23Evinde bulunduğu kadın kendisinden murad almak istedi. Kapıları sımsıkı kapadı ve: "Sana söylüyorum, haydi gel!" dedi. O İse: "Allah'a sığınırım. Doğrusu o, benim efendimdir. O bana iyi bakmış, iyi bir mevkî vermiştir. Gerçekten zâlimler kurtuluşa eremezler" dedi. "Evinde bulunduğu kadın kendisinden murad almak istedi." Bu kadın Aziz'in karısıdır. Ondan kendisi ile ilişki kurmasını istemişti. "Murad almak istemek" aslında yumuşaklıkla dilemek ve talebte bulunmak demektir. de otlak aramak demektir. Bu kelimenin; " Yavaşlık"dan geldiği de söylenmiştir. Mesela; "Filan kişi yavaş ve sakin yürür" denilmektedir. Buna göre; "Yumuşak bir şekilde istemek ve taleb etmek" anlamındadır, Erkek hakkında; "Erkek kadından murad almak istedi" denilir. Kadın hakkında da; "Kadın erkekten murad almak istedi" denilir, ise teenni demektir. " Bana mühlet verdi" denilir. "Kapıları sımsıkı kapadı" anlamındaki âyette; " Sımsıkı kapadı "kelimesi çokluk ifade eder. "Kapıyı kapadı" anlamında; denilmez "Kapadı" kipi ise hem çok, hem az hakkında kullanılır. Nitekim el-Ferezdak, Ebû Amr b. el-Alâ hakkında şöyle demektedir: "Ben Amr b. Ammar'ın yanına gelinceye kadar bir çok kapıları Kilitleyip açmaya devam edip durdum." Denildiğine göre; kilitlediği kapılar yedi tane idi. Sonra da onu kendisinden murad almaya çağırdı. "Ve sana söylüyorum, haydi gel! dedi." "Çabuk, haydi" kelimesinin mastarı da yoktur, çekimi de yapılmaz. en-Nehhâs der ki: Bunda yedi ayrı kıraat söz konusudur. Bu kıraatlerin en üstünü, sened İtibariyle en sahih olanları el-A'meş'in, Ebû Vâil'den yaptığı rivâyettir. Ebû Vâil dedi ki: Ben Abdullah b. Mes'ûd'u; Sana söylüyorum, çabuk yanıma gel!" diye okuduğunu dinledim. Ben ona: Bazıları bunu: diye okumaktadırlar, dediysem de o: Ben ancak bana öğretildiği gibi okurum, diye cevap verdi. Ebû Ca'fer (en-Nehhâs) der ki: Kimisi bunu Abdullah b. Mes'ûd'dan, o Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)den diye de rivâyet ederler ki bu da pek uzak bir ihtimal değildir. Çünkü Abdullah b. Mes'ûd'un: Ben ancak bana öğretildiği gibi okurum, demesi bu okuyuşun Hazret-i Peygamber'e merfu bir rivâyet olduğunun delilidir. Bu kıraat "te" ve "he" harflerinin üstün olarak okunması şeklindedir. İbn Abbâs, Saîd b. Cübeyr, el-Hasen, Mücahid ve İkrime'den nakledilen sahih kıraat de budur. Ebû Amr b. el-A'lâ, Âsım, el-A'meş, Hamza ve el-Kisaî de böyle okumuşlardır. Abdullah b. Mes'ûd der ki: Kur'ân'a dair kati bir iddiada bulunmayınız. Çünkü o (telaffuzu itibariyle) sizden herhangi birisinin; "Haydi yaklaş, haydi gel" demenize benzer. (Yani bunu farklı telaffuzlarla kullanmanız gibidir). İbn Ebi İshak en-Nahrî ise; diye "lıe" harfi üstün, "te" harfi de esreli olarak okumuştur. Ebû Abdu'r-Rahmân es-Sülemî ile İbn Kesîr; şeklinde "he" harfi üstün, "te" harfini de ötreli olarak okumuşlardır. Tarafe de der ki: "Benim kavmim o kadar uzak kimseler değildir, Aşiretten bir çağırıcı: Haydi çabuk olun, dediğinde..." İşte bu üç kıraatte de "he" harfi meftûhtur. Ebû Ca'fer, Şeybe ve Nafî' ise; şeklinde "he" harfini esreli "te"yi de üstün okumuşlardır. Yahyâ b. Vessab da; şeklinde "he" harfini esreli, "ya" sakin, "te" harfi de ötreli olarak okumuştur. Ali b. Ebî Tâlib (radıyallahü anh) ile İbn Abbâs, Mücahid ve İkrime'den ise; şeklinde "he" harfi esreli, ondan sonra sakin bir hemze ve "te” harfini de ötreli olarak okudukları rivâyet edilmiştir. İbn Âmir ve Şamlılardan ise; şeklinde "he" harfi esreli, sakin hemze ve "te" harfini de üstün olarak okumuşlardır. Ebû Ca'fer der ki: "Te" harfinin üstün okunması (te harfinin aslı itibariyle sakin olduğundan ötürü) iki sakinin yanyana gelmesinden dolayıdır. Çünkü bu kelime de i'rab edilmemesi gereken;" Vazgeç ve sus" kelimeleri gibidir. Üstün, hareke olarak hafiftir, zira bu kelimede "te"den önce "ya" harfi vardır. "Nerede ve nasıl" kelimelerinde olduğu gibi. Te" harfini esreli okuyanlar da, aslolan esre olduğundan dolayı böyle okurlar. Çünkü sakin bir harfe hareke verilecek olursa, esre ile harekelenir. Ötreli okuyanların böyle okuyuşu ise, bu okuyuşta gaye ve maksat anlamı olduğundan dolayıdır. Yani kadın; "Seni çağırıyorum" demişti. İzafet "ya"sı hazfedildikten sonra "te" harfi ötre üzere bina edilmiştir. Tıpkı; "Orada, ve henüz, sonra" gibi. Medinelilerin kıraati ile İlgili olarak da iki görüş vardır: Bir görüşe göre üstün okunması önceden geçtiği gibi, iki sakinin yanyana gelmesinden dolayıdır. Bir diğer görüşe göre ise bu kelime; "Hazırlandı, hazırlanır" fiilinden gelmedir. "Geldi, gelir" fiili gibi, buna göre; in anlamı: Senin görünüşün gerçekten güzeldir, şeklinde olur. Sana" lâfzı ise, başka bir cümle olup bu da; "Seni kastediyorum" demeye benzer. Hemze ve "te" harfini ötre ile okuyanların kıraatine göre bu "senin için hazırlandım" anlamında bir fiildir. Aynı şekilde; şeklinde okuyanların kıraati de bu anlamdadır. Ancak Ebû Amr bu kıraati kabul etmez. Ebû Ubeyde -Ma'mer b. el-Mü-Sennâ der ki: Ebû Amr'a "he" harfini esreli, "te" harfini de ötreli ve hemzeli olarak okuyanların kıraati hakkında sorulunca, Ebû Amr şu cevabı verdi: Böyle bir kıraat bâtıldır. Çünkü o bunu; ": Hazırlandım" anlamındaki fiilden getirmektedir. Git, Yemen'e ulaşıncaya kadar boydan boya Arapları dolaş, bu şekilde konuşan bir kimse görebilecek misin? Yine el-Kisaî der ki: söyleyişi Araplardan nakledilmiş değildir. İkrime der ki: "Senin İçin hazırlandım, süslendim, allanıp pullandım" demektir. Bu pek beğenilir bir kıraat değildir, çünkü Arapçada böyle bir kullanım işitilmiş değildir, en-Nehhâs der ki: Böyle bir kıraat Basralılara göre güzeldir, çünkü; "Adam hazırlandı, hazırlanır, hazırlanış" diye kullanılır. Buna göre; "Hazırlandı, hazırlanır" fiili tıpkı; "Geldi, gelir" fiili gibi. "Hazırlandım" fiili de; " Geldim" fiili gibidir. (............) da "he" harfinin esreli okunuşu, "he"nin esreli okunuşunu üstün okunuşuna tercih eden bir kesimin şivesidir. ez-Zeccâc der ki: Bütün kıraatlerin en güzeli "he" ve "te" harflerini üstün olarak; şeklindeki okuyuştur. Tarafe: "Benim kavmim o kadar uzak kimseler değildir, Aşiretten bir çağırıcı: Haydi çabuk olun, dediğinde." diyerek, "he" ve "te" harflerini üstün olarak kullanmıştır. Şair de Ali b. Ebî Tâlib (radıyallahü anh) hakkında şöyle demiştir: "Irak(lıların) kardeşi, mü’minlerin emirine şunu bildir ki: Yanımıza gelecek olursan, Hiç şüphesiz Irak da, Iraklılar da sana teslim olmuşlardır. Haydi durma gel, haydi durma gel." İbn Abbâs ve el-Hasen der ki: Süryanice bir kelime olup kadın bununla yanına gelmesi için kendisini çağırmaktadır. es-Süddî de der ki: Bu Kıptîce: Haydi gelsene! demektir. Ebû Ubeyd de der ki: el-Kisaî şöyle derdi: Bu aslında Havranlıların kullandığı bir tabirdir. Daha sonra Hicazlılara geçmiştir ki, gel anlamındadır. Yine Ebû Ubeyd der ki: Ben Havranlı bilgin bir yaşlı zata sordum, o bana bunun kendi şivelerinde kullanılan bir kelime olduğunu söyledi. İkrime de böyle demiştir. Mücahid ve başkaları ise şöyle demektedirler Bu Arapça bir kelimedir ve kadın bununla onu kendisine gelmesi için çağırmaktadır. Bu kelime herhangi bir şeye yönelmek ve teşvik etmek için kullanılır. el-Cevherî de der ki: Bir kimseye bağırıp onu çağırdığı vakit; "Ona seslendi, çağırdı" denilir. Şair der ki: "Bineğini bana ücretle kiralayanın susması beni şüpheye düşürdü, Eğer onunla kastedilen kendisi olsaydı, şüphesiz feryat eder, bağırıp çağırırdı." Bir başka şair de şöyle demektedir: "Herbir genç delikanlı ona (o deveye) feryad ederek şarkı söyler" Yüce Allah'ın: "O ise Allah'a sığınırım... dedi." Yani senin beni çağırdığın işten Allah'a sığınır, O'nun beni himaye etmesini isterim. "Sığınmak" mastardır ve; Allah'a bir sığınışla sığınırım" anlamında olup mef'ûl hazfedilir ve hazfedilen fiil dolayısıyla mastar da nasbedilir. Daha sonra mastar -tıpkı mastarın mef'ûle izafe edilmesi gibi- Allah'ın adına izafe yapılır. Nitekim; "Amr'ın uğraytşı gibi ben de Zeyd'e uğradım" demeye benzer. "Doğrusu o benim efendimdir." Bununla kadının kocasını kastetmektedir. Yani o, benim efendimdir, bana İyilikte bulundu, ben ona ihanet edemem. Bu açıklamayı Mücahid, İbn İshak ve es-Süddî yapmıştır. ez-Zeccâc da şöyle demektedir: Şüphesiz Allah benim Rabbimdir. Lütfü ile O bana merhamet etti, o bakımdan ben O'nun haram kıldığı bir şeyi işleyemem. "Gerçekten zâlimler kurtuluşa eremezler." |
﴾ 23 ﴿