83Dedi ki: "Hayır, nefisleriniz sizi aldatıp böyle bir işe sürüklemiş. Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır. Allah'ın hep birlikte onları bana kavuşturacağını ümit ederim. Her şeyi bilen, yegâne hüküm sahibi olan şüphesiz ki O'dur," Bu âyete dair açıklamalarımızı iki başlık halinde sunacağız: "Dedi ki: Hayır, nefisleriniz sizi aldatıp böyle bir işe sürüklemiş." Oğlum çalmadığı halde çaldığını söylemeyi süslü göstermiş. Şüphesiz ki bu Allah'ın murad ettiği bir iş dolayısıyla böyle oluyor. "Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır." Benim yapmam gereken iş güzel bir şekilde sabretmektir. Yahut sûrenin baş taraflarında geçtiği üzere, güzel bir şekilde sabretmek benim için daha uygundur, demektir. Nefsinde, evladında yahut malında hoşlanmadığı musibet ile karşı karşıya kalan herbir müslümanın, bu hoş olmayan olayı güzel bir sabırla karşılaması görevidir. Bu işi onun başına getirene rıza ve teslimiyet göstermelidir. Bu işi başına getiren ise herşeyi bilen ve hikmeti sonsuz olandır. Müslüman bu gibi durumlarda Allah'ın peygamberi Hazret-i Ya'kub ile diğer peygamberlere -Allah'ın salat ve selamı hepsine olsun- uymalıdır. Said b. Ebû Arûbe, Katâde'den, o el-Hasen'den naklen dedi ki: Kulun yuttuğu iki tür yudum vardır ki, Allah için bunlardan daha sevimlileri yoktur. Bu yudumların birisi kulun güzel bir sabır ve güzel bir metanet ile yudumladığı musibet yudumudur. Diğeri ise kulun tahammülkârlık ve af ile yudumladığı öfke yudumudur. İbn Cüreyc de, Mücahid'den naklen yüce Allah'ın: "Güzel bir sabır" âyeti ile ilgili olarak şöyle dediğini nakletmektedir: Ben bundan dolayı hiçbir kimseye şekva etmeyeceğim (demektir). Mukâtil b. Süleyman, Atâ b. Ebi Rebah'dan, o Ebû Hüreyre'den rivâyet ettiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "İçini açıp (musibetini) yayan kimse sabretmiş olmaz." Beyhakî, Şuabu'l-Îman, VII, 214, 215. Bakara Sûresi'nde de (2/155. âyetin tefsirinde) sabrın ilk sadme esnasında gösterilmesi gerektiğine dair açıklamalar ile ne kadar eski olursa olsun, musibetini hatırladığında istircâ yapan (innâ lillah... diyen)in mükâfatına dair açıklamalar geçmiş bulunmaktadır. Cuveybir, ed-Dahhâk'tan, o İbn Abbâs'tan naklen dedi ki: Hazret-i Ya'kub'a, Hazret-i Yûsuf dolayısıyla yüz şehit ecri verilmiştir. İşte bu ümmetten olup da karşılaştığı musibetinin mükâfatını Allah'tan bekleyen kimseye de Ya'kub (aleyhisselâm)ın ecri gibi ecir verilecektir. "Allah'ın hep birlikte onları bana kavuşturacağını ümid ederim." Çünkü Hazret-i Ya'kub, Hazret-i Yûsuf'un ölmediği kanaatinde idi. Ona göre sadece Yûsuf'tan haber alamıyordu. Çünkü Yûsuf kendisi adına hiçbir şey yapamayacak bir köle olarak götürülmüştü. Sonra onu hükümdar satın almıştı. Hükümdarın evinde kalıyor ve kimselere görünemiyordu. Daha sonra zindana atıldı, yeryüzünde iktidara sahip olunca babasının durumundan haberdar olması için hile (çare)lere başvurdu. Herhangi bir haberci göndermedi. Çünkü kardeşlerinin bunu öğrenip elçinin babasına ulaşmasını engellemeye kalkışmalarını istememişti. Hazret-i Ya'kub: "onları" demesi ise üç kişi olmalarından dolayıdır. Hazret-i Yûsuf onun öz kardeşi ve kardeşi dolayısıyla geriye kalarak gelmeyen diğeri. Bu ise: "Katiyyen bu yerden ayrılmam" diyen kişi idi. "Herşeyi" ve bu arada halimi de çok iyi "bilen" verdiği hükümlerde "yegane hüküm sahibi" ve hikmeti sonsuz "olan şüphesiz ki O'dur." |
﴾ 83 ﴿