44Onlar, kendilerine hatırlatılan şeyi unutunca, Biz de üzerlerine herşeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilenlere sevinince, ansızın onları tutup yakalayıverdik de ümitsiz kalıverdiler. "Onlar kendilerine hatırlatılan şeyi unutunca..." âyeti ile ilgili olarak: Kendilerinin yaptıkları bir iş olmamakla birlikte, niye unutmaktan dolayı yerildiler, diye sorulacak olursa, cevap şudur: Burada "unuttular", kendilerine hatırlatılan ve verilen öğüdü terkettiler, anlamındadır. Bu açıklama İbn Abbâs ve İbn Cüreyc'den nakledilmiştir. Ebû Ali'nin görüşü de budur. Çünkü, birşeyden yüzçevirmek suretiyle onu terkeden kimse, o şeyi unutmuş olduğu bir şey seviyesine indirmiş olur. Nitekim unutmayı anlatmak için de "terketmek" kullanılır. Bir diğer cevap: Onlar, kendi istekleriyle kendilerini unutmaya maruz bıraktıkları için yerilmeleri yerindedir. Nitekim, yüce Allah'ın gazabına ve cezasına kendisini maruz bırakanların da yerilmesi o bakımdan yerinde bir iştir. "Biz de üzerlerine herşeyin tapılarını açtık." Yani, her türlü nimet ve hayrın kapılarını açtık; bu hayırlar) onlara çok çok verdik. Arap dili bilginlerine göre İfadenin takdiri şöyledir: Onlar için kapalı bulunan her bir şeyin kapılarım Üzerlerine sonuna kadar açtık. "Nihayet kendilerine verilenlere sevinince" azgınlaşınca, bundan dolayı böbürlenmeye başlayınca, kendilerine verilen bu nimetlerin hiç son bulmayacaklarım sanınca ve bunu yüce Allah'ın kendilerinden razı oluşuna bir delil olarak görmeye başlayınca "ansızın onları tutup yakalayıverdik." Yani Biz, onların kökünü imha ettik, onları azabımızın zorluluğuyla yakaladık. "Ansızın" anlamına gelen; ise, öncesinde herhangi bir emare bulunmaksızın, farkında olmadan, gafilken alıp yakalamak demektir. İnsan, farkında olmadan ve gaflet halinde iken yakalanacak olursa, : Ansızın alınmış olur. İnsana en ağır gelen de bu şekilde karşı karşıya kaldığı şeylerdir. Şöyle de denilmiştir: Önceden geçmiş bulunan ve kendilerinin yüz çevirdikleri o hatırlatma, daha Önceki emare (yani azap ile yakalanacaklarının emaresi) yerine geçmektedir. Doğrusunu en iyi bilen Allahtır. : Ansızın, daha önceden de geçtiği gibi, Sîbeveyh'e göre, kendisine kıyas olunmamak üzera hal mahallinde bir mastardır. (Bu şekilde herşeyin kapılarının üzerlerine açılması), onlar hakkında Allah'tan bir istidrac (yavaş yavaş azaba yaklaştırılmaları) kabilinden idi. Nitekim yüce Allah bir başka yerde: "Ben onlara mühlet veririm. Muhakkak ki Benim yakalamam şiddetlidir" (el-A'raf, 7/183) diye buyurmaktadır. Gazabından ve mekrinden Allah'a sığınırız. Kimi ilim adamı şöyle demektedir: Yüce Allah şu: "Nihayet kendilerine verilenlere sevinince, ansızın onları tutup yakalayıverdik" âyeti üzerinde dikkatle düşünene rahmetini ihsan elsin. Muhammed b. en-Nadr el-Harisî der ki: Bu gibi kimselere yüce Allah yirmi yıl mühlet vermişti. Utbe b. Âmir de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir: "Yüce Allah'ın kullara masiyet işlemelerine rağmen dilediklerini verdiğini görecek olursanız, biliniz ki bu, O'nun tarafından onlar için bir istidracdır." Daha sonra da: "Onlar kendilerine hatırlatılan şeyi unutunca..." âyetini tamamen okudu Taberânî, el-Mu'cemu'l-Evsat, X, 125-126. el-Hasen der ki: Allah'a yemin olsun ki, Allah bir kimseye dünyada bir bolluk verecek olursa, o da bu bolluk ile kendisine karşı bir mekrin (imtihanın) olabileceğinden korkmayacak olursa, mutlaka ameli azalır ve re'yinde acizlik başgösterir. Allah, eğer bu dünya nimetlerini bir kimseye vermeyip kısar da o kimse bunun dünyada kendisi için daha hayırlı olduğu kanaatine sahip olmazsa, yine mutlaka ameli azalır ve re'yinde acizlik başgösterir. Haberde nakledildiğine göre, yüce Allah Mûsa (aleyhisselâm)'a şunu vahyetmiş: "Fakirliğin sana doğru geldiğini görecek olursan, salihlerin şiarına merhaba de. Zenginliğin sana doğru geldiğini görecek olursan İşte bu, cezası dünyada iken (acilen) verilen bir günahtır de," Yüce Allah'ın: "Ümitsiz kalıverdiler" âyetinde, ümitsiz anlamına gelen; kelimesi, kötü durumu nedeniyle karşı karşıya kaldığı sıkıntının fazlalığından ötürü doğru dürüst cevap veremeyecek hale düşen, hayırdan yana ümidini kesmiş, üzülmüş, afallamış kimse demektir. el-Accâc der ki: "Ey arkadaş! Sen, deve pisliklerinin üst üste kerme haline geldiği yıkık yer ve harabeleri tanır mısın? Evet tanırım dedi ve bundan dolayı dehşetini izhar etti." Yani, gördüğünün dehşetinden şaşkınlığını ortaya koydu, işte "İblis" ismi de buradan türetilmiştir. ".......: Sustu," demektir. Bu fiil, dişi deve hakkında kullanıldığında erkek deveyi aşırı derecede arzulaması dolayısıyla sesini çıkarmaması halini anlatır. Bu durumdaki dişi develere de denilir. |
﴾ 44 ﴿