84Onlardan yüz çevirip: "Ya esefâ alâ Yûsuf" dedi ve kederinden gözlerine ak düştü. Artık o hüznünü açıklamayıp içinde saklıyordu. Bu âyete dair açıklamalarımızı üç başlık halinde sunacağız: "Onlardan yüz çevirip..." Çünkü Bünyamin'in de haberini alınca artık Hazret-i Ya'kub'un kederi doruk noktasına ulaştı ve bütün gücünü kaybetti. Yüce Allah, Yûsuf dolayısıyla uğradığı musibetini âdeta yeniledi. O bakımdan: "Yâ esefâ alâ Yûsuf" dedi. Oğlu Bünyamin'i unuttu ve onu hatırlamaz oldu. Bu şekildeki açıklama İbn Abbâs'tan nakledilmiştir. Saîd b. Cübeyr der ki: Ya'kub (aleyhisselâm) bizim Kitabımızda yer alan istircâ (innâ lillah...)ı bilmiyordu, eğer bu istircâyı bilseydi, hiçbir şekilde "yâ esefâ alâ Yûsuf demezdi. Katâde ve el-Hasen derler ki: Bu ey benim kederim.., demektir. Mücahid ve ed-Dehhâk ise: Ey benim son haddine varan tahammülüm anlamındadır, demişlerdir. Şair Küseyyir der ki: "Kalb nasıl yüz çevirdi ve nefis teselli edilince Nasıl teselli buldu diye, her ikisine de esef (yazıklar) olsun." Esef; elde edilemeyen ve geçen dolayısıyla aşın hüzün ve keder demektir. Başına getirilen nida "ya" da: Gel ey esef, çünkü artık bu senin geleceğin vakittir, anlamındadır. ez-Zeccâc der ki: Bu tabirin aslı "yâ esefi: Ey benim kederim" şeklindedir. Fetha hafif olduğundan dolayı sondaki "ya" elife ibdâl edilmiştir. "Ve kederinden gözlerine ak düştü." Denildiğine göre altı yıl süreyle gözleriyle görmedi, kör olmuştu. Bunu Mukâtil söylemiştir. Yine denildiğine göre göze ak düştüğünde az da olsa bir görme olur. Hazret-i Ya'kub'un halini en iyi bilen ise Allah'tır. Gözlerine ağlamaktan dolayı ak düşmüştü, fakat ağlamasının sebebi kederiydi. Bundan dolayı yüce Allah: "Kederinden" diye buyurmaktadır. Yine denildiğine göre Hazret-i Ya'kub namaz kılarken, Hazret-i Yûsuf önünde enine doğru yatıyordu. Uykusunda hafif horladı, Hazret-i Ya'kub ona doğru baktı. İkinci bir defa daha horladı, yine Hazret-i Ya'kub ona baktı. Sonra üçüncü bir defa horladı, yine Hazret-i Ya'kub hem ondan, hem horlamasından dolayı sevinç ile ona baktı. Yüce Allah meleklerine şunu vahyetti: "Şu benim seçkin kuluma ve halil’imin oğluna (torununa) bakınız. Bana münacatta iken benden başkasına İltifat edip bakıyor. İzzetim ve celalim hakkı için onlarla yönelip baktığı o iki gözbebeğini ondan alacağım. Kendisini dönüp baktığı kişiden onu seksen yıl süreyle ayıracağım. Tâ ki amel edenler Benim huzurumda ayağa kalkanların, Benim gözetimim altında olduğunu bilmeleri gerektiğini bilsinler." 2- Namazda Sağa Sola İltifat Etmek: Bu olayda namazda (sağa sola bakarak) iltifat etmenin, namazı iptal etmese dahi bundan dolayı cezanın söz konusu olacağına ve namazın eksik kalacağına delil vardır. Buhârî, Âişe (radıyallahü anha)dan şöyle dediğini rivâyet eder: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)a namazda (sağa sola dönerek) iltifata dair soru sordum da şöyle buyurdu: "Bu şeytanın kulun namazından gizlice çaldığı bir şeydir. " Buhârî, Ezan 93, Ded'u’l-Halk 11; Ebû Dâvûd, Salât 161; Tirmizî, Cumua 59; Nesâi, Sehv 10; Müsned, VI, 106 İleride Mü’minun Sûresi'nin baş taraflarında bu hususa dair ilim adamlarının görüşleri -yüce Allah'ın İzniyle- kapsamlı bir şekilde gelecektir. 3- Hazret-i Ya'kub'un Kederinin Sebebi: en-Nehhâs der ki: Bir grup kimse Hazret-i Ya'kub'un -Allah ona ve peygamberimize salât ve selâm eylesin- aşın kederinin sebebinin ne olduğuna dair soru sordular. Bu konuda ilim adamlarının üç türlü cevabı vardır. Bu cevaplardan birisi şöyledir: Hazret-i Ya'kub, Hazret-i Yûsuf'un hayatta olduğunu öğrenince dinine zarar geleceğinden korktu. İşte bundan dolayı oldukça kederlendi. Bir diğer görüşe göre Hazret-i Ya'kub'un kederlenmesi oğlunu, kardeşlerine küçük yaşına rağmen teslim etmiş olmasıdır. Buna sonradan pişman olduğundan üzülmüştür. Üçüncü bir açıklamaya göre -ki bu, bu cevapların en açık ve kuvvetli olanıdır- keder yasaklanmış bir şey değildir. Yasaklanmış olan yaygara basmak, elbiseleri yırtmak ve uygun olmayan sözler söylemektir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da: "Göz yaşanr, kalb kederlenir ama Rabbi gazablandıran bir şey de söylemeyiz." Buhârî, Cenâiz 44; Müslim, Fedâil 62, İbn Mâce, Cenaiz 53; Müsned, III, 194. diye buyurmuştur. Yüce Allah da: "Artık o hüznünü açıklamayıp içinde saklıyordu" âyeti ile bunu açıklamaktadır. Yani Hazret-i Ya'kub gam ve kederle dolup taşmakla beraber, bunu içinde tutuyor, kimseye açmıyordu. Nitekim kederin saklanıp, gizlenmesi anlamında; ifadesi de buradan gelmektedir. Buna göre; ise keder yolu kendisine karşı tıkanmış kimse demektir. Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır: "Hani o gamla dolu dolu dua etmişi ." (el-Kalem, 68/48) İçi kederle dolup taşmıştı, demektir, Bu kelimenin, kederini yutan, gizleyen anlamına gelmesi de mümkündür. Bu da kederini örten ve kimseye açmayan kimse demektir. İbn Abbâs'dan: Kederini içinde saklayan ve üzüntülü bir kimse, diye açıkladığı nakledilmektedir. Şair de der ki: "Eğer Şâs'ın musibeti dolayısıyla kederimi içime atıyor idiysem de, Artık bugün ben dilimin bağını çözmüş bulunuyorum." İbn Cüreyc, Mücahid'den, o İbn Abbâs'tan şöyle dediğini nakletmektedir: Hazret-i Ya'kub'un kederden gözleri görmez olmuştu. "Artık o hüznünü açıklamayıp içinde saklıyordu." İbn Abbâs, o kederli idi diye açıklamıştır. Mukâtil b. Süleyman ise Atâ'dan, o İbn Abbâs'tan yüce Allah'ın: "Artık o hüznünü açıklamayıp içinde saklıyordu" âyeti hakkında şöyle dediğini nakletmektedir: O aşırı derecedeki hüzün ve kederini gizliyor, açmıyordu. Demek istiyor ki: Hazret-i Yûsuf’un hayatta olduğunu bilmekle birlikte, nerede olduğunu bilmiyordu. İşte bundan dolayı oldukça kederli idi. el-Cevherî der ki: (İbn Abbâs'ın açıklamada kullandığı): kelimesi, gizlenip saklanan keder demektir. İşte bu kelime ile aynı kökten olmak üzere; "Adam kederini gizleyip sakladı" denilir. İsm-i faili de; ...diye gelir. en-Nehhâs der ki: "Filan kişi oldukça kederlidir ve kederinden şikayet etmemektedir" demektir. Şair de der ki: "Kavmimi (Savaşa) teşvik ettim ve ben düşmanla Savaşmayı bir şeref saydım, Onlar ise ölüm korkusundan dolayı kederlerini içlerinde saklamışlardı." |
﴾ 84 ﴿