18Bir de üstüne yalancıktan kanlı gömleğini getirdiler. "Hayır, dedi. Nefisleriniz sizi aldatmış, böyle bir işe sürüklemiş. Artık bana düşen güzel bir sabırdır. Sizin şu söylediklerinize karşı yardımına sığınılacak Allah'tır." Yüce Allah'ın: "Bir de üstüne yalancıktan kanlı gömleğini getirdiler." âyetine dair açıklamalarımızı üç başlık halinde sunacağız: Yüce Allah'ın: "Yalancıktan kanlı" âyeti ile ilgili olarak Mücahid şöyle demektedir: Bu kestikleri bir keçi ya da bir oğlağın kanı idi. Katâde: Ceylan kanı idi, demektedir. Yani onlar, üzerinde yalancıktan kan bulunan gömleğini getirdiler. Yüce Allah burada "kan"; "Yalancıktan" diye mastar ile nitelendirmiştir. Buna göre ifade, "gerçeği olmayan kan" anlamında; takdirinde "o şehre sor" (Yûsuf, 12/82) âyeti gibidir. Fail ile mef'ûl bazen mastar olarak da kullanılabilir. Mesela; "Bu emir tarafından sikke olarak vurulmuştur" denilir. Yine dökülmüş su anlamında-, denilir. Yere çekilmiş su anlamında; adil kişi anlamında da; denilir. el-Hasen ve Hazret-i Âişe; şeklinde "dal" harfi ile okumuşlardır ki taze kan demektir. Bunun değişikliğe uğramış kan anlamına geldiği de söylenmiştir ki, bu açıklamayı en-Nehaî yapmıştır. Bu kelime aynı zamanda küçük yaştaki çocukların tırnaklarında görülen beyazlık anlamına da gelir. Buna göre gömlek üzerindeki kanın iki rengin birbirinden farklı olması bakımından tırnakta görülen beyazlığa benzetilmiş olması da mümkündür. 2- Hazret-i Yûsuf’un Gömlekleri: (Mâlikî mezhebimize mensub) ilim adamlarımız -Allah'ın rahmeti üzerlerine olsun- derler ki: Hazret-i Yûsuf'un kardeşleri kanı doğruluklarına alamet olarak göstermek isteyince, yüce Allah bu alametle birlikte onunla çelişen bir başka alameti de çıkardı. Bu da onun gömleğinde herhangi bir şekilde parçalayıcı dişlerden gömleğinin kurtulmuş olması, yırtılmamış olmasıdır. Çünkü kurdun Yûsuf’u, üzerinde bulunan gömleği yırtıp parçalamaksızın yemesine imkan yoktur. Hazret-i Ya'kub gömleği dikkatle inceleyince, onda herhangi bir yırtık ve herhangi bir iz bulmayınca bunu yalan söylediklerine delil gördü ve onlara: Bu kurt ne kadar da hikmetle hareket eden birisiymiş? Yûsuf'u yiyecek ve gömleğini parçalamayacak ha! Bu açıklamayı İbn Abbâs ve başkaları yapmıştır. İsrail, Simâk b. Harb'dan, o İkrime'den, o İbn Abbâs'tan şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Gömleğin üzerindeki kan bir keçi kanı idi. Süfyan, Simâk'dan, o İkrime'den, o da İbn Abbâs'tan şöyle dediğini nakletmektedir: Hazret-i Ya'kub gömleğe bakınca, yalan söylediniz dedi. Çünkü kurt onu yemiş olsaydı, elbette gömleğini de parçalayacaktı. el-Maverdînin naklettiğine göre Hazret-i Yûsufun gömleğinde üç tane alâmet (mucize) vardı. Birincisi babalarına üzerinde yalancıktan kanlı olarak onu götürdüklerinde, ikincisi gömleği arkadan yırtıldığında, üçüncüsü de gömleği babasının yüzüne bırakılınca gözlerinin görüvermesinde. Derim ki: Ancak bu görüş kabul edilemez. Çünkü kardeşlerinin getirdikleri ve üzerinde yalancıktan kanlı olan gömlek, arkadan yırtılan gömlekle aynı değildir. Müjdecinin Hazret-i Ya'kub'a getirdiği gömlek de başkadır. Hazret-i Yûsuf’un arkadan yırtılan gömleği ile babasına getirildiğinde gözlerinin görmesine sebep teşkil eden gömleğin aynı olduğu da söylenmiştir. İleride yüce Allah'ın izniyle sûrenin sonlarında açıklanacağı gibi. Yine rivâyet edildiğine göre kardeşleri, babalarına: Hayır, hırsızlar onu öldürdü, dediler ve böylelikle sözleri birbirini tutmaz oldu. Babaları da onları itham etti ve onlara şöyle dedi: Önce kurdun onu yediğini iddia ediyorsunuz, eğer kurt onu yemiş olsaydı, dişleri derisine ulaşmadan önce gömleğini parçalardı. Ben ise bu gömlekte herhangi bir yırtık görmüyorum. Hırsızların onu öldürdüğünü iddia ediyorsunuz, hırsızlar onu öldürmüş olsaydı, şüphesiz gömleğini de alırlardı. Çünkü hırsızlar onun elbisesinden başka neyi istiyorlardı ki? Bunun üzerine: "Biz doğru söyleyenler olsak bile zaten sen bize inanmazsın" dediler. Bu açıklama el-Hasen ve başkalarından nakledilmiştir. Yani bizler, doğruluk sıfatına sahip olsak dahi, yine sen bizi itham edersin. 3- Fıkhı Meselelerde Emareler ve Karineler: Fukahâ bu âyet-i kerîmeyi delil kabul ederek, kasâme Kasâme, mahiyeti ve buna dair fıkhî hükümler, el-Bakara, 2/73. âyetin tefsiri ile el-Mâide, 5/106-108. âyetlerin 12. başlık ve devamında geçmiş idi. ve buna benzer hkhî bir takım meselelerde emareleri göz önünde bulundurmuşlar ve ittifakla Hazret-i Ya'kub'un oğullarının yalan söylemelerine, gömleğin sağlamlığım delil gösterdiğini kabul etmişlerdir. Buna göre bir meseleye bakan bir kimsenin emarelere ve alâmetlere -çelişmeleri halinde- dikkat etmesi, üzerlerinde dikkatle durması gerekmektedir. Bunlardan hangisi ağır basarsa, o ağır basan tarafa göre hüküm verir. İşte bu, ithamın kuvveti demek olup, buna göre hüküm verilebileceği hususunda görüş ayrılığı yoktur. Bu açıklamayı İbnu’l-Arabî yapmıştır. Yüce Allah'ın: "Hayır, dedi. Nefisleriniz sizi aldatmış, böyle bir işe sürüklemiş. Artık bana düşen güzel bir sabırdır" âyetine dair açıklamalarımızı da üç başlık halinde sunacağız: 1- Hazret-i Ya'kub'un Çocuklarının Söylediklerine Înanmayışı: Rivâyete göre Hazret-i Ya'kub'a çocukları: "Onu kurt yemiş" deyince onlara: Kurt onun bir uzvunu olsun geriye bırakmadı mı? Siz de onu bana getirseydiniz, ben de onunla bir teselli bulurdum. Geriye bana bir elbisesini dahi bırakmadı mı? O elbisesinden, onun kokusunu koklardım. Bunun üzerine oğulları: Evet işte kanının bulaşmış olduğu gömleği, dediler. İşte yüce Allah'ın: "Bir de üstüne yalancıktan kanlı gömleğini getirdiler" âyetinde anlatılan budur. Bunun üzerine Hazret-i Ya'kub ağladı, çocuklarına da şöyle dedi: Bana gömleğini gösteriniz. Ona gömleğini gösterince, onu koklayıp öptü. Daha sonra bu gömleği evirip, çevirmeye başladı. Ancak gömlekte herhangi bir yırtık ve herhangi bir parçalanma görmeyince şöyle dedi: Kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan Allah adına yemin ederim ki, bugüne kadar bunun gibi hikmetli hareket eden bir kurt görmedim. Oğlumu yeyip parçaladığı, onu gömleğinin İçinden çekip çıkardığı halde üzerindeki gömleğini parçalamamış. Böylelikle Hazret-i Ya'kub durumun dedikleri gibi olmadığını, kurdun onu yemediğini anladı. Ağlayarak ve üzüntü içerisinde kızmış haliyle onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi: Ey çocuklarım! Bana oğlumu gösteriniz, eğer hayatta ise onu tekrar yanıma getiririm. Eğer ölü ise onu kefenler ve gömerim. Denildiğine göre işte o vakit şöyle dediler: Babamızın sözlerimizin yalan olduğunu nasıl iddia ettiğine bakmaz mısınız? Haydi gelin onu kuyudan çıkartalım ve onu parçalayalım. Daha sonra da organlarından birisini babamıza getirelim, o vakit söylediğimizi doğru kabul eder ve böylelikle ümidini de keser. Bunun üzerine Yehudâ şöyle der: Allah'a yemin ederim bunu yapacak olursanız, hayatta kaldığım sürece size düşman kesilirim ve yaptığınız bu kötülüğü babanıza haber veririm. Onlar da şöyle dediler: Böyle bir şeyi yapmamıza engel olduğuna göre, haydi gelin ona bir kurt yakalayalım. Bu sefer bir kurt yakalayarak, kurdu iplerle bağladılar. Sonra da onu Hazret-i Ya'kub'a getirip şöyle dediler: Ey babamız! İşte bizim koyunlarımıza saldıran ve koyunlarımızı yakalayan kurt budur. Kardeşimizi yakalayarak, yüreğimizi parçalayan da bu olabilir. Bunda bizim şüphemiz yoktur, işte Yûsuf'un kanının izleri de onun üzerinde görülmektedir. Bunun üzerine Hazret-i Ya'kub: Kurdu serbest bırakın, deyince onlar da kurdu serbest bıraktılar. Kurt Hazret-i Ya'kub'a doğru şirin hareketlerde bulunarak ona yaklaşmaya koyuldu. Hazret-i Ya'kub da ona: Yaklaş, yaklaş diyordu. Nihayet kurt yanağını Hazret-i Ya'kub'un yanağına yapıştırınca, ona: Ey kurt! niçin oğlumu öldürerek, yüreğimi yaktın ve uzun süre kesilmeyecek bir kedere beni boğdun, dedikten sonra şöyle dua etti: Allah'ım sen bunu konuştur. Allah kurdu konuşturunca şöyle dedi: Seni peygamber olarak seçen hakki için, ben onun etini yemedim. Derisini parçalamadım, onun tüylerinden bir tanesini olsun koparmadım. Allah'a yemin ederim, benim senin oğlundan haberim yoktur. Ben yabancı bir kurdum, Mısır taraflarından kaybettiğim bir kardeşimi aramaya geldim, bitemiyorum hayatta mıdır, ölü müdür? diye. Bu sefer senin oğulların beni yakalayıp bağladılar. Şüphesiz peygamberlerin etlerini yemek bizlere ve bütün yırtıcı hayvanlara yasak kılınmıştır. Allah'a yemin ederim, peygamberlerin evlatlarının yırtıcı hayvanlara yalan iftirada bulundukları bir yerde ben de kalmam. Hazret-i Ya'kub onu serbest bırakıp şöyle der: Allah'a yemin ederim ki siz kendi aleyhinize bir delil getirmiş oldunuz. İşte bu dilsiz bir kurttur, bakınız o bile kardeşini aramaya çıkmış. Siz ise kendi kardeşinizi telef ettiniz, esasen ben kurdun sizin onun hakkında söylediğinizden uzak olduğunu, masum olduğunu biliyordum. Yeri geldikçe hatırlatacağımız gibi; Kur'ân tefsirinde esas itibar sahih olan rivâyetler ile, nastora dayalı olan ilmî istinbâtlaradır. Sağlam bir dayanağı olmayan rivâyetlerin ilmî bir değeri olmadığı gibi, Kur'ân'ın anlaşılmasında olumlu bir katkılarının olacağı da söylenemez. Buradaki bu tür açıklamalar buna örnektir. "Hayır, nefisleriniz sizi aldatmış" size böyle davranmayı güzel göstermiş "böyle bir işe sürüklemiş." Sizin dediğinizden ve söylediğinizden başka bir iş yapmaya kadar gitmişsiniz. Daha sonra da Hazret-i Ya'kub kendisini tahammüle hazırlamak üzere: "Artık bana düşen güzel bir sabırdır, dedi." Bu da bir sonraki başlığın konusudur. 2- Hazret-i Ya'kub'un Güzel Sabrı: ez-Zeccâc der ki: Bu âyet şu demektir: Benim yapacağım ve benim yapmam gerektiğine inandığım, güzel bir şekilde sabretmekten ibarettir. Kutrub da şöyle açıklamıştır: Artık benim sabrım, güzel bir sabır (olmalı)dır. Bunun, güzel bir sabır bana daha çok yaraşır, anlamına geldiği de söylenmiştir. O halde (âyet-i kerîmedeki) bu âyet mübtedadır, haberi de hazf edilmiştir. Rivâyet olunduğuna göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)e güzel sabır hakkında İbn Kesîr, Tefsir, IV, 303'te mürsel olduğu belirtilmektedir. Suyûti, ed-Durru'l-Mensür, IV, 514'te el-Hasen'in sözü olarak zikredilmektedir. soru sorulmuş o da şu cevabı vermiş: "O beraberinde hiçbir şikayetin bulunmadığı bir sabırdır." Yüce Allah'ın izniyle sûrenin sonlarında daha geniş açıklamalar da gelecektir. Ebû Hatim der ki: Îsa b. Ömer, Sehl b. Yûsuf'un iddia ettiğine göre bu âyeti şeklinde okumuş ve şöyle demiş: el-Eşheb el-Ukeylî de böyle okumuştur ve şöyle demiştir: Enes ile Ebû Salih'in, Mushaf'larında da böyle idi. el-Muberred der ki; Güzel bir sabır" ifadesinin ref ile okunması nasb ile okunmasından daha uygundur, çünkü anlamı şöyledir: Rabbim ben güzel bir sabra sahibim. Ayrıca el-Muberred der ki: Nasb ile okunması mastar olarak kabul edilmesine göredir. Yani; "Artık şüphesiz ben güzel bir şekilde sabredeceğim" demektir. Şair de şöyle demiştir: "Geceleyin uzunca yürümekten devem bana şikayet etti. Güzel bir şekilde Sabret, (dedim). İşte ikimiz de belâlarla karşı karşıya bulunuyoruz." Güzel sabır, herhangi bir tahammülsüzlüğün ve şikayetin bulunmadığı sabırdır. Denildiğine göre: Âyetin anlamı şudur: Ben yüzümden kederin okunacağı, asık bir suratla sizinle oturup kalkmayacağım. Aksine önceden sizinle nasıl idiysem, yine öyle oturup kalkmaya devam edeceğim. Bu ifade de onun, çocuklarını sorgulamaktan vazgeçip onları affettiğine delil olan bir taraf ta vardır. Habib b. Ebi Sabit'ten nakledildiğine göre Hazret-i Ya'kub'un kaşları gözlerinin üzerine düşmüştü ama, onları bir bezle yukarı doğru kaldırırmış. Kendisine: Bu da ne oluyor? denince, şu cevabı verirmiş: Aradan geçen uzun zaman ve pek çok keder diye. Bunun üzerine yüce Allah: Beni şikayet mi ediyorsun, ey Ya'kub? deyince, Hazret-i Ya'kub şu cevabı vermiş: Rabbim bir hata yaptım, ne olur onu bana bağışla! "Sizin şu söylediklerinize karşı" yani bana söylediğiniz bu yalanlara katlanabilmek için "Yardımına sığınılacak Allah'tır" (diye sözlerini tamamladı). "Yardımına sığınılacak Allah'tır" anlamındaki âyet da mübtedâ ve haberdir. 3- Hazret-i Ya'kub'un, Oğullarının Verdiği Haberlere Karşı Tutumu: İbn Ebi Rifâa der ki: Görüş belirten rey sahiplerinin peygamber olarak Hazret-i Ya'kub'un zannını ele aldıklarında, kendi kanaatlerini itham etmeleri gerekir. Çünkü oğulları kendisine: "Biz yarış yapalım diye gittik. Yûsuf’u da eşyamızın yanında bırakmıştık. Ona kurt yemiş" dediklerinde o da kendilerine: "Hayır, dedi. Nefisleriniz sizi aldatmış. Böyle bir işe sürüklemiş. Artık bana düşen güzel bir sabırdır" demişti ve burada isabet etmişti. Daha sonra ise kendisine: "Gerçek şu ki senin oğlun hırsızlık etti. Biz ancak bildiğimize göre şahitlik ediyoruz. Gaybın bekçileri de değiliz" dediklerinde o da: "Hayır, nefisleriniz sizi aldatıp böyle bir işe sürüklemiş" (Yûsuf, 12/81-83) demiş ve burada da isabet etmemişti. |
﴾ 18 ﴿