27

"Yok eğer gömleği arkadan yırtıldıysa kadın yalan söylemiştir. Bu ise doğru söyleyenlerdendir."

Yüce Allah'ın:

"Benden murad almak isteyen odur, dedi. Kadının yakınlarından bir şahit de şöyle şahitlik etti..." âyetine dair açıklamalarımızı üç başlık halinde sunacağız:

1- Aziz'in Karısının Duygularının Mahiyeti:

İlim adamları der ki: Kadın kendisini temize çıkarmak isteyince ve Yûsufa duyduğu sevgide samimi olmadığı için -çünkü seven kişi sevdiğini tercih eder-

"Benden murad almak isteyen odur" diyerek, onun kendisine iftirası ve yalanı karşılığında Yûsuf hakkı söyledi. Nevf eş-Şamî ve başkaları der ki: Sanki Yûsuf önce işin İç yüzünü açıklamak istemedi, fakat kadın ona karşı haksızlık edince kızdı ve gerçeği söyledi.

2- Kadının Yakınlarından Şahitlik Eden Kişi:

"Kadının yakınlarından bir şahit de şöyle şahitlik etti..." âyetindeki şahitliğin sebebi; iki tarafın söyledikleri birbiriyle çelişince, hükümdarın kimin doğru, kimin yalan söylediğini bilmek için şahide ihtiyaç duymasıydı. O bakımdan kadının yakınlarından birisi şahitlik etti. Yani onun yakınlarından bir hakim hüküm verdi. Çünkü söyledikleri bir hükümdü, bir şahitlik değildi. Bu şahidin kimliği hususunda dört farklı görüş ileri sürülmüştür.

1- Bu, beşikte konuşan bir çocuktur. es-Süheylî der ki: Doğru olan budur. Çünkü bu hususta Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)den varid olmuş bir hadis vardır ki o hadiste Hazret-i Peygamber: "Beşikte yalnızca üç kişi konuşmuştur" diyerek aralarında Hazret-i Yûsuf’un lehine şahitlik eden kimseyi de saymaktadır. Müsned, I, 309-31 Odaki rivâyette "beşikte konuşmuş dört kişi'den biri olarak "Yûsuf’un şahidi" de sayılmaktadır. -Biraz sonra merhum müfessirîmiz de bunların sayılarının dört olduğunu belirten rivâyete işaret edecektir.- Ancak; Buhâri, Enbiyâ 48; Müslim, Birr 7, 8; Müsned, 11, 307-308, VI, 17-18de ise 'üç kisi'den söz edilmekte; -Yûsuf’un şahidi söz konusu edilmemektedir:

el-Kuşeyrî Ebû Nasr der ki: Şahitlik eden bu kişi hakkında evde bulunup, beşikte küçük bir çocuk idi ve kadının teyzesinin oğluydu. Saîd b. Cübeyr, İbn Abbâs'tan, o Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)den şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir: "Küçük yaşta dört kişi konuştu." Bunlar arasında da Yûsuf (aleyhisselâm)ın lehine şahitlik eden kişiyi zikretmektedir. Bu bir görüş.

2- Şahit gömleğin yırtılmasıdır. Bunu da İbn Ebî Necîh, Mücahid'den rivâyet etmektedir. Bu da dil açısından sahih bir mecazdır. Çünkü hal dili, kal (söz söyleyen) dilden daha beliğdir. Araplar kimi zaman söz söylemeyi cansız varlıklara da izafe eder ve onlar hakkında taşıdıkları nitelikleri söz konusu ederek haber verirler, Arapların dilinde ve konuşmalarında bunun örnekleri pek çoktur. Bunun en tatlı örneklerinden birisi de birisinin şu sözüdür: Duvar, kazığa: Beni niçin yarıyorsun? diye sormuş. Kazık, duvara: Beni çakana sor, demiş. Ancak yüce Allah'ın:

"Kadının yakınlarından" âyeti tanıklık edenin gömlek olduğu görüşünü çürütmektedir.

3- Tanıklık eden bu kişi insan da cin de olmayan Allah'ın bir yaratığıdır. Bunu da Mücahid söylemiştir. Ancak bu iddiayı da yüce Allah'ın:

"Kadının yakınlarından" kaydı reddetmektedir.

4- Tanıklık eden bu kişi, hikmet sahibi ve akıllı bir adamdır. Vezir işlerinde o kişiyle danışırdı ve bu kadının akrabalarından birisi idi. O esnada da kadının kocası ile birlikte bulunuyordu ve şöyle demişti: Ben kapının arkasında dönüp koşmayı, gürültüyü ve gömleğin yırtılması sesini duydum. Ancak sizden hanginizin ötekinin önünde olduğunu bilemiyorduk. Eğer gömleğin yırtılması ön taraftan ise ey kadın, sen doğru söylüyorsun ve eğer gömlek arka tarafından yırtılmış ise doğru söyleyen odur. Gömleğe baktıklarında, gömleğin arkadan yırtılmış olduğunu gördüler. Bu da el-Hasen, İkrime, Katâde, ed-Dahhâk ve yine Mücahid ile es-Süddînin görüşüdür.

es-Süddî der ki: Bu şahit, kadının amcasının oğlu idi. Bu görüş İbn Abbâs'tan da rivâyet edilmiştir, bu husustaki sahih görüş budur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

-İsrail'in, Simâk'tan, onun da İkrime'den naklettiğine göre- İbn Abbâs'ın şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Şahitlik eden bu kişi sakallı birisiydi. Süfyan da, Cabir'den, o İbn Ebi Müleyke’den, o İbn Abbâs'tan şöyle dediğini nakletmektedir: Şahitlik eden bu kişi hükümdarın yakın ve özel adamlarından birisiydi. İkrime de der ki: Şahitlik eden bu kişi çocuk değildi. O hikmet sahibi bir adamdı.

Süfyan, Mansur'dan, o Mücahid'den şahidlik eden bu kişi bir adamdı, dediğini rivâyet etmektedir.

Ebû Ca'fer en-Nehhâs der ki: Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır ya, anlamı en uygun olan açıklama, şahitlik eden bu kişinin aklı eren ve hikmet sahibi bir adam olduğudur. Hükümdar ona danışınca o da ona bu delâlet yoluna başvurmasını söylemişti. Şayet şahitlik eden bu kişi bir çocuk olsaydı, onun Hazret-i Yûsuf’un lehine şehadeti ayrıca alışılmış hallerden bir delil getirmesine ihtiyaç bırakmayacaktı, çünkü çocuğun söz söylemesi başlı başına bir belge ve bir mucizedir ve bu adeten bilinen bir hususu delil göstermekten daha açık bir delil olurdu. Bununla birlikte bunun böyle olması hadisteki: "Dört kişi küçükken konuşmuşlardır" Bir önceki nota bakınız. ifadesine ve bunlar arasında Yûsuf ile ilgisi olan küçüğün sayılmasına muhalif değildir. Çünkü o takdirde anlam, bu kişi yaşlı başlı birisi değil, yaşı küçük birisi olur. Bunda da bir başka delil vardır ki oda şudur: İbn Abbâs (radıyallahü anh) bu hadisi Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)den rivâyet etmiştir. Ancak ondan gelen rivâyetler, Hazret-i Yûsuf'un lehine şahitlik eden kişinin küçük bir çocuk olmadığı noktasında birbirini desteklemektedir.

Derim ki: İbn Abbâs, Ebû Hüreyre, İbn Cübeyr, Hilal b. Yesaf ve ed-Dahhâk'tan rivâyet edildiğine göre şahitlik eden bu kişi, beşikte küçük bir çocuk idi. Şu kadar var ki eğer bu konuşan küçük bir çocuk olsaydı, bizatihi onun konuşması delil teşkil ederdi ve bunun için ayrıca gömleğin yırtılması şeklinin delil gösterilmesine gerek duyulmazdı. Küçüğün bu konuşması da harikulade bir olay ve bir çeşit mucize olurdu. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Beşikte iken konuşan çocukların kimliklerine dair açıklamalar yüce Allah'ın izniyle Burûc Sûresi'nde (85/4-7. âyetlerin tefsirinde) gelecektir.

3- Alâmetlere Dayanarak Hüküm Vermek:

Eğer bizler şahitlikte bulunan kimsenin küçük bir çocuk olduğunu kabul edecek olursak, -daha önce zikrettiğimiz gibi- bunda emarelere göre amel edişe delil olacak bir taraf olmaz. Şayet şahitlikte bulunan bu kişi eğer bir adam ise, o takdirde lukata ve pek çok konuda alâmete dayanarak hüküm verilebileceğine dair delil olabilir. Hatta Malik hırsızlar ile ilgili bir meselede şöyle demektedir: Eğer hırsızlarla beraber bir takım eşyalar bulunacak olur da bazı kimseler gelip o eşyaların kendilerinin olduğunu iddia edecek olursa, bununla birlikte ellerinde delilleri de bulunmuyor ise, sultan bu hususta hüküm vermek İçin bekler. Şayet (aynı iddiada bulunarak) onlardan başkaları gelmezse o eşyaları onlara teslim eder.

İmâm Muhammed de karı ve kocanın herbirisi ev eşyalarının kendilerinin olduğu iddiasında bulunurlarsa şöyle der: Erkeklere ait ve onlar tarafından kullanılan eşyalar kocanındır, kadınlara has olan eşyalar kadınındır. Kadın ve erkek tarafından da kullanılabilen eşyalar ise erkeğe aittir.

Şureyh ile İyas b. Muaviye bu gibi anlaşmazlık konularında alâmetlere dayanarak uygulamalarda bulunurlardı. Bunun da asıl dayanağı bu âyet-i kerîmedir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

"Eğer gömleği önden yırtıldıysa" âyetindeki; " İdi" şart edatı dolayısıyla cezm mahallindedir. Ancak nahiv açısından açıklanması gereken bir husus vardır. Çünkü şart edatları mazi olan fiili müstakbele (müzariye) çevirir. Oysa bu fiilde bu söz konusu olmaz. el-Muberred Muhammed b. Yezid der ki: Bu; "İdi" fiilinin gücünden gelmektedir ve bu fiil ile bütün fiillerin gerektiğinde ifade edilebilmesinden dolayıdır.

ez-Zeccâc ise şöyle der: Âyetin anlamı şeklinde olup eğer ... bilinirse, demektir ve burada bilgi henüz gerçekleşmemiş idi. "İmek (oluş)" da böyledir. Çünkü bu da bilme anlamını verir.

"Önden yırtıldı" ile mazi fiil şeklinde ın haberi verilmektedir. Şair Züheyr'in şu beyitinde olduğu gibi:

"O içinde gizlediği bir sırrı kalbinde saklayıp, durdu.

Onu ne açıkladı, ne de öne geçti."

Yahya b. Ya'merve İbn Ebi İshak; "Önden" kelimesini "kat"," "be" ve "lâm" harflerini ötrelî olarak okumuştur. “Arka" kelimesini de aynı şekilde okumuştur. ez-Zeccâc der ki: Bu okuyuşuyla bu İki kelimeyi "önce ve sonra" anlamındaki kelimeler gibi iki gaye (nihâilik bildiren kelime) olarak değerlendirmektedir. Sanki; "Onun önünden ve onun arkasından" denilmiş gibidir. Asıl maksadı teşkil eden muzafu'n-ileyh hazfedilince, muzaf bizatihi gaye yerine geçmiştir. Oysa bundan önce muzafın gayesi, muzafu'n-ileyh idi. Bununla birlikte "lâm" ve "ra" harfleri -munsarıf olmayana benzetilerek-; şeklinde üstün olarak da okunabilir. Çünkü bu kelime marife olup asıl babından uzaklaştırılmıştır. Mahbûb, Ebû Amr'dan ve; şeklinde hafifletilmiş (be harfleri sakin olarak) ve mecrur okunduğunu rivâyet etmiştir.

27 ﴿