90

"Aaa! Sen, evet sen Yûsuf sun öyle mi?" dediler. O dedi ki; "Ben Yûsuf’um, bu da kardeşimdir. Allah bize lütfetti, çünkü kim korkar ve sabrederse herhalde Allah İyilik edenlerin mükâfatlarını boşa çıkarmaz."

"Aaa! Sen, evet sen Yûsuf sun öyle mi?" dediler. Hazret-i Yûsuf'un huzuruna girib de:

"Bizi de, ailemizi de darlık sardı" (Yûsuf, 12/88) deyip ona itaat gösterip, alçak gönüllülüklerini arzedince, onlara karşı yumuşadı, kalbine rikkat geldi ve kendisini onlara tanıtarak:

"Yûsuf’a ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?" dedi. Bunun üzerine onlar da uyanıp:

"Aaa! Sen, evet sen Yûsuf’sun öyle mi? dediler."

Bu açıklamayı İbn İshak yapmıştır. Bir diğer açıklamaya göre Hazret-i Yûsuf gülümseyince, onu Yûsuf'a benzettiler ve bu konuda ona soru sordular.

İbn Abbâs der ki: Hazret-i Yûsuf kendilerine:

"Yûsufa ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?" âyetinde geçen sözleri söyleyince, daha sonra da Yûsuf gülümseyince -Yûsuf (aleyhisselâm) gülümsedi mi dişleri ipe dizili inci gibi görünürdü- onu Yûsuf’a benzettiler ve soru ile durumu anlamak maksadıyla:

"Aaa! Sen, evet sen Yûsuf’sun öyle mi?" dediler.

Yine İbn Abbâs'tan nakledildiğine göre kardeşleri tacını başından çıkartıncaya kadar onu tanıyamadılar. Alnının üst tarafında ona dair bir alamet vardı. Hazret-i Ya'kub'un da onun gibi bir alameti vardı ve bu bir beni andırıyordu. Hazret-i Yûsuf kendilerine:

"Yûsuf’a ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?" dediğinde, başındaki tacı kaldırdı ve onu tanıyarak:

"Aaa! Sen, evet sen Yûsuf’sun öyle mi?" dediler.

Yine İbn Abbâs Süyûtî, ed-Durru'l-Mensûr, IV, 579da biraz daha uzunca kaydettiği bu mektubu, Vehb b. Münebbib'ten diye kaydetmektedir. Böyle olması daha uygundur. Çünkü Hazret-i Ya'kub'un, boğazlanması emredilenin Hazret-i İshak olmadığını bilmemesi de mümkün değildir; İbn Abbâs'ın böyle bir mektubun yazılmış olduğunu bildirmesi de mümkün değildir. Mektup rivâyeti itibariyle sağlam olmadığı gibi; muhtevası da Isrâiliyât'tan olduğunu göstermektedir. der ki: Hazret-i Ya'kub ona oğlunu geri vermesi için bir mektup yazdı. Mektup'ta şöyle deniyordu: Allah'ın halili, İbrahim'in oğlu, Allah'ın kurbanlıkla fidye verip, boğazlanmaktan kurtardığı (zebîhullah) ishak'ın oğlu, Allah'ın seçkin kulu Ya'kub'dan, Mısır Aziz'ine! İmdi bizler belâ ve mihnetlere duçar bir aile halkıyız. Allah dedemi Nemrut ve ateşiyle imtihan etti, daha sonra babam İshak'ı da Allah için boğazlanmakla imtihan etti. Beni de çocuklarım arasında en çok sevdiğim oğlum ile imtihan etti. Sonunda ağlamaktan gözlerim görmez oldu. Ben hiçbir zaman çalmadım, benden çalan bir çocuk da dünyaya gelmedi. Vesselam."

Hazret-i Yûsuf bu mektubu okuyunca, eklemleri yerinden oynadı, titredi. Derisinin tüyleri diken diken oldu ve gözlerinden boşanırcasına yaş akıttı. Tahammülü ve sabrı kalmadı ve bilinmeyen sırrı açıkladı.

İbn Kesîr; "Sen...sin öyle mi?" âyetini haber anlamında; "Muhakkak ki sen... sun" diye okumuştur. Bu kıraatin bu haliyle de yüce Allah'ın:

"Nimet diye başıma bunu mu kakıyorsun?" (eş-Şuarâ, 26/22) âyeti gibi istifham olması da mümkündür,

"O da dedi ki: Ben Yûsuf'um." Evet, ben o zulme uğrayan, öldürülmek istenen Yûsuf'um. O; ben, oyum demeyerek olayın büyük bir olay olduğuna işaret etmek istemişti.

"Allah bize" kurtulmak ve hükümdarlık ihsan etmekle

"lutfetti, çünkü kim korkar ve sabrederse" kim Allah'tan korkar, musibetlere ve masiyetlere karşı sabredip, direnirse

"herhalde Allah iyilik edenlerin" yani Allah'ın verdiği belâ ve imtihanlarda sabrederek, O'na itaati devam ettirenlerin

"mükâfatlarını zayi etmez."

İbn Kesîr; "Çünkü kim korkar., .sa" âyetini; şeklinde ye harf-i meddi ile birlikte okumuştur. Bu şekildeki kıraat, "Kim" edatının "Kim ki" anlamında ism-i mevsul kabul edilmek suretiyle caizdir. Bu durumda da ism-i mevsulün sılası arasına girer ve bu durumda "ya" harfi de harf-i med olarak telaffuz edilir, başka türlüsü de olmaz. Buna bağlı olarak; Sabrederse" ref ile okunur. Ayrıca; "Sabrederse" lâfzını cezm ile okuyup; "Korkar" lâfzı da mahallen meczum kabul edilmek suretiyle okunması da mümkündür. Buna karşılık, da şart edatı olur, "ya" harfi de harf-i med olarak okunur. Cezm alameti ise aslında "ya" harfinin üzerinde bulunan ötrenin hazfedilmesi kabul edilir. Şairin şu beyitinde olduğu gibi:

"Sonra Dımeşk'a girdiğin vakit geslen

Ey Yezid b. Halid b. Yezid diye."

Bu anlaındnki fiil emir olduğu için sonundaki "ye" luırfinin hazfedilmesi gerekiyordu.

Bir başka şair de şöyle demektedir:

"Haberler Ziyadoğullarının süt veren sağmal develerinin başlarına

Neler geldiğini göstermekte iken, o sana gelmedi mi?

Burada fiilin başındaki cezm edatı dolayısıyla "ya" harfinin Imfedihnesi gerekirken, harf med olarak okunması muzni'i' aslındaki ötrenin hazfedîldiğini kabul etmek, cezın alameti olarak değerlendirilmektedir.

Cemaatin bu âyeti okuma şeklinin sebebi ise gayet açıktır. "Çünkü..." deki zamir, söylenen sözlere işarettir. Ondan sonraki cümle ise haberdir.

90 ﴿