129Eğer yüzçevirirlerse de ki: "Bana Allah yeter. Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben ancak O'na güvenip dayandım. O, ulu Arş'ın Rabbıdır." Yüce Allah'ın: "Eğer yüz çevirirlerse, de ki: Bana Allah yeter." Yani, ey Muhammed! Yüce Allah'ın, kendilerine lütfedip dile getirmiş olduğu bu nimetlerden sonra kâfirler yüzçevirecek olurlarsa, bana Allah yeter, de. Yani, sizin bu inkârınıza karşı O, bana kâfidir. "O'ndan başka hiçbir İlah yoktur, ben ancak O'na güvenip dayandım." Bütün işlerimi O'na ısmarladım, havale ettim. "O, ulu arşın Rabbidir." Yüce Allah'ın özellikle arşı sözkonusu etmesi, yaratıklarının en büyüğünün arş olduğundan dolayıdır. Arş, zikredildiği takdirde, onun dışındaki bütün yaratıklar da onun kapsamına girer. "Ulu” anlamındaki; kelimesini genellikle "Arş"ın sıfatı olarak esreli okumuşlardır. "Rabb"in sıfatı olarak ref ile de okunmuştur ki, bu okuyuş İbn Kesîr'den rivâyet edilmiştir, İbn Muhaysın'ın kıraati de böyledir. (Buna göre âyetin anlamı şöyle olur: O, arşın Rabbidir, uludur). Ebû Dâvûd'un Kitab'ında da Ebû'd-Derdâ'dan şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Bir kimse sabahı ettiğinde ve akşamı ettiğinde yedişer defa; Bana Allah yeter, O'ndan başka hiçbir İlah yoktur, ben ancak O'na güvenip dayandım, O, ulu Arşın Rabbidir" diyecek olursa, ister bu sözleri söylerken doğru söylemiş olsun, ister yalan söylemiş olsun, onu kederlendiren her şeye karşı Allah ona yeter. Ebû Dâvûd, Edeb 100. "Nevâdiru'l-Usurde de Bureyde'den şöyle dediği kaydedilmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Her kim her namazın akabinde on kelime söyleyecek olursa, bu sözler dolayısıyla Allah'ın kendisine yeterli geldiğini ve Allah'ın ona, bunlardan dolayı mükâfat verdiğini görecektir. Bu on kelimenin beşi dünya için, beşi âhiret içindir: "Dinim için hasbiyallah (Allah bana yeter), dünyam için hasbiyallah, beni üzen şeye karşı hasbiyallah, bana haksızlık edene karşı hasbiyallah, bana kıskançlık edene karşı hasbiyallah, bana kötü tuzak kurana karşı hasbiyallah, ölüm esnasında hasbiyallah, kabirde sorgulanma esnasında hasbiyallah, Mizan esnasında hasbiyallah, Sırat esnasında hasbiyallah, O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur, ben ancak O'na güvenip dayandım ve dönüşüm yalnız O'nadır." en-Nakkâş da Ubey b. Kâ'b'dan şöyle dediğini nakletmektedir: Şanı yüce Allah'ın Kur'ân-ı Kerîm’den en son indirdiği âyetler şu iki âyet-i kerîmedir: " Yemin olsun ki içinizden size öyle bir peygamber gelmiştir ki..." diye başlayan, sûrenin sonuna kadar devam eden âyetlerdir. Bunu önceden de açıklamış idik. Yusuf b. Mihran'ın İbn Abbâs'tan rivâyetine göre ise, Kur'ân-ı Kerîm’den en son nâzil olan âyet: " Yemin olsun ki İçinizden size öyle bir peygamber gelmiştir ki..." âyeti ile bu âyet-i kerîmedir. Bunu da el-Maverdî nakletmektedir. Biz ise, İbn Abbâs'dan, el-Bakara Sûresi'nde belirttiğimiz gibi buna muhalif olan bir görüşü daha önceden nakletmiş idik ki, o daha sahihtir. Mukâtil der ki: Bu âyetler daha önceden Mekke'de inmiş idi. Ancak, bu uzak bir ihtimaldir. Çünkü sûre Medine'de inmiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Yahya b. Ca'de der ki: Ömer b. el-Hattâb (radıyallahü anh) iki kişi o hususta şahidlik etmedikçe, her hangi bir ayeti Mushafta tesbit etmezdi. Ensardan bir kişi Tevbe Sûresinin sonundaki: " Yemin olsun ki İçinizden size öyle bir peygamber gelmiştir ki..." diye başlayan iki âyetin, Kur'ân'dan olduğunu bildirdi. Hazret-i Ömer: Allah'a yemin ederim ki, bunlara dair ben senden başka bir delil istemeyeceğim. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) gerçekten böyle idi, deyip bunları da kaydettirdi. İlim adamlarımız derler ki: Burada sözü geçen kişi Huzeyme b. Sabit'tir. Ömer (radıyallahü anh)'ın bu iki âyeti yalnızca onun şahidliği ile tesbit etmeyi kabul etmesi, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in niteliğine dair bu âyetlerdeki ifadelerin sahih olduğuna dair delilin ortada oluşundan dolayıdır. Hazret-i Peygamberin böyle oluşu bir başka şahid getirmeye ihtiyaç bırakmayacak kadar güçlü bir karinedir. Ve bu âyet el-Ahzab Sûresi'nde yer alan: "Mü’minler arasında Allah'a verdiği sözde içtenlikle sebat gösteren nice yiğitler vardır" (el-Ahzab, 33/23) âyetinden farklıdır. Çünkü o âyet-i kerîme, hem Zeyd, hem de Huzeyfe'nin şahidliği ile sabit olmuştur. Çünkü onlar, her ikisi de bu âyet-i kerîmeyi Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'dan işitmişlerdi. Bu anlamdaki açıklamalar daha önce bu kitabın (tefsirin) Mukaddime'sinde geçmiş bulunmaktadır. Yüce Allah'a hamd olsun. |
﴾ 129 ﴿