40De ki: "Bana söyleyin eğer size Allah'ın azâbı gelirse yahut size kıyâmet gelip çatarsa Allah'tan başkasını mı çağıracaksınız? Şayet doğru kimseler iseniz (bana söyleyin)." Yüce Allah'ın: "Deki: Bana söyleyin...." âyetinde Nâfi', iki hemzeyi de tahfif ile okumuştur, O, buradaki birinci hemzenin harekesini kendisinden önceki harfe verirken, ikincisinin de harekesini belli belirsiz okur. Ebû Ubeyd'in ondan naklettiğine göre, hemzeyi kaldırır ve onun yerine elif okurdu. en-Nehhâs der ki: Ancak, Arapça bilginlerine göre bu, onun hakkındaki yanlış bir kanaattir. Çünkü burada "yâ" harfi sakin, "elif de sakindir. îki sakin ise bir araya gelmez. Mekkî der ki: Verş'den onun hemzeyi elife değiştirdiği (ibdâl ettiği") rivâyet edilmiştir. Çünkü ondan gelen rivâyete göre, ikinci hemzeyi med ile okur. Med ancak ibdâl ile mümkün olabilir. Bedel ise, usulün bir fer'idir. Aslolan ise hemzenin üstün harekeli hemze ile elif arasında okunmasıdır. Verş'in dışında ikinci hemzeyi tahfif ile okuyan herkesin kıraati de bu şekildedir. Kendisinden sonraki harf sakın olmakla birlikte hemzede ibdalin câiz oluşunun güzel görünmesi, birinci harfin med ve lîn harfi oluşu dolayısıyladır. Sakin harf ile birlikte yapılan med ise ikinci sakinin söyleyişine vasledilen bir hareke durumuna gelir. Ebû Amr, Âsım ve Hamza ise, kelimesinde her iki hemzeyi tahkik ile okumuşlar ve kelimeyi aslı üzere telaffuz etmişlerdir. Çünkü bu kelimede aslolan hemzeyi okumaktır. Çünkü baştaki soru hemzesi 'deki hemzenin başına gelmiştir. Görüldüğü gibi buradaki hemze de aynu'l-fiil (fiil kökünün ikinci harfidir) "Yâ" harfi ise merfu' muttasıl zamirin bitişmesi dolayısıyla sakindir. Îsa b. Ömer ve el-Kisâî, ikinci hemzeyi hazfederek; diye okumuşlardır. en-Nehhâs der ki: Arapça'da bu uzak bir ihtimaldir. Ancak şiirde caizdir. Araplar: Zeyd'in durumunun ne olduğunu bir gördün mü? derler ve hemzeyi açıkça telâfuz ederler, hazf etmezler. Basralıların kanaatine göre ise, (sondaki) "kefile mîm" harfleri hitab içindir. Dolayısıyla bu harflerin İ'rabtan payları (mahalleri) yoktur. ez-Zeccâc'ın tercihi de budur. Ancak, el-Kisâî, el-Ferrâ' ve diğerlerinin görüşüne göre, buradaki "kef ile mîm", görme işinin üzerlerinde cereyan etmesi dolayısıyla nasb mahallindedir. Manası da; kendinizi gördünüz mü? şeklindedir. Eğer bu iki harf -te'kid için fazladan olmak üzere- hitab için gelmiş ise, o takdirde "Size... gelirse" âyetindeki; (al) ...se, "görmek" fiilinin mef'ûlü olarak nasb mahallinde olur. Eğer nasb mahallinde bir isim ise, o takdirde (.......)'de ikinci mef'ûl yerine geçer. Birinci açıklamaya göre buradaki "görmek" tek bir mef'ûte teaddisi (geçiş yapması) dolayısıyla göz ile görmekten gelir. Buradaki görmek, ilim (bilmek) anlamında kabul edilirse, o takdirde iki mef ûl alır. Yüce Allah'ın: "Yahut size kıyâmet gelip çatarsa" âyeti, yahut size kendisi için diriltileceğiniz kıyâmet saati gelecek olursa... demektir. Bundan sonra da: "Allah'tan başkasını mı çağıracaksınız. Şayet doğru kimseler iseniz" diye buyurmaktadır. Âyet-i kerîme, kendisinin bir yaratıcısı olduğunu kabul eden müşriklere karşı getirilen bir delildir. Yani sizler, sıkıntılı zamanlarınızda Allah'a dönmektesiniz. Bu böyle olduğu gibi kıyâmet gününde de O'na döndürüleceksiniz. O halde bu rahatlık döneminizde ne diye şirk koşmakta ısrar ediyorsunuz? Çünkü onlar, bir taraftan putlara ibadet ediyor, bir taraftan azâbın üzerlerinden giderilmesi için de Allah'a dua ediyorlardı. |
﴾ 40 ﴿