30Şehirde bir kısım kadınlar dediler ki: "Azizin karısı, delikanlısından murad almak istiyormuş. Sevgisi yüreğinin zarını delip girmiş. Biz onu gerçekten apaçık bir şaşkınlık içinde görüyoruz." “Şehirde bir kısım kadınlar dediler ki..." âyetindeki; "Kadınlar kelimesi "nûn" harfi ötreli olarak; şeklinde de kullanılır. el-A'meş, sr.-Mufaddal, es-Sülemî böyle okumuşlardır. Bunun çokluk çoğulu ise; setlinde gelir. "Kadınlar dediler..." anlamını ifade etmek üzere; da denilir. -Âyet-i kerîme'de olduğu gibi-; da denilir. 'Tıpkı Bedevi Araplar dedi ki: ..." demek için; ile denilebileceği gibi. Kadınların böyle söylemesine sebep olayın Mısır halkı arasında yayılması ve bunun sonucunda kadınların da bunu dillerine dolamaları idi. Demliğine göre Azlz'in sakisinin, fırıncısının, seyisinin ve hapishane müdürünün hanımlan, bir diğer görüşe göre ise onun teşrifatçısının hanımı böyle demişlerdir ki; bu görüşler İbn Abbâs ve başkalarından nakledilmiştir. “Azizin karısı delikanlısından murad almak İstiyormuş." Delikanlı anlamı verilen "fetâ" kelimesi Arapça'da genç erkek demektir, Dişisine de "fetat" denilir. "Sevgisi yüreğinin zarını delip girmiş" âyeti, sevgisi ona galib gelmiş, diye açıklandığı gibi, ona duyduğu sevgi kalbinin içine kadar işemiş, diye de açıklanmıştır. Bu açıklama da Mücahid ve başkalarından nakledilmiştir. Amr b. Dinar, İkrime'den, İbn Abbâs'tan rivâyetine göre İbn Abbâs: Onun sevgisi kalbinin zarının ta altına kadar geçmiş, diye açıklamıştır. el-Halen ise der ki: Şağaf (mealde: Kalbin zarı) kalbin içi demektir. es-Süddî ve Ebû Ubeyd ise kalbin üzerindeki örtü diye açıklamışlardır ki; bu da kalbin üzerindeki ince deri zaridır. Kalbin ortası demek olduğu da söylenmiştir. Bütün bu görüşlerin anlamı birbirine yakındır, yani onun sevgisi kalbinin İçine kadar ulaşmış ve kalbine hakim olmuş, demektir. en-Nâbiğa der ki: "Bunun (ağlamamın) önüne öyle bir keder girip engel olmuş ki; (Doktorların) parmakları ile arayıp bulmak istediği kalbin ortası (şağaf) gibi içeri girmiştir." "eş-Şuğâfın bir hastalık olduğu da söylenmiştir. el-Esmaî de şairin recez vezninde söylediği şu mısraı nakletmektedir: "O kendisi için bir hastalık (sebebi) olmakla birlikte; yine de arkasından gitmektedir." Ebû Ca'fer b. Muhammed, İbn Muhaysın ve el-Hasen ise "yüreğinin zarını delip girmiş" anlamındaki kelimeyi; şeklinde "ğayn" yerine "ayn" harfiyle okumuşlardır. İbnu'l-Arabî der ki: Sevgisi kalbini yakmış, demektir. Ayrıca yaygın okuma, birinci şekildir, der. el-Cevherî der ki: Sevgi kalbini yaktı" demektir. Ebû Zeyd, onu hasta etti, diye açıklamıştır. Bir şeyi sevdiğini anlatmak için de; denilir. Sevgiden dolayı kalbi yanık kimseye de; denilir. el-Hasen; diye okumuştur. Yani sevgi ta kalbinin içine işlemiş, anlamındadır. en-Nehhâs der ki: Dilcilerin çoğunluğuna göre bu, sevginin ona yaptırmayacağı bir şey kalmamış, demektir. Çünkü; "Dağların en yüksek yerleri ve tepeleri" demektir. Bir kimsenin bir şeye aşın düşkünlüğünü anlatmak için de; denilir. Şu kadar var ki Ebû Ubeyde, İmruu'l-Kays'ın şu beytini nakleder; "Uyuz olmuş deveyi katranlayan kimsenin katranı uyuz devenin içine işlediği gibi, Ben o kadının kalbini hasta etmişken beni öldürür mü?" (Ebû Ubeyde) der ki: Burada sevginin verdiği huzursuzluk ve hastalığı buna (yani devenin katranlanmasına) benzetmektedir. eş-Şa'bi’den de şöyle dediği nakledilmektedir: "Ğayn" ile "şeğaf" sevgi demektir. "Ayn" ile "şe'af" delilik anlamındadır. en-Nehhâs der ki: Bu kelime şeklinde "ğayn" harfi esreli olarak da nakledilmiştir. Esasen Arapça'da; şeklinde "ğayn" harfi üstün şeklinde başka bir kullanım bilinmemektedir. Aynı şekilde da böyledir. Bu da; onu sevgiden hasta olmuş halde bıraktı, o hale getirdi, anlamındadır. Said b. Ebî Arûbe ise el-Hasen'den şöyle dediğini nakletmektedir: Şeğaf kalbin örtüşüdür, şe'af ise kalbin iç tarafındaki kara bir noktacıktır. Sevgi oraya varmış olsaydı, kadın hiç şüphesiz ölürdü. Yine el-Hasen der ki: Şeğafın görünmeyen ve kalbe bitişik olan ince deri (zar) olduğu söylenmiştir ve bu, beyaz bir deridir. İşte Yûsuf'un sevgisi kadının kalbine bu zarın kalbe yapışık olması gibi yapışmıştı. "Biz onu gerçekten apaçık bir şaşkınlık içinde görüyoruz." Bu davranışıyla onun böyle olduğu görüşündeyiz. Katâde der ki: Aslında "kocasının delikanlısı" olmakla birlikte "karısının delikanlısı" denilmesi Hazret-i Yûsuf’un onların yanında köle hükmünde olduğundan ve kadının ona verdiği emirleri uygulamakla yükümlü bulunduğundan dolayıdır. Mukâtil 'in, Ebû Osman en-Nehdî'den, onun Selman el-Farisî'den naklettiğine göre o şöyle demiş: Aziz'in karısı kocasından Yûsuf'u kendisine bağışlamasını istemişti, o da ona bağışlamıştı ve: Peki onu ne yapacaksın? diye sormuş. Karısı da: Onu evlat edineceğim demişti. Bu sefer kocası: Haydi o senin olsun demişti. Kadın içinde bulunan duygular ile birlikte onu yetişinceye kadar büyüttü. Onun önünde açılıp saçılır, süslenir, onu yumuşak edalarla davet ederdi de Allah onu korudu. |
﴾ 30 ﴿