70Ey Peygamber, elinizdeki esirlere de ki "Eğer Allah'ın ilmine göre kalplerinizde bir hayır varsa O, size, sizden alınandan daha hayırlısını verir ve sizi bağışlar. Allah günahları bağışlayandır. Çokça rahmet edendir." Bu âyete dair açıklamalarımızı üç başlık halinde sunacağız: Yüce Allah'ın: "Ey Peygamber, elinizdeki esirlere de ki:..." âyetindeki hitabının, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a ve ashâbına olduğu söylendiği gibi, yalnızca Peygambere olduğu da söylenmiştir. İbn Abbâs (radıyallahü anh) dedi ki: Bu âyet-i kerimede sözü geçen esirler, Abbas ve arkadaştandır. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a: Biz senin getirdiğine îman ettik. Senin, Allah'ın Rasûlü olduğuna da şahidlik ediyoruz. Yemin olsun ki, kavmine karşı senin lehine samimi davranacağız, demişlerdi. Bunun üzerine bu âyet-i kerîme nâzil oldu. Böyle bir iddianın tutarsızlığına dair İmâm Mâlik'in görüşü önceden geçmiş bulunmaktadır. Ebû Dâvûd'un Mûsannef inde İbn Abbâs (radıyallahü anh)'dan rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Bedir günü cahiliye mensubu insanların fidyesini dörtyüz (dirhem) olarak tesbit etmişti. Ebû Dâvûd, Cihâd 121. İbn İshak'dan: Kureyşliler Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'a esirlerinin fidye karşılığı serbest bırakılması için haber gönderdi. O gün herbir esiri akrabaları onların (müslümanların razı) olacakları bir fidye karşılığında serbest bıraktı, Hazret-i Abbas, Ey Allah'ın Rasûlü ben müslümandım, dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) da şöyle buyurdu: "Senin müslüman olup olmadığını en iyi bilen Allah'tır. Eğer dediğin gibi ise, Allah bunun karşılığını sana verecektir. Ancak, zahiren senin durumunda görülen, bizim aleyhimize olduğundur. Haydi kendinin ve iki kardeşinin oğulları Nevfel b. el-Haris b. Abdulmuttalib ile Akil b. Ebi Talib'in ve senin antlaşmalm olan Haris b. Fihroğullarına mensub Utbe b. Amr'ın da fidyelerini öde." Hazret-i Abbas, Ey Allah'ın Rasûlü bende bu kadar fidye ödeyecek para yok deyince, şöyle buyurdu; "Um el-Fadl ile birlikte gömüp sakladığın mal nerede? Sen ona şöyle demiştin: Eğer bu yolculuğumda bana birşey olursa, işte bu mal çocuklarım Fadl'a, Abdullah'a ve Kusem'e kalsın, demiştin." Hazret-i Abbas, Ey Allah'ın Rasûlü, gerçekten ben, senin Allah'ın Rasûlü olduğunu biliyorum. Şüphesiz ki bu, benden ve Um el-Fadl'dan başka kimsenin bilmediği bir husustur. Haydi Ey Allah'ın Rasûlü, beraberinde bulunan ve ganimet olarak benden aldığınız yirmi Ukiyelik malımdan bunu düş deyince, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Hayır o, Allah'ın senden bize vermiş olduğu bir şeydir." Bunun üzerine Hazret-i Abbas fidye ödeyerek kendisini, iki yeğenini ve antlaşmalısını kurtardı. Yüce Allah da onun hakkında: "Ey Peygamber, elinizdeki esirlere de ki..." âyetini indirdi. İbn İshak (devamla) der ki: Esirler arasında fidyesi en çok olan kişi Abdulmuttalib'in oğlu Abbas'dı. Çünkü varlıklı bir kimse idi. O, kendisini yüz Ukiyye altın fidye vererek kurtarmıştı. Bk. İbn İshâk, Sire, Konya 1401/1981, s, 287; Tahkik Muhammed Hamidullah; Ebû Hatlın el-Bustî ea-Siretu'n-Nebeviyye, Beyrut 1407/1987, s. 184; el-Vâkidî, Eshâbu Nuzûli'l-Kur'ân, s.245; Suyutî, ed-Dürru'l-Mensur, III, 111-112. Buhârî'de de şöyle denilmektedir: Mûsa b. Ukbe dedi ki: İbn Şihab dedi ki: Bana Enes b. Mâlik'in anlattığına göre, Ensardan bir takım kimseler Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'dan izin alarak şöyle dediler: Ey Allah'ın Rasûlü bize izin verde ki, kardeşimizin oğlu Abbas'ın fidyesini almayalım. Hazret-i Peygamber: "Hayır, Allah'a yemin ederim bir dirhem dahi bırakmayacaksınız" diye buyurdu. Buhârî, Meğazî 12, Cihâd 172, Itk 11. en-Nekkâş ve başkalarının naklettiklerine göre, Bedir esirlerinden herbirisinin fidyesi kırk Ukiyye idi. Ancak Abbas müstesna. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştu: " Abbas'tan fidyeyi iki kat alınız." Ayrıca, iki yeğeni Akil b. Ebi Talib ile Nevfel b. el-Haris'in fidyelerini ödemekle de mükellef tutmuştu, o da bu iki kişi adına seksen Ukiyye, kendisi adına da seksen Ukiyye ödemiş, ayrıca Savaş esnasında da ondan yirmi Ukiyye ganimet alınmıştı. Bunun böyle olmasının sebebine gelince; O, Bedir'e katılan Savaşçıların yemeğini karşılamayı taahhüd eden on kişiden birisi idi. Bedir günü yemek yedirme sırası kendisine gelmişti. Yemek yedirmeden önce taraflar Savaşa tutuştu, beraberinde yirmi Ukiyye kalmış, Savaş sırasında da bu miktar ondan ganimet olarak alınmıştı. Böylelikle o gün Hazret-i Abbas'tan toplam yüzseksen Ukiyye alınmış oldu. Bunun üzerine Hazret-i Abbas Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a şöyle demişti: Yemin olsun ki, sen beni öyle bir halde bıraktın ki hayatım boyunca Kureyşlilere el açıp dileneceğim. Bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Hanımın Um el-Fadl'ın yanında bıraktığın altınlar nerede?" Hazret-i Abbas: Ne altınından söz ediyorsun deyince, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Sen hanımına şöyle demiştin: Bu seferimde başıma ne geleceğini bilemiyorum. Şayet başıma birşey gelirse bu altınlar senin ve çocuklarının olsun, demiştin." Hazret-i Abbas: Kardeşimin oğlu, bunu sana kim haber verdi deyince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Bana Allah haber verdi" diye buyurdu. Hazret-i Abbas bu sefer şöyle dedi: Şahadet ederim ki sen doğru söylüyorsun. Ben, ancak bugün senin Allah'ın Rasûlü olduğunu öğrendim. Ve bildim ki, bu gibi şeyleri ancak gizlilikleri bilen kimse sana bildirebilir. Şahadet ederim ki, Allah'tan başka ilâh yoktur ve sen O'nun kulu ve Rasûlüsün. O'nun dışındakilerin hepsini inkâr ediyorum. Hazret-i Abbas, yeğenlerine de emir verdi, onlar da müslüman oldular. Yüce Allah: "Ey Peygamber, elinizdeki esirlere de ki..." âyetini indirdi. Hazret-i Abbas'ı ashâb alan kişi Selimeoğullarından Ebû'l-Yesel Kâ'b b. Amr idi. Ebû'l-Yesâr kısa boylu, Hazret-i Abbas ise uzun boylu ve iri yan idi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Hazret-i Abbas'ı ashâb olarak getirince ona: "Yemin olsun ona karşı sana bir melek yardımcı olmuştur" diye buyurdu. 2. Bedir Esirlerinden Alınanlar ve Kalplerinde Hayır Bulunanlara Verilen Mükâfat: "Eğer Allah'ın ilmine göre kalplerinizde bir hayır" yani, İslâm varsa, "O sizden alınandan" yani verdiğiniz fidyeden "daha hayırlısını size verir." Bu verilecek daha hayırlı şeyin dünyada verileceği söylendiği gibi, âhirette verileceği de söylenmiştir. Müslim'in Sahih'indeki rivâyete göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a Bahreyn'den bir miktar mal gelince, Hazret-i Abbas ona şöyle demişti: Ben (Bedir'de) hem kendimin hem de Akil'in fidyesini verdim. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Ona: "Al" diye buyurdu. O da elbisesini açtı ve taşıyabileceği kadarını aldı. Buhârî, Salat 42, Cikâd 172, Cizye 4. Hadis kısaca böyledir. Sahih'in dışındaki kaynaklarda da şöyle denilmektedir: Bunun üzerine Hazret-i Abbas Ona: Bu, vaktiyle benden alınandan daha hayırlıdır. Ayrıca ben, Allah'ın bana mağfiret edeceğini de umuyorum. Hazret-i Abbas dedi ki: Bana Zemzem kuyusunu verdi. Buna karşılık bütün Mekke'lilerin malı benim olsun istemem. Taberî de Hazret-i Abbas'a varan senediyle, onun şöyle dediğini nakleder: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'a müslüman olduğumu bildirip fidyemin ödenmesinden önce benden ganimet olarak alınan yirmi Ukiyye'yi hesabımdan düşmesini isteyip de o: "Hayır o, ganimettir" deyip kabul etmemesi üzerine bu âyet-i kerîme benim hakkımda nâzil oldu. O yirmi Ukiyye yerine, yüce Allah bana, hepsi de benim malımla ticaret yapan yirmi köle ihsan etti. Suyûtî, ed-Dürru'l-Mensûr, III, 112. Peygamber Efendimizin Kızı Hazret-i Zeyneb'in Hicreti: Ebû Dâvûd'un Mûsannef'inde Âişe (radıyallahü anh)'dan şöyle dediği nakledilmektedir: Mekkeliler esirlerini fidye karşılığı kurtarmak üzere mal gönderince, Zeyneb de (ashâb düşen kocası) Ebû'l-Âs'ın fidyesi olmak üzere bir miktar mal göndermişti. Bu mal arasında Hadice'ye ait ve kızı Zeyneb'i Ebul-Âs'a gelin olarak gönderince ona hediye etmiş olduğu bir gerdanlığı da göndermişti. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu gerdanlığı görünce oldukça duygulandı ve şöyle buyurdu: "Eğer uygun görürseniz Zeyneb'in esirini serbest bırakınız ve gönderdiği bu malını da ona geri veriniz." Onlar da; Peki dediler. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da Ebû'l-Âs'dan kendisine gelmek üzere kızı Zeyneb'i serbest bırakmasına dair söz almıştı. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Zeyd b. Harise ile Ensardan bir kişiyi göndermiş ve: "Zeyneb yanınıza gelinceye kadar siz de (Mekke yakınlarındaki) Ye'cec vadisinde bulununuz. Onu alıp buraya getiriniz." Ebû Dâvûd, Cihâd 121. İbn İshak dedi ki: Bu, Bedirden bir ay sonra olmuştu. Abdullah b. Ebi Bekr dedi ki: Bana Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın kızı Zeyneb'den nakledildiğine göre o şöyle demiş: Ebû'l-Âs Mekke'ye gelince bana, hazırlan babanın yanına git, dedi. Bunun üzerine ben de hazırlığımı yapmak üzere çıktım. Utbe kızı Hind karşıma çıktı bana: Muhammed'in kızı dedi. Senin babana gitmek istediğine dair bir haber ulaştı bana sahi mi? Ben ona: Öyle bir isteğim yok dedim. O: Öyle olsun amca kızı. Böyle birşey yapma. Ben, varlıklı bir kadınım. Senin gerek duyacağın mallarım var. Eğer istediğin herhangi bir mal varsa, onu sana satarım. Yahut da herhangi bir harcamaya ihtiyacın varsa sana borç verebilirim. Zaten erkekler arasına giren şeyler kadınlar arasında görülmemelidir, dedi. Hazret-i Zeyneb dedi ki: Allah'a yemin ederim, görüşüme göre o bu sözlerini ancak gereğini yapmak kastıyla söylemişti. O bakımdan, ben de ondan korktum ve niyetimi gizleyerek: Hayır böyle birşey de istemiyorum, dedim. Nihayet Zeyneb (radıyallahü anha) hazırlıklarını bitirince, bineğine bindi ve kayınpederi Kinane b. er-Rabî, gündüzün onun devesini çekerek yola koyuldu. Mekkeliler bunu haber aldılar. Hebbar b. el-Esved ile Fihroğullarından Nafv b. Abdulkays onu takibe çıktılar. Hazret-i Zeyneb'in yanına ilk yaklaşan kişi Hebbar oldu. Hebbar, mızrağıyla hevdecinde bulunan Hazret-i Zeyneb'i korkuttu. Kinane b. er-Rabi' diz çöktü ve oklarını saçarak yayını alıp: Allah'a yemin ederim ki, bana kim yaklaşırsa ona bir ok saplayacağım dedi. Bu sefer Ebû Süfyan, Kureyşlilerin ileri gelenleri ile birlikte yanına gelip şöyle dedi: Be adam, bize ok atmaktan vazgeç ki, seninle konuşabilelim. Ebû Süfyan, yanına gelip durdu ve şöyle dedi: Sen kötü bir şey yapmış değilsin. Fakat herkesin gözü önünde bu kadını alıp çıktın. Bedir'de başımıza gelen musibeti biliyorsun. Bu sefer Araplar senin herkesin gözü önünde aramızdan o adamın kızını alıp çıktığın için bizim zaafa düştüğümüzü, gevşediğimizi söyleyip duracaklar. O bakımdan sen bu kadını geri getir, birkaç gün onunla beraber Mekke'de kal. Sonra da geceleyin kimsenin farketmeyeceği bir şekilde gizlice onu al ve babasına gönder. Yemin olsun ki, onun babasının yanına gitmemesine bizim ihtiyacımız yok. Fakat şu anda da başımıza gelen bu musibetten dolayı bu yolla intikam almak istiyor değiliz. Kinane, Ebû Süfyan'ın dediğini yaptı. İki veya üç gün geçtikten sonra, gizlice Hazret-i Zeyneb'i Mekke'nin dışına çıkardı. Hazret-i Zeyneb de Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın yanına vardı. Naklettiklerine göre, Hazret-i Zeyneb, Hebbar b. Um Dirhem kendisini korkutunca, dehşetinden dolayı karnındaki yavrusunu düşürmüştü. |
﴾ 70 ﴿