüzünün üzerinde gezdirdi, sonra göğüslerinde gezdirdi. Sonra da karaciğerinin bulunduğu yerin üzerinde bıraktı. Nihayet Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın eli, Ebû Mahzûre'nin göbeğine kadar vardı, sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) "Allah sana bereketler ihsan etsin, üzerine bereket yağdırsın" diye buyurdu Ben, Ey Allah'ın Rasûlü, Mekke'de ezan okumak için bana emret dedim, o da: "Sana böyle yapmanı emir veriyorum" diye buyurdu. İçimde Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın emri üzerine onunla birlikte namaz için ezan okudum. Hadisin bu rivâyeti İbn Mâce'nin lâfzıdır. İbn Mâce, Ezan 2; Nesâî, Ezan 5 (bu lâfızlarla) Ebû Mahzüre hadisinin yer aldığı kaynakların bir kısmı daha önceden 4. başlıkta gösterilmiştir. 12. Namazla Alay, Akıllıların Yapacağı Bir îş Değildir: Yüce Allah'ın: "Bu onların akılları ermeyen bir topluluk olmalarındandır" âyetinin anlamı şudur; Yani onlar, kendilerini çirkin işlerden alıkoyacak aklı bulunmayan kimseler ayarındadırlar. Rivâyet olunduğuna göre, hıristiyanlardan bir kişi, Medine'de müezzinin: "Şehadet ederim ki, Muhammed Allah'ın Rasulüdür" dediğini işittiğinde, yalan söyleyen ateşte yansın dermiş. Kendisi uykuda iken bir kıvılcım evine düşmüş, evini yakmış ve evi ile birlikte o kâfiri de yakmıştı. Böylelikle bu, diğer insanlara ibret olmuştu. Süyûtî, ed-Dürru'l-Mensûr, III, 107-108. "Bela, kişinin taşıdığı mantığı ile alakalıdır" denilmiştir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte, hakkı anlayacakları vakte kadar kendilerine mühlet verilirdi. Fakat bundan sonra ise ertelenmezlerdi. Bunu İbnü'l-Arabî zikretmiştir. |
﴾ 58 ﴿