46

De ki: "Bana söyleyin. Eğer Allah sizden işitmenizi ve gözlerinizi alsa, kalplerinizin üstüne mühür vursa, Allah'tan başka onları size geri verecek İlah kimdir?" Bak, âyetlerimizi nasıl türlü türlü açıklıyoruz da, sonra onlar yüzçeviriyorlar?

"De ki: Bana söyleyin; eğer Allah sizden işitmenizi ve gözlerinizi alsa."

Bunları giderse ve yaptıkları işi ortadan kaldırsa.

Burada

"işitme" nin tekil gelişi çoğula delâlet eden mastar oluşundan dolayıdır.

"Kalplerinizin üstüne mühür vursa." Âyetine dair açıklamalar daha önce Bakara Sûresi'nde (2/7. âyet, 1. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.

": ...se, sa"nin cevabı hazf edilmiş olup: Size bunları geri getirecek olan kimdir? takdirindedir ve nasb mahallindedir. Çünkü bu, hal mahallindedir. Konuşma esnasında; ": Çıkarsa onu vur," demeye benzer. Maksat ise hal anlamında, çıkması halinde vur demektir.

Diğer taraftan şöyle açıklanmıştır: Burada maksat, bu organların yaptıkları işlerdir, görevleridir. Şanı yüce Allah hem azaları, hem de bu azaların gördükleri İşleri yok edip geriye bunlardan hiçbir şey bırakmayabilir. Nitekim yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:

"Bir takım yüzleri silip tanınmaz hale getirmeden..." (en-Nisâ, 4/47.) Âyet-i kerîme, kâfirlere karşı bir delildir.

"Allah'tan başka onları size geri verecek ilâh kimdir?" âyetinde; : Kim, mübtedâ olarak merfu'dur. : İlah lâfzı onun haberidir. ". ... dan başka" ise onun sıfatıdır.

Aynı şekilde

": Size geri verecek" de

"ilâh" lâfzının sıfatı olarak ref mahallindedir. Bu ise istifham (soru) şeklindedir. Bu istifhamın bir parçasını teşkil ettiği cümle ise

"söyleyin" anlamı verilen; 'nin iki mef'ûlü mahallindedir.

": Bana söyleyin", bunu biliyorsunuz, bildiniz mi anlamındadır. Zamirin raci olduğu şeyler çoğul olmakla birlikte; ": Onu" (mealde Onları)'nin tekil gelmesinin sebebi ise, kastedilen şeylerin alınacak şeyler olan (işitme ve görmeler) olduğundan dolayıdır. İşte buradaki tekil zamir, bu sözü edilenlere râcidir. Yalnızca açıkça zikredilmiş ve tekil olarak gelen "işitme"ye râci olduğu da söylenmiştir. Yüce Allah'ın şu âyetinde olduğu gibi:

"Allah'a ve Rasulüne gelince, onu (ikisini) razı etmeleri daha uygundur." (et-Tevbe, 9/62) Gözler ve kalpler ise, bu zamirin mercii kapsamına, bunların da muhtevalarının delâleti ile girmektedir.

"Allah'tan başka onları size geri getirecek ilâh kimdir?" âyetinde, geri getirilecekleri kastedilen sözü edilenlerden birisi olduğu söylendiği gibi; mananın; ihtiva ettiği hidâyet verecek kimdir, anlamında olduğu da söylenmiştir.

Abdurrahman b. el-A'rac ": Onları... bak" şeklinde "he" harfini aslı üzere ötreli olarak okumuştur. Çünkü aslolan bu "he" harfinin ötreli okunmasıdır. ", Onunla geldim" ifadesinde olduğu gibi.

en-Nekkâş der ki: Bu âyet-i kerimede gerek burada, gerekse de bir başka âyette, işitmenin görmekten daha faziletli oluşuna bir delil vardır. el-Bakara Sûresi'nin baş taraflarında yeterli açıklamalar yapılmıştır. (2/7. âyet, 7. başlıkta)

"Âyetlerin tasrif edilmesi" türlü türlü açıklanması ise, ileri sürecek herhangi bir mazeret bırakmamak, uyarmak, terğîb (teşvik), terhib (korkutmak) ve buna benzer değişik şekillerde âyetleri açıklamak demektir.

"Sonra onlar yüzçeviriyorlar." İbn Abbâs, el-Hasen, Mücahid, Katade ve es-Süddî, (......) yüzçevirmek diye açıklamışlardır. Birşeyden yüzçevireni anlatmak üzere, ........ denilir. Tesadüf ve müsadefe de onun cihetinden yüzçevirmek halinde o kimseyle karşılaşmak demektir. İbnü'r-Rikaâ' der ki:

"O kadınlar bir söz naklettiler mi, en güzelini söylerler,

Ve onlar sakınılması gereken her türlü kötülükten yüz çevirenlerdir."

Deve hakkında "sadef" ise, ön ya da arka ayağının olmaması gereken tarafa kaymasıdır. Âyet-i kerimede geçen "yüzçevirmeleri" ise, kendilerine karşı getirilen delil ve belgelere iltifat etmeyip yan çizmeleri, onlardan yüzçevirmeleri demektir.

46 ﴿