70

Onların yüklerini hazırlatıldığında su kabını kardeşinin yükü arasına koy(dur)du. Sonra bir münadi: "Ey kafile! Siz gerçekten hırsızlık yaptınız!" diye bağırdı.

"Onların yüklerini hazırlandığında su kabını kardeşinin yükü arasına koy(dur)du." Bünyamin Hazret-i Yûsuf'u tanıyıp: Beni onlara geri teslim etme deyince, o da şöyle dedi: Ya'kub (aleyhisselâm)ın benden dolayı ne kadar kederlendiğini biliyorsun. Bu sefer onun gamı, kederi daha da artar. Ancak Bünyamin onlarla birlikte çıkıp gitmek istemeyince, Hazret-i Yûsuf şöyle dedi: Seni yanımda alıkoymam, senin İçin hoş olmayacak bir şeyi sana nisbet etmedikçe mümkün olmayacaktır. Bünyamin: Aldırmam deyince, su kabını gizlice Bünyamin'in yükünün arasına yerleştirdi.

Hazret-i Yûsuf bunu ya hiçbir kimsenin kendisine muttali olmayacağı bir şekilde bizzat koydu, yahut da çok yakınlarından birisine böyle bir işi yapmasını emretti.

Tecbjfe; bir işin serbest bırakılması ve bitirilmesi demektir. ise yaralının işini bitirdi, yani öldürdü tabiri de buradan gelmektedir.

Bu âyet-i kerîmede geçen

"sikâye; su kabı" ile (72. âyet-i kerîmede gelecek olan) aynı şeylerdir. Bu, orta tarafında kulpu bulunan ve iki yönlü bir kaptır. Hükümdar bunun bir tarafından içerdi. Yiyecekler (buğday) ise öbür tarafı ile ölçülürdü. Bu açıklamayı en-Nekkaş, İbn Abbâs'tan nakletmektedir. Esasen kendisi ile içilen herbir kaba; denilir. en-Nekkaş şu mısraı nakleder:

"Biz açıktan açığa büyük kaplarla şarab içeriz."

Bu su kabının neden yapıldığı hususunda görüş ayrılığı vardır. Şu'be, Ebû Bişr'den, o Saîd b. Cübeyr'den, o İbn Abbâs'tan şöyle dediğini rivâyet eder: Hükümdarın su kabı gümüşten olup mekkûk (denilen büyükçe su kabın)a benzer idi. Gümüşten olan bu kap, mücevherat kakmalı idi. Bu, başın üzerinde konurdu. Hazret-i Abbas'ın da cahiliye döneminde böyle bir kabı vardı. Narî b. el-Ezrak da ona Suvâ'ın ne olduğunu sorunca, o suvâ', kap demektir dedi. el-A'şâ'da bu hususta şöyle demektedir:

"Onun başında beyaz unu var ve içilecek kapları

Ve tencereleri, bir de aşçısı var ve büyükçe kaplar ile gümüşten masaları."

İkrime der ki: Yûsuf’un bu su kabı gümüşten idi. Ancak Abdurrahman b. Zeyd, altındı der. Onlara verdiği yiyeceklerini de onlara gösterdiği aşın iltifatı açığa vurmak kastıyla o kapla ölçmüştü. Yine denildiğine göre su kabıyla ölçülmesinin sebebi, yiyeceğin (buğday'ın) az bulunması idi.

"Sâ'B kelimesi hem müzekker, hem müennes gelir. Onu müennes olarak kabul eden kimse, çoğul olarak; yapar. "Evler" kelimesi gibi.

Onu müzekker kabul edenler ise; şeklinde çoğul yapar. "Elbiseler" kelimesi gibi.

Mücahid ve Ebû Salih derler ki: Sâ' denilen şey Himyerlilerin şivesinde "tırcihâle (fincan, bardak)" denilen şeydir.

Bu kelime değişik şekillerde okunmaktadır. Genel olarak kıraat; seklindedir. Gayn ile ise, Yahya b. Ya'mer'in kıraatidir. (Yahya bu kıraatini açıklayarak) der ki: Bu kap gümüşten işlenmiş bir kap idi. (Ondan dolayı kuyumcu işlemeciliği kökünden gelen kelimeyi kullanmıştır).

Ebû Recâ'; diye okumuştur. Ötreli bir "sad" sakin "vav" ve "ayn" ile; şeklindeki okuyuş ise Ubeyy'in kıraatidir. Said b. Cubeyr de şeklinde "sâd" ile "elir arasında "ya" harfi ile okumuştur. "Sad" ile "ayn" arasında "elif ile; şeklindeki kıraat ise Ebû Hüreyre'nin kıraatidir.

"Sonra bir münadî: Ey kafile! Siz gerçekten hırsızlık yaptınız diye bağırdı." Yani bir münadi bu şekilde seslendi ve durumu bildirdi.

"Bağırdı" vezni çokluk içindir. Münâdî âdeta

"ey kafile" ifadesini bir kaç defa yüksek sesle tekrarlamış gibidir.

"Kafile" ise üzerinde yiyecek yükletilmiş bulunan deve, eşek ve katır kafilesine denilir.

Mücahid der ki: Onların kafilelerinde eşekten başka hayvan yoktu. Ebû Ubeyde der ki: Bu kelime üzerlerinde yük de konulan ve binilen develere denilir.

Âyet; ey bu kafile sahipleri! anlamındadır. Yüce Allah'ın:

"O şehre sor" (Yûsuf, 12/82) âyetine ve "ey Allah'ın at(lı)ları bininiz" yani ey Allah'ın atlarının süvarileri bininiz demeye benzer ki, buna dair açıklamalar ileride gelecektir.

Burada iki itiraz söz konusudur:

1- Denilse ki: Bünyamin isteyerek nasıl Hazret-i Yûsuf’un yanında kalmaya razı oldu? Halbuki bu babasına bir itaatsizlikti. Çünkü babasının kederinin artacağını biliyordu ve Yûsuf bu konuda nasıl Bünyamin'e muvafakat etti? Diğer taraftan:

2- Suçsuz oldukları halde Hazret-i Yûsuf kardeşlerinin hırsız olduğunu nasıl söyledi. İkinci itiraz da budur.

Birinci itirazın cevabı: Keder zaten Hazret-i Ya'kub'u dört bir yandan kuşatmış bulunuyordu. Öyle ki Bünyamin'i yitirmesi bile artık büsbütün ona etki etmezdi. Nitekim o Bünyamin'i de yitirdiğini gördüğünde bile:

"Vah Yûsuf’a keder ve üzüntüm!" (Yûsuf, 12/84) demiş, Bünyamin'i ağzına almamıştı. Diğer taraftan Hazret-i Yûsuf’un, Bünyamin'in yanında kalmasına vahye bağlı olarak muvafakat göstermiş de olabilir. O takdirde hiçbir itiraz söz konusu olmaz.

Hazret-i Yûsuf’un kardeşlerinin hırsızlık ettiğini söylemesine gelince, buna verilecek cevap da şudur: O kardeşleri zaten Hazret-i Yûsuf’u babalarından çalıp kuyuya atmışlar, sonra da satmışlardı. İşte bu davranıştan dolayısıyla bu ismi almaya lâyıktılar. O bakımdan onlara hırsız demek doğru bir niteleme idi. Bir diğer cevab: O bu ifadeleriyle: Ey kafile sahipleri, sizin haliniz hırsızların haline benzedi, yani başkasına ait bir şey, hükümdarın rızası ve bilgisi olmaksızın sizin yanınızda bulunuyor demektir.

Bir diğer cevab da şöyledir: Bu kardeşiyle birlikte bir arada olmak için ve kardeşini onlardan ayırıp yanında bırakabilmek için başvurduğu bir çare idi. Bu da, Bünyamin'in hükümdarın su kabının kendi eşyaları arasına konulduğunu bilmemesi ve Hazret-i Yûsuf’un da bunu bizzat ona haber vermemesi esasına binaen böyle kabul edilebilir.

Şöyle de açıklanmıştır: İfade soru sormak anlamındadır. Yani siz hırsızlık mı yaptınız? Nitekim yüce Allah'ın:

"Ve bu... bir nimettir." (eş-Şuarâ, 26/23) âyeti da böyledir. Yani senin, benim başıma nimet diye kaktığın şey bu mudur? demektir.

Bu açıklamalardan maksat, Yûsuf (aleyhisselâm)a herhangi bir şekilde yalan nisbet etmemektir.

70 ﴿