67

Dedi ki "Ey oğullarım! Hepiniz bir kapıdan girmeyin. Ayrı ayrı kapılardan girin. Bununla beraber Allah'tan size gelecek hiçbir şeyi sizden geri çeviremem. Hüküm ancak Allah'ındır. Ben yalnız O'na güvenip dayandım. Tevekkül edenler de yalnız O'na güvenip dayanmalıdır."

Bu âyete dair açıklamalarımızı yedi başlık halinde sunacağız:

1- Hazret-i Ya'kub Oğullarının Ayrı Kapılardan Mısır'a Girmeleri:

Hazret-i Ya'kub'un oğulları, Mısır'a gitmeyi kararlaştırıp o da nazar değeceğinden korktuğundan, onlara Mısır'a tek bir kapıdan girmemelerini emretti. Mısır'ın o sırada dört kapısı vardı. Onbir kişinin tek bir adamın çocukları olduklarından dolayı onlara nazar değeceğinden korktu. Oğulları ise yakışıklı, mükemmel ve güçlü, kuvvetli kişilerdi. Bu açıklamaları İbn Abbâs, ed-Dahhâk, Katâde ve başkaları yapmıştır.

2- Nazar Değmeye Karşı Korunma:

Âyetin anlamı bu ise; o takdirde âyet-i kerîmede nazara karşı korunmaya delil var demektir. Nazar ise haktır. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) da şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz göz kişiyi kabre, deveyi de tencereye sokar."

Hazret-i Peygamber de Allah'a sığınmaya dair dualarından birisinde şöyle buyurmaktadır: "Herbir şeytandan, öldürücü, zehirli herbir haşereden ve insanı çıldırtan herbir gözden Allah'ın tam kelimeleriyle (Allah'a) sığınırım." Buhârî, Enbiya 10; Ebû Dâvud, Sünne 20; Tirmizî, Tıb 18; İbn Mâce, Tıb 36; Müsned, I, 236, 270. Bu hadiste de buna delil olacak bir taraf vardır.

Malik, Muhammed b. Ebi Umame b. Sehl b. Huneyf'den naklettiğine göre Muhammed babasını şöyle derken dinlemiştir: Babam Sehl b. Huneyf (Medine'deki) el-Harrâr suyu ile yıkandı. Üzerindeki bir cübbeyi çıkartmıştı. Âmir b. Rabta da ona bakıyordu. Sehl beyaz tenli ve teni güzel birisi idi. Âmir b. Rabia ona dedi ki: Ben bugün gibisini görmedim, bakire bir kızın teni dahi böyle değil. Sehl'i olduğu yerde şiddetli bir karın ağrısı tuttu. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)a gidilerek Sehl'in karnının ağrıdığı ve kıvrandığı haber verildi. O seninle beraber gelemeyecek ey Allah'ın Rasûlü; denildi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onun yanına vardı. Sehl, Âmir'in söylediklerini ona haber verince, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Sizden bir kimse ne diye kardeşini öldürmeye kalkışıyor? Niçin bârekallah demedin? Şüphesiz nazar haktır. Haydi bunun için kalk abdest al." Âmir kalktı, abdest aldı. Sehl de Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte hiçbir rahatsızlığı olmadan yola koyuldu. Bir diğer rivâyette ise Hazret-i Peygamberin ona: "yıkan" buyurduğu kaydedilmektedir. Bunun üzerine Âmir onun İçin yüzünü, ellerini, kollarını, dizlerini, ayaklarının etrafını ve peştemalının altını büyükçe bir leğene yıkadı, sonra da bu su Sehl'in üzerine döküldü. Sonra Sehl, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte hiçbir rahatsızlığı olmaksızın yola koyuldu. Buhâri, Tıb 36; Müslim, Seldin 41; İbn Mâce, Tıfa 32; Muvatia, Ayn 1, 2; Müsned, III, 486-487.

Günün birinde Sa'd b. Ebi Vakkas bineğine bindi. Bir kadın ona bakarak şöyle dedi: Sizin bu emiriniz, kendisi de biliyor ki, böğürleri birbirine yakındır. Evine dönmekle birlikte yere düştü. Kadının söyledikleri kendisine ulaşınca ona haber gönderdi ve kadın onun için bir kabta yıkandı. İbnu’l-Esîr, en-Nikâye, V, 265'te: "Bir kadın Sa'd'ı -Küfe emiri iken- (belden) yukarısını soyunmuş olarak görünce; sizin şu eınirinizin böğürleri birbirine yakındır, dedi" anlamında.

İşte bu iki hadiste de nazar değmenin hak olduğu ve Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)in dediği gibi kişiyi öldürebileceği de ifade edilmektedir. Ümmetin ilim adamlarının kabul ettiği görüş de budur, ehl-i sünnet'in mezhebi de budur. Bazı bid'at ehli kesimler nazar değmeyi kabul etmemekle birlikte, sünnet ve bu ümmetin ilim adamlarının icmaı onlara karşı bir delildir. Ayrıca vakıada görülenler de onlara karşı bir delil teşkil etmektedir. Nazar değmesi ile kabre giden pek çok kimse vardır ve yine oldukça güçlü pek çok deve de nazar sonucunda tencereye girmiştir. Ancak bu, yüce Allah'ın buyurduğu gibi, Allah'ın meşîeti ile olur.

"Allah'ın izni olmadıkça, onunla hiçbir kimseye zarar verebilecek değillerdi." (el-Bakara, 2/102)

el-Esmaî der ki: Nazarı değen bir adam gördüm. Süt veren bir inekten kendisine söz edildi. Bir defada verdiği süt miktarı onu hayrete düşürünce: Bu dediğiniz inek hangisidir diye sordu. Başka bir ineği göstererek, filan inektir dediler. Hem gösterdikleri inek, hem de gözünden saklamak istedikleri inek birlikte ölüverdiler. el-Esmaî der ki: Yine ben bu adamı şöyle derken dinledim: Ben hoşuma giden bir şey gördüm mü, gözümden bir hararetin çıktığını da hissederim.

3- Müslüman Beğendiği Bir Şey Görürse:

Herbir müslümanın beğendiği bir şey gördü mü "bârekallah" diye tebrikte bulunması vacibtir. Çünkü bu şekilde bereketlenmesi için dua edecek olursa, mutlaka o sakınılan husus da bertaraf edilmiş olur. Nitekim Hazret-i Peygamber de Âmir'e: "Ne diye bârekallah demedin?" diye buyurmuştur. İşte bu da nazarı değen kişi, bârekallah dediği takdirde, nazarının zarar vermeyeceği ve o şeyi etkilemeyeceğinin delilidir. Ancak bârekallah denilmeyecek olursa, işte o vakit nazar zarar verebilir. Tebrik ise kişinin; "Tebarakallahu ahsenu’l-halikîn Allahumme bârik fîhi: Yaratıcıların en güzeli olan Allah'ın şanı ne mübarektir, Allah'ım sen bunu bereketli kıl!" demesiyle olur.

4- Nazarı Değen Kişiden Ne Yapması İstenir?

Bir kimsenin nazarı başkasına değecek olur, o da: Bârekallah demeyecek olursa, bu kimseye yıkanması emredilir. Kabul etmezse, bu işi yapmaya mecbur tutulur. Çünkü özellikle bu konudaki emir vücub içindir. Zira nazar değen kimsenin ölümünden korkulur. Hiçbir kimsenin ise kardeşine faydalı olan şeyi yapmaktan uzak durmak hakkı olmadığı gibi, kendisinin de ona zarar verme hakkı yoktur. Bilhassa eğer, o kimse sebebiyle söz konusu olmuşsa ve bu cinayeti ona karşı işleyen kendisi ise bu böyledir.

5- Nazarı Değmekle Meşhur Olan Kimselere Karşı Alınacak Tedbirler:

Nazar değmesiyle tanınan kimselerin, zararlarının önlenmesi için diğer insanların yanına girmelerine engel olunur. Kimi ilim adamı şöyle demektedir: İmâm (İslâm devletinin halifesi) ona evinde kalma emrini verir. Eğer bu kişi fakir bir kimse ise hayatını sürdürecek kadar ona bir şeyler verir ve böylelikle insanlara verebileceği zararın önü alınır.

Böyle bir kimsenin sürgüne gönderileceği de söylenmiştir. Ancak sözünü ettiğimiz İmâm Mâlik'in rivâyet ettiği hadis bu görüşleri reddetmektedir. Çünkü Hazret-i Peygamber Âmir'in ne hapsedilmesini emretti, ne de sürgüne gönderilmesini. Hatta bazen salih bir insanın bile nazarı değebilir ve böyle olması, onun tenkid edilmesine ve bundan dolayı fâsıklıkla nitelendirilmesine sebeb teşkil edemez. Böyle bir kimse hakkında; o hapsedilir ve evinde kalması emrolunur, diyen kimselerin görüşü ihtiyat içindir ve bir zararın önlenmesi kastına bağlıdır.

Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

6- Kader Ve Nazar:

Malik, Humeyd b. Kays el-Mekkî'den şöyle dediğini rivâyet eder: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ın huzuruna Cafer b. Ebi Talib'in iki çocuğu getirildi. Onları büyüten dadılarına: "Ne diye ben bunların zayıf olduklarını görüyorum?" diye sordu. Dadıları: Ey Allah'ın Rasûlü! Nazardan çok çabuk etkileniyorlar. Bizim bunlara nazara karşı okumamızı engelleyen tek husus, bu konuda senin neyi uygun göreceğini bilemeyişimizdir, dedi. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Bunlar için okuyunuz. Çünkü herhangi bir şey eğer kaderi geride bırakacak olsaydı, nazar onu geri bırakır, geçerdi." Muvatta’, Ayn 3; -daha kısa ve aynı anlamda olmak üzere: Tirmizî, Tıb 17; İbn Mâce, Tıb 33; Müsned, VI, 438.

Bu hadis munkatı' bir hadis olmakla birlikte Has'amlı Esma bint Umeys'in bunu Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)den değişik rivâyet yollarından sabit, muttasıl ve sahih rivâyetlerle naklettiği bilinmektedir. Yine bu hadisten anlaşıldığına göre kimi rukyelerle (okumalarla) belâ bertaraf edilebilir ve göz aynı şekilde insanı etkileyebilir, onu zayıf ve nahif düşürebilir. Ancak bu da yüce Allah'ın kaza ve kaderi ile olur.

Denildiğine göre nazar küçük çocukları, büyüklere göre daha çabuk etkiler. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

7- Nazara Karşı Tedbirler:

Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ebû Umâme yoluyla rivâyet edilen hadise göre nazarı değen kimseye, nazar ettiği kimse için yıkanmasını emretmişti. Burada ise nazara karşı okumayı emretmektedir. İlim adamlarımız der ki: Eğer kimin nazarının değdiği bilinmiyor ise nazara karşı rukye yapılır. (Şer'an meşru görülen dualar okunur.) Şayet kimin nazarının değdiği biliniyor ise, nazarı değen kimseye Ebû Umame hadisine uyularak abdest alması emrolunur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

"Bununla beraber” sizin için korkup, çekindiğim şeylerden "Allah'tan size gelecek hiçbir şeyi geri çeviremem.” Yani kadere karşı tedbirin bir faydası olmaz.

"Hüküm" yani emir ve hüküm verme yetkisi, kaza

"ancak Allah'ındır. Ben yalnız O'na güvenip dayandım." O'na tevekkül ettim, O'na bağlandım.

"Tevekkül edenler de yalnız O'na güvenip dayanmalıdır."

67 ﴿