101

İşte o beldelerin haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Gerçekten peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Fakat daha önce yalanladıkları şeylere îman etmediler. İşte Allah, kâfirlerin kalplerini böyle mühürler.

"İşte o beldelerin..." Yani, şu helâk ettiğimiz beldelerin. Bunlar, daha önce sözü edilen Nûh, Âd, Lût, Hud ve Şuayb beldeleridir. Biz o beldelerin

"haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz." Yani, onlara dair haberlerin bir bölümünü sana okuyoruz. Bu anlatılanlar da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a ve müslümanlara bir tesellidir.

"Fakat, daha önce yalanladıkları şeylere Îman etmediler." Yani, bu kâfirler, eğer helâk ettikten sonra onları diriltmiş olsaydık, yine îman edecek değillerdi. Bu açıklamayı Mücahid yapmıştır. Bunun bir benzeri de yüce Allah'ın şu âyetidir:

"Eğer geri döndürülürlerse, elbette nehy olundukları şeye yine geri dönerler." (el-En'âm, 6/28) İbn Abbâs ve er-Rabİ' de şöyle demektedirler: Yüce Allah, onlardan ahid aldığı gün, onların peygamberlere îman etmeyeceklerini biliyordu.

"Daha önce yalanladıkları şeylere" âyeti ile kastedilen ise, onları Hazret-i Âdem'in sulbünden çıkartıp da kendilerinden ahid aldığı gün ister istemez îman etmeleri kastedilmektedir. es-Süddî der ki: Onlardan ahid alındığı gün istemeyerek Îman ettiler. Dolayısıyla onlar, şimdi hakikaten îman edecek değillerdir.

Şöyle de açıklanmıştır: Onlar kendilerine mucize gösterilmesini istediler. Bu mucizeleri gördüklerinde ise, mucizeyi görmeden önce yalanladıkları şeye Îman etmediler. Bunun bir benzeri de yüce Allah'ın şu âyetidir;

"Evvelce ona îman etmedikleri gibi..." (el-En'âm, 6/110) âyetidir.

"İşte Allah kâfirlerin kalplerini böyle mühürler." Yani, sözü geçen bu kimselerin kalplerini mühürlediği gibi, Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'ı inkâr eden kâfir olanların kalplerini de böylece mühürler.

101 ﴿