66Dedi ki: "Etrafınız kuşatılmadıkça onu bana kesin olarak getireceğinize dair Allah'tan sağlam bir taahhüd vermediğiniz sürece, onu sizinle beraber asla göndermem." Artık ona kesin teminatlarını verince, o da: "Allah söylediklerimize vekildir” dedi. Bu âyete dair açıklamalarımızı iki başlık halinde sunacağız: 1- Taahhüdde Bulunmak Ve Söz Vermek: Yüce Allah'ın: "Onu bana kesin olarak getireceğinize dair Allah'tan sağlam bir taahhüd" yani kendisine güvenilecek bir söz "vermediğiniz sürece onu sizinle beraber asla göndermem" âyeti hakkında es-Süddî der ki: Mutlaka kardeşlerini kendisine geri getireceklerine ve onu hiçbir şekilde teslim etmeyeceklerine dair Allah adına yemin ettiler. "Onu bana kesin olarak getireceğinize..." âyetindeki "lâm" yemin lamıdır. "Etrafınız kuşatılmadıkça" âyeti ile ilgili olarak Mücahid şöyle demektedir: Helâk olmadığınız yahut ölmediğiniz sürece... demektir. Katâde ise der ki: Bu hususta yapabilecek bir şeyiniz kalmadıkça... demektir. ez-Zeccâc da der ki: Bu ibare (müstesna olarak) nasb mahallindedir. "Artık ona kesin teminatlarını verince, o da: Allah söylediklerimize vekildir, dedi." Yani bu yeminimizi gözetleyici ve koruyucudur. Bir diğer açıklamaya göre ahdi koruyandır, tedbir ve adalet ile” işleri çekip çevirendir, demektir. Bu âyet-i kerîme aynî olarak kefil olmanın ve, kişinin bizzat kendisini teminat olarak vermek suretiyle kefaletin câiz olduğu hususunda aslî bir dayanaktır. Ancak bu hususta ilim adamlarının farklı görüşleri vardır. Malik bütün arkadaşları ve ilim adamlarının çoğunluğu der ki; Böyle bir kefalet eğer kefil olunan miktar bir mal ise caizdir, Şâfiî ise malî konularda kişinin şeref ve haysiyeti dolayısıyla kefil olduğunu ileri sürmesini, zayıf bir şekil olarak kabul etmiştir. Onun Malik'in görüşü gibi bir başka görüşü daha vardır. Osman el-Bettî ise der ki: Kısas ya da yaralama halinde bir kimseyi getireceğine dair kefil olmakla birlikte, o kişiyi getiremez ise diyeti ve yaralamanın diyetini kendisi ödemekle yükümlü olur. O da bu ödediği diyeti cinayeti işleyen suçlunun malından almak hakkını elde eder. Zira kefile kısas uygulanması söz konusu değildir. İşte böylelikle kişinin kendi şeref ve haysiyetini ortaya koyarak, kefil olmasıyla ilgi üç ayrı görüş ortaya çıkmaktadır. Doğru olan ise Malik'in bu konudaki ayrım gözeten mütalaasıdır. Bu ve kefaletin malî konularda olmakla birlikte, had veya tazir hususlarında söz konusu olamayacağı şeklindedir. -Nitekim ileride açıklaması gelecektir. |
﴾ 66 ﴿