55Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. -Gerçek şu ki O, haddi aşanları sevmez. Bu âyete dair açıklamalarımızı üç başlık halinde sunacağız: Yüce Allah'ın: "Rabbinize... dua edin" şeklindeki bu âyeti, dua etmemizi ve onunla Rabbimize ibadeti emretmektedir. Daha sonra yüce Rabbimiz bu emir ile güzel olan bir takım sıfatlara riâyeti de zikretmektedir ki, bunlar huşu (tevazu ile kalpten gelen bir boyun eğme ve boyun eğiş), ile tazarru (yalvarıp yakarmak) dır. "Gizlice" ifadesinin anlamı ise riyadan uzak kalabilmesi için insanın kendi içinden dua etmesi demektir. Yüce Allah bununla peygamberi Hazret-i Zekeriya'yı da Övmüş bulunmaktadır. Onun duasını haber verirken şöyle buyurmaktadır: "Hani o, Rabbine gizlice (dua ile) seslenmişti." (Meryem, 19/3) Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in: "Zikrin hayırlısı gizli olan, rızkın hayırlısı da yeterli olandır" Beyhakî, Şuabu'l-lman, Beyrut 1410/1990, I, 406, 407. VII, 296. âyeti de buna benzemektedir. Şeriat şunu tesbit etmiştir ki: Farz olmayan hayırlı amellerde gizlilik, açıkça yapmaktan daha büyük ecir almaya sebeptir. Bu manadaki açıklamalar daha önce el-Bâkara Sûresi'nde (2/271. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. el-Hasen b. Ebi'l-Hasen der ki: Biz öyle kimselere yetiştik ki, yer yüzünde gizlice yapabilecekleri her hangi bir amel varsa, onu ebediyyen açıkça işlemezlerdi. Müslümanlar, alabildiğine dua ederler, fakat sesleri işîtilmezdi. Sadece kendileriyle Rabbleri arasında bir fısıltıları duyulurdu. Buna sebep ise, yüce Allah'ın: "Rabbinize yalvara yakara ve gizilce dua edin" âyetidir. Yine fiilinden razı olduğu salih bir kulundan söz ederek: "Hani o, Rabbine gizlice seslenmiş (dua etmişti)" (Meryem, 19/3) diye buyurmaktadır. Ebû Hanîfe'nin arkadaşları (mezhebine mensup ilim adamları) bunu "âmin" sözünü gizli söylemenin onu açıkça söylemekten evla olduğuna delil göstermişlerdir. Çünkü âmin de bir duadır. Bu husustaki açıklamalar ise, daha önce el-Fâtiha Sûresi'nde (Âmin bahsi 1 ve 2. başlıklarda) geçmiş bulunmaktadır. Müslim Ebû Mûsa'dan şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Bir yolculukta -bir rivâyette de bir gazada- Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte idik. İnsanlar, yüksek sesle tekbir getirmeye başladılar. Bir rivâyette de şöyle denmektedir: Bir adam her bir tepeye çıktıkça lâ ilâhe illâlah demeye başladı. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) da şöyle buyurdu: "Ey insanlar, kendinize acıyınız, aşırıya kaçmayınız. Çünkü sizler, ne sağır birisine, ne de gaip olan birisine dua ediyorsunuz. Siz, her şeyi çok iyi işiten ve size pek yakın olan ve sizinle birlikte olan birisine dua ediyorsunuz..." Buhârî, Cihad 131, Meğâzi 38, Deavât 50, Kader7, Tevhid 9; Müslim, Zikr 44, 45;Ebû Dâvûd, Vitr 26; Müsned, IV, 394, 402, 417-418. 2. Dua Esnasında Elleri Kaldırmak: İlim adamları, dua esnasında elleri kaldırmak hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Aralarında Cübeyr b. Mut'im, Said b. el-Müseyyeb ile Saîd b. Cübeyr'in de bulunduğu topluluk bunu mekruh görmüşlerdir, Şüreyh de ellerini kaldırmış birisini görmüş ve; Bu ellerinle sen kimi yakalamak istiyorsun anasız kalasıca! demiştir. Mesrûk da dua esnasında ellerini kaldıran bir topluluğa: Allah o elleri kessin! diye beddua etmiştir. Bunlar, bir ihtiyaç dolayısıyla Allah'a dua etmek halinde işaret parmağıyla işarette bulunmayı tercih etmişlerdir. Bu İhlasın kendisidir, derlerdi, Katade de parmağıyla işaret eder, ellerini kaldırmazdı. Atâ, Tavus, Mücahid ve başkaları da elleri kaldırmayı mekruh görmüşlerdir. Elleri kaldırmanın câiz olduğu da ashâb ve tabiinden bir gruptan rivâyet edilmiştir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den de böyle bir rivâyet vardır ki, bunu da Buhârî’Zikretmektedir. Ebû Mûsa el-Eşarî der ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) dua etti, sonra ellerini kaldırdı. Ve ben, koltuk altlarının beyazlığını dahi gördüm. Buharî, Meğâzî 55; Deavât 23; Müslim, Fedâilus-Sahâbe 165 Bunun bir benzeri Enes'ten de rivâyet edilmiştir. Buhârî, İstiskâ 21, Deavât 23: Müslim, İstiskâ 5, 7; Nesâî, Istiskâ 9, 17. İbn Ömer de der ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ellerini (dua esnasında) kaldırmış ve şöyle buyurmuştur: "Allah'ım, Halid'in yaptıklarından uzak olduğumu sana bildiririm." Buhârî, Ahkâm 35, Cizye 11, Meğâzi 58, Deavât 22; Nesâî, K..... 17; Müsned, II, 151. Müslim'in Sahihinde de Ömer b. el-Hattâb'tan şöyle dediği nakledilmektedir: Bedir gününde Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) müşriklere baktı. Sayılan bin kişi idi. Ashâbı ise üçyüz onyedi kişi idiler. Bunun üzerine Allah'ın Peygamber’i ellerini uzatarak kıbleye yöneldi ve Rabbine dua etmeye başladı... diyerek, hadisin geri kalan bölümünü zikretti. Müslim, Cihad 58; Tirmizî, Tefsir 8. sûre 3. Tirmizîde yine Hazret-i Ömer'den şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ellerini kaldırdı mı, onları yüzüne sürmeden aşağı indirmezdi. Tirmizî der ki: Bu, sahih, garip bir hadistir. Tirmizî, Dua 11. İbn Mâce'nin de Selman'dan, O'nun Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den rivâyetine göre Hazret-i Peygamber şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Rabbiniz çokça haya eden ve kerem sahibi olandır. O, kulundan ellerini kendisine kaldırıp da onları bomboş geri çevirmekten -veya onları zarar etmiş halde- geri çevirmekten haya eder." Ebû Dâvûd, Vitr 23, Tirmizî, Dua 104; İbn Mâce, Dua 13; Müsned, V, 438. Birinci görüşün sahipleri, Müslim'in Umare b. Ruveybe yoluyla naklettiği şu hadisi delil gösterirler, Umare, Bişr b. Mervan'ı minber üzerinde ellerini kaldırmış halde görünce şöyle demiş: Allah bu iki eli çirkin etsin. Yemin olsun ben, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ı gördüm de o, elleriyle şöyle yapmaktan fazla bir şey yapmıyordu, demiş ve işaret parmağı ile işaret etmişti. Müslim, Cumua 53; Müsned, IV, 166. Said b. Ebi Arube'nin Katade yoluyla rivâyet ettiği şu hadisi de delil gösterirler: Enes b. Mâlik, Katade'ye anlattığına göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) istiska (yağmur için dua) müstesna hiç bir duada ellerini kaldırmazdı. İstiska esnasında da ellerini koltuk altlarının beyazlığı görülünceye kadar kaldırırdı. Buhârî, istiskâ 22. Ancak birincisi, rivâyet yollan itibariyle Said b. Ebi Arube'nin hadisinden daha sağlam ve daha sahihtir. Çünkü, Said b. Ebi Arube'nin, Ömrünün sonlarına doğru hafızasında değişiklik meydana gelmişti. Diğer taraftan Şu'be, Katade'den yaptığı rivâyetinde de ona muhalefet etmiştir. Katade, Enes b. Mâlik’ten rivâyetle şöyle demiştir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kottuk altlarının beyazı görülünceye kadar ellerini kaldırırdı. Buhârî, Deavât 23. Şöyle de denilmiştir: Müslümanların başına herhangi bir musibet gelmiş ise, ellerin kaldırılması o takdirde iyi ve güzeldir. Nitekim Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) istiska (yağmur duasın)da ve Bedir gününde böyle yapmıştır. Derim ki: Dua ne şekilde kolayına gelirse güzeldir ve insanın Allah'a olan ihtiyacını, fakrını, O'nun önündeki zillet ve alçak gönüllülüğünü açığa vurması için istenmiş bir şeydir. Dilerse kıbleye yönelir ve ellerini kaldırırsa bu güzeldir. Dilerse bunu yapılayabilir. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hadislerde varid olduğu üzere bunları yapmıştır. Yüce Allah da: "Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua ettin" diye buyurmuştur. Burada ellerini kaldırmak ve benzeri herhangi bir nitelik de varid olmamıştır. Bir başka yerde de "Onlar, ayakta iken, otururken... Allah'ı anarlar" (Âl-i İmrân, 3/191) diye buyurarak onları övmüş ve sözü geçen dışında herhangi bir hali şart koşmamıştır. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da Cuma günü irad ettiği hutbesinde kıbleye yönelmeksizin Allah'a dua etmiştir. Yüce Allah: "Gerçek şu ki O, haddi aşanları sevmez" âyeti ile duada haddi aşanları sevmeyeceğini anlatmak istemektedir. Lâfız her ne kadar umumî ise de buna işaret edilmektedir. Haddi aşan (el-Mu'tedî); haddi çiğneyen ve yasağı işleyen kimse demektir. Haddi aşma oranına göre bu hususta farklılık olabilir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'dan şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: "İleride duada haddi aşacak kavimler olacaktır." Bu hadisi, İbn Mâce, Ebû Bekr b. Ebi Şeybe'den şöylece rivâyet etmektedir: Bize, Affan anlattı, bize Hammâd b. Seleme anlattı. Bize, Said el-Cüreyrî haber verdi. O, Ebû Nuame'den naklettiğine göre Abdullah b. Muğaffel, oğlunun: Allah'ım, ben Senden cennete girdiğim vakit, sağ tarafındaki beyaz köşkü istiyorum, diye dua ettiğini duymuş, ona şöyle demiş: Yavrucuğum, sen Allah'tan cenneti iste ve cehennemden O'na sığın. Çünkü ben, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ı şöyle buyururken dinledim: "İleride duada haddi aşacak bir topluluk olacaktır." İbn Mâce, Dua 12; Müsned, IV, 87, V, 55: ayrıca bk Ebû Davüd, Vitr 23; Müsned, I, 172, 183, IV, 86. Duada haddi aşmak birkaç türlü olabilir. Bunlardan bazıları: 1- Önceden de geçtiği gibi, çokça sesi yükseltmek ve bağırıp çağırarak dua etmek, 2- İnsanın kendisine bir peygamber mevkiinin verilmesini istemesi yahut imkânsız bir iş için dua etmesi ve buna benzer aşırı isteklerde bulunması, 3- Bir masiyet isteyerek, buna benzer bir talepte bulunarak dua etmesi, 4- Kitap ve Sünnette olmayan lâfızlarla dua edip asılsız ve hiçbir şekilde mesnet kabul edilemeyecek bir takım nüshalarda bulduğu kuru lâfızlar ve kafiyeli sözleri seçerek bunları şiar edinip Rasulünün kendileriyle dua ettiği lâfızları terk etmesi gibi. Bütün bunlar daha önce el-Bakara Sûresi'nde açıklanmış olduğu gibi, duanın kabul edilmesine engel teşkil eder. |
﴾ 55 ﴿