75

Sonraları îman ve hicret edip de sizinle beraber cihad edenlere gelince, onlar da sizdendir. Akrabalar, Allah'ın Kitabınca birbirlerine daha yakındırlar. Şüphesiz Allah herşeyi hakkıyla bilendir.

5. Hudeybiye'den Sonra Îman Edip Hicret Edenler:

"Sonraları Îman ve hicret edip de..." âyeti ile Hudeybiye'den ve Rıdvan bey'atinden sonra îman edip hicret edenleri kastetmektedir. Çünkü bu tarihten sonra yapılan hicret, ilk hicretten rütbe itibariyle daha aşağıdadır. İkinci hicret ise, hakkında barışın bulunduğu, artık Savaş ağırlıklarının bırakıldığı, yaklaşık iki yıl kadar devam eden bir süredir. Bundan sonra ise Mekke fethedilmiştir. Bundan dolayı Hazret-i Peygamber: "Fetih'den sonra hicret yoktur" Buhârî, Sayd 10, Cihâd 1, 27, 194, Menâkıbu'l-EnsSr 45, Meğâzî 53; Müslim, İmâre 85; Tirmizî, Siyer 33; Nesâî, Bey'at 15; Müsned, I, 226, 2!S6..., II, 215, III, 22, 401..., V, 71, 187, VI, 466. diye buyurmuştur.

(Yüce Allah) böylelikle daha sonraları îman edip hicret edenlerin de onlara katılmış olacaklarını beyan etmektedir.

"Sizdendir" de, yardımlaşmak ve veli olmak bakımından sizin gibidirler, demektir.

6. Akrabaların Mirasçılığı: 

": Akrabalar" anlamındaki âyet mübtedadır. Rahîm, akrabalık bağı müennestir. Çoğulu şeklinde gelir. Burada kastedilenler, erkeğin ölene akrabalık nisbetinde araya kadın girmeyen kişi demek olan babası, oğulları, babası dolayısıyla akrabaları gibi (akrabaların kastedildiği) asabelerdir. Asabe: Akrabalıklarının ölene ulaşınnsında arada dişi bulunmayan ölenin erkek akrabalarına denir (Dr. ez-Zuhaylî, el-Fıkku'l-İslâmi, VIII, 332) Burada geçen "Rahîm" kalimesiyle asabenin kastedildiğini açıklayan hususlardan birisi de Arapların ": Seni akrabalık bağı bağladı," ifadelerinde anne vasıtasıyla akrabalığı kast etmemeleridir. en-Nadr b. el-Haris'în kızkardeşi -ki, İbn Hişam böyle demiştir.- es Süheylî ise der ki: Doğrusu, bunun Nadr'ın kızkardeşi değil, kızı olduğudur. ed-Delâü'de de böyle zikredilmektedir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in onun babasını Safra denilen yerde öldürtmesi üzerine yazdığı mersiyesinde şunları söylemektedir:

"Ey deve binicisi, şüphesiz ki Üseyl denilen yere

Başarılı olasın dilerim- beşinci günün sabahında varacağımızı zannederim.

Merhun ınüfessirimiz bu mersiyenin on beyitini kaydetmiş bulunmaktadır. Biz ilk beyit ve konu ile doğrudan ilgisi bulunan diğer altı beyit ile yetiniyoruz.

"Ey kavmi arasında en hayırlı ve şerefli akraba olan

Ve şeref ve kereminde köklü olan Muhammed,

Eğer karşılıksız salıverseydin bir zararın olmazdı.

Kişi bazan öfke ve kinine rağmen serbest bırakabilir lutf ile

Şayet fidye kabul etseydin, elbette fidyesini verirdim

Fidye olarak verilen ve harcanan en değerli şeyleri vererek

Nadr, senin ashâb aldığın akrabaların en yakınıdır.

Eğer azad sözkonusu olsaydı, azadı en çok hak edendi.

Fakat babalarının çocuklarının kılıçları üzerine inip kalkıyordu

İşte orada parçalanan Allah'ın takdir ettiği Rahîm (asabe akrabalıkları) vardı

Elleri bağlı yorgun bir şekilde ölüme sürükleniyordu

Zincire vurulmuş bir ashâb olarak bağlanmış kişinin yürüyüşüyle."

7. Zevi'l-Erhâm Diye Bilinen Akrabaların Mirasçılıkları:

Selef de onlardan sonra gelenler de Zevi'l-Erhâm diye bilinen Allah'ın Kitabında payları bulunmayıp asabe de olmayan ölünün akrabalarının mirasçılıkları hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Bunlar da kız çocukların çocukları, kız kardeşlerin çocukları, erkek kardeşin kızları, hala, teyze, babanın anne bir kardeşi olan amca, baba tarafından anne bir dede, anne anne ve bunlar vasıtasıyla akrabalar Zevi'l-Erhâm'dırlar.

Kimileri Zevi'l-Erhâm'dan farz (belli) hissesi bulunmayan kimse mirasçı olamaz demektedir. Bu görüş, Ebû Bekr es-Sıddik, Zeyd b. Sabit ve İbn Ömer'den rivâyet edilmiştir. Hazret-i Ali'den gelen bir rivâyet de böyledir. Medînelilerin görüşü de budur. Bu, Mekhul ve el-Evzaî'den de rivâyet edilmiş olup, Şâfiî -Allah ondan razı olsun- de böyle demiştir.

Buna karşılık Ömer b. el-Hattâb, İbn Mes'ûd, Muâz, Ebû'd-Derdâ, Âişe ve bir rivâyete göre de Hazret-i Ali, mirasçı olacaklarını söylemişlerdir. Kûfelilerin, Ahmed ve İshâk'ın görüşü de budur. Bunlar, âyet-i kerimeyi delil göstererek şöyle derler: Zevil-Erham denilen bu akrabalarda biri akrabalık, diğeri de müslümanlık olmak üzere iki sebep toplanmış bulunmaktadır. Dolayısıyla bunlar, mirasçılığın sebeplerinden birisi olan İslâmın dışında bir sebebi bulunmayanlara göre önceliklidirler.

Birincilerin buna cevabı şöyledir: Bu âyet-i kerîme mücmel ve toplayıcı bir âyet-i kerimedir. Yakın ya da uzak olsun, her bir akraba bu ayetin zahirinden anlaşılmaktadır. Mirasa dair âyet-i kerimeler ise müfessirdir. Müfessir (açıklayıcı) olan âyet-i kerimeler ise mücmel ve mübeyyen hakkında hüküm verirler. Derler ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) velayı mirasçı olmanın sabit bir sebebi kabul etmiş ve mevlayı (bir kimseyi kölelikten azad edeni) bu hususta asebe gibi değerlendirerek: "Velâ azad eden kimseye aittir" Hadis, el-Mâide, 5/103. âyet, 7. başlığın sonlarında geçmişti. Kaynakları için oraya bakılabilir. diye buyurmuş, velâ hakkının satılmasını hibe yoluyla bağışlanmasını da yasaklamıştır.

Diğerleri ise Ebû Dâvûd ve Dârakutnî'nin el-Mikdâm'dan yaptıkları şu rivâyeti delil gösterirler Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Kim bakıma muhtaç birisini terkedecek olursa, o(nun bakımı) bana aittir. -Bazan da: Allah'a ve Rasûlüne aittir diye buyurmuştur-, kim de bir mal bırakacak olursa, o da mirasçılarına aittir. Ben, mirasçısı olmayanın mirasçısıyım. Onun yerine diyet öderim, onun mirasını alırım. Dayı da mirasçı olmayanın mirasçısıdır, onun yerine diyet öder ve ona mirasçı olur." Ebû Dâvûd, Ferâiz 8; İbn Mâce, Ferâiz 9; Dârakutnî, IV, 85-86.

Dârakutnî de Tavus'dan şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Âişe (radıyallahü anhnhâ) dedi ki: "Allah, mevlâsı olmayanın mevtastdır. Dayı da mirasçı olmayanın mirasçısıdır." Dârakutnî, IV, 85. Bu hadis, mevkuldur (Hazret-i Peygambere nîsbet edilmemektedir). Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)'dan rivâyet edildiğine göre de, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Dayı mirasçıdır" diye buyurmuştur. "Dayı, mirasçısı olmayanın mirasçısıdır" şeklinde; Dârakutnî, IV7 86.

Yine Ebû Hüreyre'den şöyle dediği nakledilmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a, hala ve teyzenin mirası hususunda soru soruldu, o da: "Bilemiyorum, bana Cebrâîl gelinceye kadar (birşey diyemem)" diye buyurdu. Daha sonra da şöyle buyurdu; "Hala teyzenin mirasına dair soru soran nerede?" Bunun üzerine adam gelince, Hazret-i Peygamber şöyle buyurdu: "Cebrâîl bana, ikisine mirastan birşey olmadığını bildirdi." Dârakutnî dedi ki: Bu hadisi Muhammed b. Amr'dan müsned olarak yalnızca Mes'ade, rivâyet etmiştir ve zayıf bir ravidir. Doğrusu bu hadisin mürsel olduğudur. Dârakutnî, IV. 99.

Şa'bî'den de şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Ziyâd b. Ebi Süfyan, yanında oturan birisine dedi ki: Ömer'in hala ve teyze (nin mirasçılığı) hususunda nasıl hüküm verdiğini biliyor musun? Adam: Hayır deyince, o şöyle dedi: Ben, Ömer'in bu ikisi (nin mirası) hususunda nasıl hüküm verdiğini Allah'ın yarattıkları arasında en iyi bilenim. O, teyzeyi anne gibi, halayı da baba gibi değerlendirmişti.

el-Enr'âl Sûresi'nin tefsiri burada sona ermektedir. Cenab-ı Allah'a hamd olsun.

75 ﴿