67Yeryüzünde çokça Savaşıp zaferler kazanıncaya kadar esirler alması hiçbir peygambere yaraşmaz. Sizler geçici dünya malını arzu ediyorsunuz. Halbuki Allah âhiretî ister. Allah Azizdir, Ha kîmdir. Bu âyete dair açıklamalarımızı beş başlık halinde sunacağız: "Esirler" kelimesi "esîr" kelimesinin çoğuludur. Yine esîrin çoğulu olarak "usârâ" ve "esârâ" da kullanılır. Ancak bu son şekil o kadar iyi bir kullanım değildir. Araplar "isâr" diye bilinen deriden kesilmiş iplerle esiri bağlarlardı. O bakımdan bir kimse isârâ bağlanmayacak olsa dahi alınıp yakalanan herkese esîr denilmiştir. El A'şâ der ki:. "Şiir, beytine öyle bağladı ki beni Yükün önündeki ve terkiye binen kadının tuttuğu İsar ile bağlayanların eşeği(n yükünü) bağladığı gibi." Bu beyit ve buna dair açıklamalar daha önce el-Bakara Sûresi'nde (2/85. âyet, 1. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır. Ebû Amr b. el-Alâ der ki: "Esra: esirler" yakalayanlar yanında zincire vurulmamış, bağlanmamış kimselerdir. Usârâ ise bağlanmış kimselerdir. Ebû Hatim de bu açıklamayı Araplardan işittiğini nakletmektedir. 2. Âyetin Nüzul Sebebi, Bedir'de Alınan Esirlere Yapılan Uygulamalar: Bu âyet-i kerîme yüce Allah tarafından Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın ashâbına serzenişte bulunmak üzere Bedir günü indirilmiştir. Âyetin manası şudur: Kâfirler öldürülüp de iyice zayıf düşürülmeksizin Peygamber'in ashâb almasına sebeb olan böyle bir davranışa girmemeniz gerekirdi. Yüce Allah'ın: "Sizler geçici dünya malını arzu ediyorsunuz" âyeti onların durumunu haber vermektedir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) İse Savaş esnasında Savaşçıların hayatta bırakılmasını emretmediği gibi, dünya malını hiçbir şekilde de arzu etmedi. Bunu ancak Savaşa fiilen katılanların çoğunluğu yapmıştı. O halde azarlama ve sitem Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a fidyenin alınması görüşünü açıklayanlar sebebiyle yöneltilmişti. Müfessirlerin çoğunun görüşü budur ve başka görüşler de doğru değildir. Âyet-i kerimede Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in sözkonusu edilmesi ise, Savaş meydanında bulunduğu gölgelikte ashâb almayı gördüğünde yasaklamayışından dolayıdır. Çünkü, Sa'd b. Muâz, Ömer b. el-Hattâb ve Abdullah b. Revâha ashâb almaktan hoşlanmamalardı. Ancak Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in ani bir durumla karşılaşması ve zaferin gerçekleşmesi ile uğraşması dolayısıyla ashâb alınanların hayatta bırakılmasını yasaklamamıştı. İşte bundan dolayı bu âyet-i kerîme İndiği sırada o ve Ebû Bekir ağlamışlardı. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Müslim'de yer alan ve baştaraflan Âl-i İmrân Sûresi'nde (3/123-125. âyetler 1. başlıkta) geçen Ömer b. el-Hattâb'ın rivâyet ettiği hadisin geri kalan bölümlerinde şöyle denilmektedir: Ebû Zümeyl dedi ki: İbn Abbâs dedi ki: Esirleri alıp bağladıklarında Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ebû Bekir ve Ömer'e: "Bu esirler hakkındaki görüşünüz nedir?" diye sordu. Hazret-i Ebû Bekir: Ey Allah'ın Rasûlü, dedi. Bunlar amca çocuklarımız, aşiretimizin çocuklarıdır. Onlardan fidye almanı uygun görüyorum. Bu bizim için kâfirlere karşı da bir güç sebebi olur. Uraulurki Allah onları İslama hidayet eder. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Ey Hattab'ın oğlu senin görüşün nedir?" diye sorunca, ben, (Ömer b. el-Hattâb) dedim ki: Allah'a yemin ederim ki hayır, ben Ebû Bekir'in görüşünde değilim. Ben, bize boyunlarını vurma imkânını vermen görüşündeyim, Ali'ye imkân ver Akil'in boynunu vursun. Bana da imkân ver filanın -Ömer'in bir akrabasının ismini vererek boynunu vurayım. Şüphesiz bunlar kâfirlerin önderleri ve elebaşlandır, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Ebû Bekir'in dediğini beğendi, benim dediğimi uygun görmedi. Ertesi gün geldiğimde Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) İle Ebû Bekir oturmuş ağlıyorlardı. Ey Allah'ın Rasûlü, dedim. Bana bildir sen ve arkadaşın ne diye ağlıyorsunuz? Eğer ben de ağlıya bil irs em ağlarım. Ağlayamayacak olursam, siz ağladığınız için ağlar gibi yaparım. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Senin arkadaşların bana bunlardan fidye almayı teklif ettikleri için ağlıyorum. Bana bunların azapları şu ağaçtan daha yakın bir yerde gösterildi," Hazret-i Peygamber bu sırada kendisine yakın bir ağacı kastetmişti. Aziz ve celil olan Allah da: "Yeryüzünde çokça Savaşıp zaferler kazanıncaya kadar esirler alması hiç bir peygambere yaraşmaz" âyetinden itibaren: "Artık elde ettiğiniz ganimetten helal ve hoş yiyin" âyetine kadar olan bölümleri indirdi ve böylelikle ganimetleri onlara helal kıldı. Müslim, Cihâd 58; Müsned, I, 31, 32, 33; ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cihâd 121; Tirmizî, Tefsir 8. sûre 3, 6. Yezid b. Harun rivâyetle dedi ki: Bize Yahya haber verdi, dedi ki: Bize Ebû Muaviye, el-A'meş'ten anlattı. O, Amr b. Murre'den, o, Ebû Ubeyde'den, o, Abdullah'tan dedi ki: Bedir günü esirler getirildiğinde aralarında Hazret-i Abbas da vardı, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Bu esirler hakkındaki görüşünüz nedir?" diye sordu. Ebû Bekir şöyle dedi: Ey Allah'ın Rasûlü, bunlar senin kavmin, senin akrabalarındır. Onları hayatta tut. Olur ki Allah onlara tevbe etmeyi müyesser kılar. Ömer şöyle dedi: Bunlar seni yalanladı. Seni (yurdundan) çıkardı. Seninle çarpıştılar. Onları önüne kat ve boyunlarını vur. Abdullah b. Revâha da şöyle dedi: Odunu bol bir vadi bul ve onlar içindeyken onu ateşe ver. Hazret-i Abbas bunları işitiyordu. Şöyle dedi: Sen akrabalık bağını kopardın. Derken, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara hiçbir cevap vermeden içeri girdi. Bazıları Ebû Bekr (radıyallahü anh)'ın görüşünü kabul edecek derken, bazıları da Ömer'in dediğini kabul edecek dedi, başkaları da Abdullah b. Revâha'nın dediğini kabul edecek dedi, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) dışarı çıktı ve şöyle buyurdu: "Allah bir takım kimselerin kalplerini kendi rızası için sütten daha yumuşak oluncaya kadar yumuşatır. Yine kendi rızası için bir takım kimselerin kalplerini taştan daha katı olacak kadar katılaştırır. Senin örneğin Ey Ebû Bekir: "Kim bana uyarsa, şüphesiz ki o bendendir. Kim de bana karşı gelirse şüphesiz ki Sen çok bağışlayansın, Rahîmsin" (İbrahim, 14/36) diyen ibrahim'e benzersin. Yine, Ey Ebû Bekir sen: "Şayet onları azâb edersen, şüphesiz ki onlar Senin kullarındır. Eğer onlara mağfiret buyurursan, şüphesiz ki Sen Azizsin, Hakimsin" (el-Mâide, 5/118) diyen Îsa'ya benzersin. Sen de Ey Ömer: "Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dönüp dolaşacak kimse bırakma" (Nûh, 71/26) diyen Nûh'a benzersin. Yine, Ey Ömer sen, "Rabbimiz, mallarını yok et. Kalplerini şiddetle mühürle ve sık. Çünkü onlar, o can yakıcı azâbı görünceye kadar îman etmeyeceklerdir" (Yûnus, 10/88) diyen Mûsa'ya benzersin. Siz, maddi bakımdan ihtiyaç içerisindesiniz. O bakımdan hiçbir kimse fidye ödemeden kurtulamayacaktır, yahut da boynu vurulacaktır." Bunun üzerine Abdullah (b. Mes'ûd) dedi ki: Süheyl b. Beydâ müstesna olsun. Çünkü ben onun İslamdan söz ettiğini işitmiştim. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ses çıkarmadı. (Abdullah b. Mes'ûd) dedi ki: O gün, semadan üzerime taş düşeceğinden korktuğum kadar başka birgün korkmuş değilim. Şanı yüce Allah da: "Yer yüzünde çokça Savaşıp zaferler kazanıncaya kadar esirler alması hiçbir peygambere yaraşmaz" âyetinden itibaren sonraki iki âyetin sonuna kadar olan bölümü indirdi. Tirmizî, Tefsir 8. sûre 6; Müsned, I, 383, 384. (2) Ebû Dâvûd, Cihad 121. Bir rivâyette de Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Hattab'ın oğluna muhalefet ettiğimiz için nerdeyse bize azap isabet edecekti. Ve eğer azap inmiş olsaydı, Ömer müstesna hiç kimse kurtulamayacaktı." Ebû Dâvûd da Hazret-i Ömer'in şöyle dediğini rivâyet eder: Bedir günü -Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ı kastederek- fidye alınca, yüce Allah da: "Yeryüzünde çokça Savaşıp zaferler kazanıncaya kadar esirler alması hiçbir peygambere yaraşmaz... aldığınıza -yani fidyeye- karşılık herhalde size büyük bir azap dokunacaktı" âyetine kadar olan bölümleri indirdi. Daha sonra da ganimetleri helal kıldı. Tirmizî, Siyer 18. el-Kuşeyrî'nin naklettiğine göre Sa'd b. Muâz şöyle demiş; Ey Allah'ın Rasûlü, bu, bizim müşriklerle ilk Savaşımızda1. O bakımdan onları alabildiğine öldürmenizi ben daha çok arzu ederdim. Âyet-i kerimede işaret olunan Mücâhid ve başkaları tarafından çok kişinin öldürülmesi diye açıklanmıştır. Yani, müşrikleri öldürmekte İleri gitmek demektir. Araplar da bir kimse herhangi bir işte aşırıya kaçacak olursa; "Filan kişi bu işte aşırıya gitti, mübalağa gösterdi," denilir. Kimisi de bunu onları kahredip onlardan çok kişi öldürmedikçe... diye de açıklamıştır. el-Mufaddal da şöyle bir beyit nakleder: "Kuşluk namazını kılar, fakat ömrü billah ibadet etmez; Küfrü itibariyle Fir'avun'un küfrünü de aşmış, geride bırakmıştır." "(Mealde:) çokça Savaşıp zaferler kazanıncaya kadar" onlara karşı imkân elde edinceye kadar, diye de açıklanmıştır. Bunun, güç kuvvet sahibi oluncaya kadar, anlamına geldiği de söylenmiştir. Şanı yüce Allah, Bedir'de fidye karşılığında kurtulan esirlerin öldürülmelerinin, onlardan fidye almaktan daha uygun olduğunu bildirmektedir. İbn Abbâs (radıyallahü anh) der ki: Bu, Bedir günü olmuştu ve o günde müslümanlar sayıca azdı. Müslümanlar sayıca çoğalıp güçleri artınca, aziz ve celil olan Allah, bundan sonra esirler hakkında: "Sonra ya (onları) karşılıksız serbest bırakın, yahut fidye (alın)" (Muhammed, 47/4) âyetini indirdi. İleride yüce Allah'ın izniyle Kıtal (Muhammed) Sûresi'nde açıklaması gelecektir. Şöyle de denilmiştir: Bunlara sitem edilmesinin sebebi, Bedir olayının Kureyş'in elebaşları, eşraf), ileri gelenleri ve malları hakkında öldürmek, ashâb almak ve mülk edinmek şeklindeki tasarrufların oldukça büyük ve önemli oluşundan dolayıdır. Bütün bunlar gerçekten büyük bir öneme sahipti. O bakımdan onların vahyi beklemeleri, acele etmemeleri uygun düşerdi. Acele edip beklemedikleri için onlara yöneltilen sitemler yöneltildi. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. 3. Hazret-i Peygamberin. Esirleri Öldürmekle Fidye Almak Arasında Ashâbı Kiramı Muhayyer Bıraktığına Dair Rivâyet: Taberî ve başkaları senedini kaydederek Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashâb-ı kirama: "Dilerseniz esirlerin fidyesini alırsınız, buna karşılık onların sayısı olan yetmiş kişi de sizden Savaşta öldürülür, dilerseniz de onlar öldürülür ve siz de esenliğe kavuşursunuz" dediği, onların da: Fidye alalım, bizden de yetmiş kişi şehid olsun dediklerini bildirmektedir. Abd b. Humeyd de senedini kaydederek, Hazret-i Cebrâîl'in Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a insanları bu şekilde muhayyer bırakması emri ile vahiy indirdiğini nakletmektedir. Buna dair açıklamalar, Âl-i İmrân Sûresi'nde (3/165. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. Abîde es-Selmânî der ki: Onlar, her iki hususta da hayırlı olanı istediler ve Uhud günü onlardan yetmiş kişi öldürüldü. Ancak burada açıklanması gereken bir husus ortaya çıkmaktadır ki, o da bir sonraki başlığın konusunu teşkil etmektedir: 4. Hem Muhayyerlik, Hem Azar Birlikte Düşünülebilir mi; Eğer: Onlar bu şekilde muhayyer bırakılmışsa nasıl olur da yüce Allah'ın: "Herhalde büyük bir azap dokunacaktı" diye azarda bulunuldu? denilecek olursa, şöyle cevap verilir: Azar, önce onların fidye almaktaki hırsları dolayısıyla yapıldı. Bundan sonra ise, muhayyer bırakıldılar. Buna delil teşkil eden hususlardan birisi de şudur: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Ukbe b. Ebi Muayt'ın öldürülmesini emredince, el-Mikdad: O benim esirimdir Ey Allah'ın Rasûlü, dedi. Mus'ab b. Umeyr de kardeşini ashâb alan kişiye: Onu sıkı tut. Çünkü onun zengin bir annesi vardır, demişti. Buna benzer başlarından geçen birtakım olaylar ve fidye almaya dair tutkunluklarını ifade eden başka hususlar da vardı. Esirler ele geçirilip Medine'ye götürülüp Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem); Nadr, Ukbe ve diğerlerine ölüm cezasını uygulayıp diğer esirler hakkında ise ashâbın görüşlerini isteyince, yüce Allah da onları muhayyer bırakan hükmünü indirdi. îşte o vakit Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbı ile istişare etti. Hazret-i Ömer, Öldürülmeleri şeklindeki ilk görüşünde ısrar etti, Ebû Bekir (radıyallahü anh) da fidye olarak alınacak mallarla müslümanların güçlenmesinde maslahat olduğu görüşünü ortaya koydu. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) da Ebû Bekir'in görüşüne meyletti. Her iki görüş de muhayyer bırakıldıktan sonraki bir içtihaddır. İşte bundan sonra da onlara ağır gelecek herhangi bir hüküm inmemiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. 5. Bedir Günü Alınan Esirler, Öldürülen Müşrikler ve Müslümanlardan Düşen Şehîdler: İbn Vehb dedi ki: Mâlik dedi ki: Bedir'de müşrik esirler alınmıştı. İşte bundan dolayı yüce Allah; "Yeryüzünde çok Savaşıp zaferler, kazanıncaya kadar esirler alması hiçbir Peygambere yaraşmaz" âyetini indirdi. O gün alınan bu esirler müşrik idiler, fidye verip geri döndüler. Eğer müslüman olsalardı, Medine'de kalır ve geri dönmezlerdi. Onlardan öldürülenlerin sayısı kırkdört idi. Bir o kadar da onlardan ashâb alınmıştı, Şehidlerin sayısı ise azdı. el-Amr b. el-Alâ der ki: Öldürülenler yetmiş kişi idiler. Ashâb alınanlar da o kadardı. İbn Abbâs, İbnü’l-Müseyyeb ve başkalan da böyle demişlerdir. Müslim'in Sahih'inde de belirtildiği gibi sahih olan da budur. O gün müslümanlar yetmiş kişi öldürmüş ve yetmiş kişi de ashâb almışlardı. Müslim, Cihâd 58. el-Beyhakî'nin naklettiğine göre şöyle demişlerdi: Başlarında Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın azadlısı Şükran bulunduğu halde esirler getirildi. İsmen sayıları bilinenler kırk dokuz kişidir. Aslında ise yetmiş kişidirler. Bu hususta görüş birliği vardır ve bunda bir şüphe yoktur. İbnü'l-Arabî der ki: Mâlik'in "müşrik idiler" demesi, müfessirlerin Hazret-i Abbas'in Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a, Ben müslümanun dediğini rivâyet etmelerinden ötürüdür. Bir rivâyette de esirler, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a biz sana îman ettik, demişlerdir. İşte Mâlik bütün bunları zayıf bir görüş olarak kabul etmekte ve bu görüşü çürütmek için onların Mekke'ye geri dönüşlerini delil göstermektedir. Buna ayrıca onların Uhud gazvesinde bulunduklarını da ilave edelim. Ebû Ömer b. Abdi’l-Berr der ki: Hazret-i Abbas'ın İslama girdiği vakit hususunda (ilim adamları) farklı görüşlere sahiptirler. Onun, Bedir gününden önce İslama girdiği söylenmiştir. Bundan dolayı Hazret-i Peygamber şöyle buyurmuştur: "Kim Abbas'ı görecek olursa onu öldürmesin. Çünkü o istemeyerek Savaşa çıkartılmıştır." İbn Abbâs'tan rivâyete göre de Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Bedir günü şöyle buyurmuştu: "Şüphesiz Haşimoğullarından ve diğerlerinden bir takım kimseler bizimle Savaşmaya ihtiyaçları olmaksızın, istemeyerek (müşriklerle birlikte) Savaşa çıkartıldılar. Sizden her kim Haşimoğullarından herhangi bir kimse ile karşılaşacak olursa onu öldürmesin. Kim Ebû'l-Bahterî ile karşılaşırsa onu öldürmesin, kim Abbas ile karşılaşırsa onu öldürmesin. Çünkü Abbas istemeyerek ordu ile birlikte çıkartılmıştır" deyip hadisin geri kalan bölümünü zikretmektedir. Hazret-i Abbas'ın Bedir günü ashâb alındığı vakit İslama girdiği de söylenmiştir, Hayber günü İslama girdiği de bildirilmiştir. Hazret-i Abbas Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'a müşriklere dair haberleri yazılı olarak bildirir ve hicret etmeyi arzu ederdi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) da kendisine: "Sen Mekke'de kalmaya devam et. Senin orada kalman bizim için daha faydalıdır" diye yazdığı da İbnu’l-Ashâb, Usdu’l-Ğabe, III, 60 vd.; İbn Hacer, el-babe, III, 511-512. nakledilmektedir. |
﴾ 67 ﴿