41Onlara cehennemden bir döşek vardır. Üstlerinde de örtüler. İşte Biz, zâlimleri böyle cezalandırırız. "Âyetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı büyüklenenlere -hiç şüphesiz-gök kapıları açılmayacaktır." Yani, gök kapılan onların ruhlarına açılmayacaktır. Bu hususta sahih bir takım haberler gelmiş olup biz bunları "et-Tezkire" adlı kitabımızda zikrettik. Bunlardan birisi de el-Berâ b. Âzib tarafından rivâyet edilen hadistir. Orada, kâfirin ruhunun kabzedilişi ile ilgili olarak şunlar söylenmektedir: "Ondan, yeryüzünde görülmüş en pis kokan leş gibi bir koku çıkar. (Görevli melekler) ruhunu alıp yukarı doğru çıkarlar. Meleklerden her bir topluluğun yanından geçtikleri her seferinde mutlaka melekler: Bu kötü ve pis ruh da ne oluyor, derler. Onlara, bu filan oğlu filandır diyerek, dünyada kendisine verilen isimlerin en çirkinini zikrederler. Nihayet o ruh ile dünya semasına ulaşırlar. Kapının açılmasını isterler. Fakat kapı onlara açılmaz," Daha sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Onlara gök kapıları açılmayacaktır" âyetini okudu. Ebû Dâvûd, Sünne 23: Müsned, IV, 287, 295-296: Hâkim, el-Müstedrek, I, 37-38. Onlara dua ettikleri vakit sema kapılan açılmaz diye de açıklanmıştır. Bu açıklamayı Mücâhid ve en-Nehaî yapmışlardır. Onlara cennet kapıları açılmaz. Çünkü, cennet semadadır anlamında olduğu da söylenmiştir. Buna da yüce Allah'ın: "Onlar, deve, iğne deliğinden geçmedikçe, cennete giremezler" âyeti delâlet etmektedir. Deve iğne deliğinden geçemeyeceğine göre, hiç bir şekilde cennete giremeyeceklerdir. İşte bu, onların affedilmelerinin sözkonusu olmadığına dair kat'i bir delildir. Hata etmeleri düşünülemeyen müslümanların icmaı da bu şekildedir: Şanı yüce Allah, onlara ve onlardan hiçbir kimseye mağfiret etmeyecektir. Kadı Ebû Bekr b. et-Tayyıb der ki: Eğer bir kimse: Bu hususta ümmetin icmat nasıl söz konusu olabilir? Çünkü, kelamcılardan bazı kimseler, yahudi ve hıristiyanlar arasından mukallid olanlar ile onların dışında kalan kâfirlerin mukallid olanları cehennemde olmayacaktır, demişlerdir diyecek olursa, ona şu şekilde cevap verilir: Bunlar, mukallid kimsenin haklarında bir şüphe söz konusu olduğu için kâfir olacağını kabul etmeyen bir topluluktur. Bunların iddialarına göre mukallid kişi kâfir değildir ve bununla birlikte o, cehennemde olmayacaktır. Mukallid bir kimsenin kâfir olup olmadığını bilmek ise, bu hususta varid olmuş haber ve tevkif (konu ile ilgili gelmiş rivâyetler) ile değil de konu üzerinde düşünmekle anlaşılır. Hamza ve el-Kisâî çoğul olan kelimeyi (ebvâb: kapılar) müzekker kabul ederek; " Açılmayacaktır" diye okumuşlardır. Geri kalanlar ise bunu müennes çoğul kabul ederek "te" harfi ile okumuşlardır. Nitekim yüce Allah: "Onlar için kapılar açılmış haldedir" (Sâd, 38/50) âyetinde de müennes olarak okunmuştur. "Kapılar" anlamındaki "el-Ebvâb" kelimesinin müenneslîği hakiki olmadığından ötürü, müzekker ve çoğul olarak gelmesi de câiz görülmüştür. Bu şekildeki okuyuş İbn Abbâs'ın kıraatidir. O da "ye" ile okumuştur. Ebû Arar, Hamza ve el-Kisâî ise, "açılmayacaktır" anlamındaki fiilin "te" harfini hem az, hem çokluk ifade etmek üzere şeddesiz okumuşlardır. Şeddeli okumak ise, hem çokluk, hem de ardı arkasına tekrar tekrar meydana gelmeyi ifade eder. Burada şeddeli okuyuş daha uygundur, çünkü bu okuyuş çokluğa daha çok delalet etmektedir. "el-Cemel" el-Ferrâ''nın açıklamasına göre erkek deve demektir. Abdullah b. Mes'ûd da kendisine cemelin ne olduğunu soran kimseye herkesin bildiği şeye dair kendisine soru soran bir kimseyi cahil bulmuş gibi "dişi devenin kocası" diye cevap vermiştir. Bu kelimenin çoğulu şeklinde gelir. Ancak, erkek deveye, dört yaşına vardığı vakit "cemel" denir. Abdullah b. Mes'ûd ise sarı deve iğne deliğinden geçmedikçe..." diye okumuştur. Bunu, Ebû Bekr el-Enbarî şöylece nakletmektedir: Bize babam anlattı, bize Nasr b. Davud anlattı, bize Ebû Ubeyd anlattı, bize Haccâc, İbn Cüreyc'den anlattı, o, İbn Kesîr'den, o, Mücahid'den dedi ki: Abdullah b. Mcs'ud'un kıraatinde... diyerek, bu kıraati zikretti. İbn Abbâs, "dm" harfini ötreli, "mim"i de şeddeli ve üstün olarak; diye okumuştur. Bu da el-Kals diye de bilinen gemi halatıdır. Bu, kalın iplerin bir araya gelmesi demektir ki, bunun müfredi; dir. Bu açıklamayı da Ahmed b. Yahya Sa'teb yapmıştır. Bunun, kınnaptan yapılmış kalın İp demek oluduğu da söylenmiştir. Hurma ağaçlarına tırmanmak için kullanılan halat olduğu da söylenmiştir. Yine İbn Abbâs ile Saîd b. Cübeyr'den "cim" harfi ötreli ve "mim" de şeddesiz olarak okudukları rivâyet edilmiştir. Bu da gemi halatı ve kalın ip demektir. Az önce belirttiğimiz gibi. Yine İbn Abbâs'tan bunu, "cim" ile "mim" harfini de ötreli olarak;'in çoğulu şeklinde okuduğu da rivâyet edilmiştir. " Arslan ve arslanlar" gibi. Çoğulunun, "mim" harfi sakin olarak okunması ise; " Arslan ve arslanlar" okunuşuna benzer. Ebû's-Simaf'den ise, "cim" harfi üstün, "mim" harfi sakin olarak nakledilmiştir. Bu, deve anlamındaki 'in tahfifi (yani mim'in fethalı değil de sakin olarak okunması )dır. (........)e gelince, İbn Abbâs ve başkalarından nakledildiğine göre iğne deliği demektir. Bedende bulunan bütün ufak deliMere de; denilir; bunun çoğulu da; şeklinde gelir. Ancak, öldürücü olan zehir anlamındaki 'ın çoğulu ...diye gelir. İbn Sîrin bu kelimeyi "sin" harfi ötreli olarak okumuştur. kendisiyle dikiş dikilen alel (iğne) demektir. Bunu anlatmak için; kelimeleri kullanılır. "İzar, mi'zar (belden aşağısını örten elbise) ve kina' ile mikna'" (örtü, peçe) gibi. "Örtüler"den kasıt onları örten ateşlerdir. "Biz, günahkârları böylece cezalandırırız" ile kastedilenler ise kâfirlerdir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. |
﴾ 41 ﴿